İçeriğe geç

Soyutlanmak

Bölüm 5 · 2 dk okuma

Soyutlanmak

Bölüm 5

Bulantı

"İyiyim, yoğunum ama merak etmeyin. Sizi de özledim. En kısa zamanda ararım. Hatta konser turnemiz başlamadan önce ziyarete geleceğim umarım. Kendinize iyi bakın lütfen..."

Gönder tuşuna bastım. Telefonu yere bıraktım. Yalan. Yine yalan. Hep yalan. Ne zamandır doğru düzgün bir şey söylemediğimi hatırlamıyordum bile.

Dışarıdaki sesler yükseldi. Bir şeyler yiyorlardı. Yemek kokusu kapının altından sızıyordu. Baharatlı tavuk, kimchi, pilav kokusu... Midem bulanıyordu. Aç değildim. Açlık, hissettiğim onca şeyin arasında kaybolup gitmişti.

Odanın içinde öylece otururken, dışarıdan gelen sesler giderek uzaklaştı. Saat gece yarısını geçmişti. Herkes odalarına dağılmıştı.

Ayağa kalktım. Bacaklarım uyuşmuştu, birkaç adım sendeleyerek yürüdüm. Yatağıma oturdum ve masamdaki çekmeceye baktım. O çekmece. İçinde ne olduğunu bildiğim ama hiç açmadığım çekmece.

Parmaklarım yine kulpa dokundu. Soğuk metal parmaklarımı yaktı.

Siwoo: Belki... bugün... ya da neyse. Bugün değil...

Başımı yasladığım yastığın nemli olduğunu fark ettim. Ağlamış mıydım? Ne zaman? Hatırlamıyordum. Gözlerim yanıyordu, kurumuş gözyaşlarının bıraktığı tuzlu izler tenimi acıtıyordu.

Tekrar yatağa uzandım. Tavanı izledim. Beyaz, boş, sessiz. Tıpkı içim gibi.

Uyku yine gelmedi. Saatlerce öylece yattım. Bazen gözlerimi kapatıyordum, bazen açık tutuyordum. Hiçbir fark yoktu. Karanlık hep oradaydı.

Sabah olduğunda vücudum kendiliğinden kalktı. Otomatik pilottaydım. Dişlerimi fırçaladım, yüzümü yıkadım, saçımı taradım. Aynaya her baktığımda bir yabancı görüyordum. Gözleri boş, ifadesiz, ruhsuz. Benden geriye ne kalmıştı acaba?

Salona indiğimde herkes yerli yerindeydi. Jeongin ve Seungmin koltukta telefona bakıyor, Hyunjin aynada kendini inceliyor, Changbin mutfakta kahve yapıyor, Chan hyung masada laptopunu açmış bir şeyler okuyordu. Felix, pencerenin önünde durmuş dışarıyı izliyordu.

Herkes bana baktı. Ama kimse selam vermedi. Bir sessizlik çöktü. Chan hyung ağzını açtı, bir şey söyleyecek gibi oldu, sonra vazgeçti. Changbin kahvesini aldı, yanımdan geçerken göz bile devirdi.

Felix ise... Felix hala pencereden bakıyordu. Sanki ben orada yokmuşum gibi. Dün geceki o kapı aralığındaki konuşma, o titreyen sesi... hepsi buhar olup uçmuş muydu?

Masaya oturdum. Önümdeki kahvaltıya uzanmadım. Sadece oturdum. Zaman geçtikçe herkes odalarına dağıldı, ben hala oturuyordum.

Ve sonra bir şey oldu. Bir anda başım dönmeye başladı, görüşüm yine bulanıklaştı. Sanki dışarıdan izliyordum kendimi. Ama bu sefer... bu sefer kontrol edebiliyordum.

Görüşüm bir anda siyah-beyaz bir hal aldı. Midem bulanıyordu ve terliyordum. Ne olduğunu anlayamadan kafamın içinde bir çınlama olmaya başladı. Gürültülü, tiz bir çınlamaydı.

Sonra hiçbir şey olmamış gibi normale döndüm. Hiç kimse bir şey fark etmemişti.

Salon bomboştu. Herkes odasına çekilmişti. Ben hâlâ masanın başında oturuyordum. Kalbim hızlı atıyordu, ter soğuk soğuk sırtımdan aşağı süzülüyordu.

Ne oldu bana? Bu neydi?

Ayağa kalkmak istedim ama bacaklarım beni taşımayı reddetti. Tekrar oturdum. Nefes almak için derin nefesler aldım, ama her nefes göğsümü daha da sıkıştırıyordu.

Bölüm sonu

1 yorum