Soğuk yavaşça bedenimi uyuştururken ölüm de bedenimi ele geçiriyordu. Ya da vücudumu saran bu soğukluk ölümün habercisiydi. Gözlerimi açık tutmaya çalışırken üzerime yağan kara bakıp hafifçe gülümsedim. Böyle devam ederse çok geçmeden bedenimi bir yorgan gibi kapatacak, bulunmaz kılacaktı. Hayatımda tek duymak istediğim, dinlemekten vazgeçemeyeceğim ama bir o kadar da duymayı hak etmediğim o muazzam gülüş beynimde yankılanıyordu. Sanırım sevgi denilen şeyin ne olduğunu sonunda anlamıştım. Gözkapaklarım ağırlaşmaya başlamışken onu gördüm. Bana doğru koşuyor, bağırıyor ama dediklerini algılayamıyordum. Yanıma varınca diz çöküp ellerimi tuttu ve gözlerindeki yıldızlar ellerime döküldü. Onu ağlarken görmek ölümden de acıydı. Her zaman sıcak olan elleri şimdi soğuktu. Derin bir nefes alıp “Ellerin… Soğuk…” dedim. Kendi sesimi duyamazken beni duyduğundan şüpheliydim. Ellerimi daha sıkı tutup “Sen yoksan sıcak olamazlar ki. Yardım gelene kadar dayanmalısın, verdiğin sözü tutmalısın Tanay!” dedi ve ağlaması yağan kar gibi şiddetlendi. Tebessüm ettim. “Hat-hatırlıyorsun…” Hıçkırıkları arasında “Lütfen benden vazgeçme.” diye fısıldadı. Kalan son gücümü toparlayıp “Senden asla vazgeçemeyeceğimi çok iyi biliyorsun.” dedim ve açık tutmakta zorlandığım gözlerim kapandı. Sesi boğuklaşırken gördüğüm rüyadan uyandım. Rüyamdaki kişiyi daha önce gördüğümü hiç sanmıyorum. Sanki… Sanki okuduğum kitaplardaki karakterlerin vücut bulmuş haliydi. İçime bir sıkıntı düşmüştü. Ne olduğuna anlama veremeyerek yataktan kalktım, kıyafetlerimi değiştirdim ve çantamı alıp evden çıktım. Her günkü gibi okula gitmeden önce mahallenin asabi mi asabi, aynı zamanda da en yufka yüreklisi olan bakkal Murat Amca’dan gazetemi almaya gittim. Dükkana girince Murat Amca’yı aradı gözlerim. Çok geçmeden “Günaydın Tanay.” “Senin de sabah-ı şeriflerin hayır olsun Murat Amca.” “Bakıyorum bugün erkencisin. Canını sıkan bir şey mi var yoksa?”
“Yok Murat Amca erken uyandım, evde de durmak istemedim.” Gerçi yalan da değildi. “Ne zamandır seninle iki lafın belini kıramıyorduk, gel bir çayımı iç.” diyerek tezgahın arkasındaki tabureleri alıp kapının önündeki masanın yanlarına koydu. “Sen otur Murat Amca ben çayları doldurup getiririm.”
Çayları doldurup getirdim ve masaya koydum. Bu saatlerde mahalle sessiz olurdu. Mahallenin esnafları yavaş yavaş dükkanlarını açmaya başlıyordu. Sessizliği bölen Murat Amca oldu.
“Okul nasıl gidiyor Tanay?” “İyi gidiyor, sınavdı ödevdi derken kafamı kaşıyacak vakit bulamıyorum.” Başını onaylar şekilde sallamakla yetindi. Sokakta geçenleri izlerken gözüm gazete standına takıldı. Hayret bugün gazete gelmemişti. “Murat Amca gazeteler gelmemiş, bu seferki postacıyla da papaz olmadın umarım.”
Yüksek bir kahkaha attı. Hepimiz biliyorduk Murat Amca’yı. Kaç tane postacıyla kavga ettiğini sayamaz olduk.
“Yok evladım daha papaz olmadık ama geldiğinde olacağız.”
Sözünü bitirmişti ki postacı soluk soluğa karşımıza geçti. “Kusura bakma Murat Abi, gazeteler matbaadan geç geldi.”
Murat Amca derin bir nefes aldı. Bu nefesi tüm mahalleli çok iyi bilirdik. Dananın kuyruğu kopmak üzere. Oturduğum yerden kalktım ve bir gazete alıp parasını tezgaha bıraktım.
“Kolay gelsin Murat Amca. Ben gideyim dersler var malum.” dedim ve okula doğru ilerledim.