sour 10
𓆩ꨄ︎𓆪
Annemler yemek dolu kaplarla Hyunjin'i evine uğurlarken salonun kapısına yaslanmış, sessiz bir şekilde onu izliyordum. Nazikçe gülümsüyor, babamla şakalaşıyordu. En sonunda gitme vaktinin geldiğini anladığında kafasını kaldırıp salonun kapısına doğru, yani bana baktı.
Zorlukla yutkundum. Odamda yaşadığımız olay yüzünden ve onun son söylediği şey yüzünden garip hissediyordum. Ufacık bir bakışmanın ardından merdivenlerden inmişti. Sonrasında zaten annem kapıyı kapatmıştı.
"Çok nazik çocuk," dedi annem kapının ardından bana dönerek. "Daha sık yemeğe çağır. Evde doğru düzgün beslenemiyordur şimdi."
"Niye beslenemesin?" dedim kollarımı göğsümde birleştirip anneme üsten bir bakış atarken. "Onun da annesi gayet güzel yemekler yapıyordur." Hatta o kadar iyi beslendiği için burnumu yamultacak kadar güçlü top fırlatmıştı.
Annem sinirle bana adımlayarak omzuma vurdu. Bu hamlesiyle acıyla inlemiş ve omzumu tutmuştum. Yine niye günah keçisi ben oluyordum?
"Aptal kız." dedi annem bir tane daha omzuma sertçe vurarak. "Çocuğun annesi yok ki. Tek yaşıyor. Babası denen adam da ona bu evi tutmuş, kendisi hiç yanına uğramıyormuş."
Şaşkınca gözlerimi kırpıştırdım. Gerçekliğine inanamadan, "Ben bilmiyordum." diye mırıldandım sessizce.
"Artık bildiğine göre sık sık yemeğe çağır bu çocuğu."
Üzerimdeki şok etkisiyle hafifçe başımı salladım ve koşar adımlarla odama girdim. Odaya girer girmez yerde gördüğüm kumaş kol parçasıyla adımlarım duraksamıştı. Sweatin kol parçasına uzunca bakıp yumruğumu sıktım.
"Neden o gün sweatini verdin?" diye sordum Hyunjin'e; duymayacağını bilsem bile.
Felix'in sweati olduğunu sanmıştım. Çimenlerin arasından kaçarak uzaklaşmaya çalıştığım sırada Felix'le çarpışmıştım. Sırılsıklam olduğumda karşımda yine Felix vardı. Ve en sonunda kalbimi fethedecek şekilde sweati uzatan da Felix olmuştu. Bu yüzden haftalardır Felix'den hoşlanıyordum. Çünkü onun bana karşı olan düşünceli davranışına resmen aşık olmuştum.
Ama bir anda Hyunjin çıkıp "Sweat benim, Felix'e vermesini ben söyledim." diyordu.
Ne zaman Felix'te olmasını umduğum bir şey olsa o şey, Hyunjin'de oluyor demiştim ya... Yine aynısı olmuştu.
Kendime sinirlenerek nefesimi verdim ve yerdeki kumaş parçasını aldım. Daha sonra Hyunjin'in yatağın üzerine koyduğu diğer parçasını da elime aldım. Dikecektim. İğne iplik işinden anlamasam bile dikecektim.
Annemlerin odasındaki aynalı konsolun çekmecesinden ufak iğne iplik kutusunu alıp odama geçtim. Sweat krem renkli olduğu için krem renkli ipi alıp iğne deliğine geçirmeye çalıştım. Ancak bu işlem sandığımdan daha zordu. Ufacık delikten asla geçmeyen iplik beni resmen sinir krizlerine sokmuştu.
"Yapmak zorundasın Seoyun." dedim kendi kendime komut vererek. En sonunda komutlarım işe yaramış, ipi iğneden geçirebilmiştim.
Ufak bir düğüm atarak kol kısmını geri dikmeye başladım. Dikiş makinesi kadar nizami olmasa da dakikalar sonunda iki parça birleşmişti. Tek sorun biraz yamuk dikmemdi sanırım. Onu da idare edecekti artık. Ne demişler terzi kendi söküğünü dikemezmiş. Buradaki terzi bendim. Söküğü yapan da bendim. Ciddi anlamda...
Derin bir nefes alıp sweati iki omzundan tutarak havaya kaldırdım. Güzel duruyordu. En azından tek parça hâline gelmişti
Dikkatlice sweati incelerken iç kısımdaki etiket aklıma gelmişti. Ters çevirip iç kısmını dışarı getirdim. Etiketteki HHJ harfleriyle bir kez daha bakışırken zorlukla yutkundum. Neden bunu daha önce görmemiştim ki?
İğneden bu kez sarı ipi geçirdim. Aramızdaki atışmalardan ve Hyunjin'in bana karşı gösterdiği ekşi tavırlarından dolayı ufak bir limon dikmeye karar verdim. Tam olarak HHJ harflerinin üstüne limonu dikmeye başladım. Çok fazla özenmeme rağmen limondan daha çok her şeye benzemişti.
"Olsun," dedim kendi kendime. "En azından ben limon olduğunu biliyorum. Üstüne bi' tane de yeşil yaprak ekledim mi oldu bu iş."
Yeşil iple ufak yaprağı da ekledikten sonra sweati tekrar normal şekline çevirdim. Yarın vermek amacıyla sandalyemin üzerine koyacağım sırada gözlerim hafifçe pencereme doğru kaymıştı.
Neden şu an deli gibi onunla konuşmak istiyordum?
"Kendine gel Kim Seoyun." dedim yanağıma sertçe bir tokat atarak. "Aklından geçirdiğin şeyi sakın yapma."
Beş dakika sonra;
Yaptım.
Tak.
Bir kez daha yaptım.
Tak.
Şu an ciddi ciddi Hyunjin'in taşına cam atıyordum. Pardon! Camına taş atıyordum.
Bunun için apartmanın önüne inip kaldırımdaki ufak taşları teker teker beş dakika boyunca topladığıma inanamıyordum. Bu gerçekten işsizlikti. Beş altı tane taş toplamak için dakikalarımı vermiştim; Hyunjin'in bir avuç dolusu taş attığını bildiğime göre yaklaşık olarak yarım saat boyunca taş toplaması lazımdı.
Delilikti bu.
Karşımdaki perdeler yavaşça açılırken kendi penceremin arkasında korkuyla sinmiş bir şekilde onu izliyordum. Ne tepki vereceğini merak ediyordum cidden.
Perdeyi açmasıyla karşıma kağıt yüz maskesiyle bana dik dik bakan Hyunjin çıkmıştı. Maske yüzüne küçük geldiği için alnının bir kısmı ve yanaklarının bir kısmı açıkta kalıyordu. Düşmemesi için de elleriyle sürekli sabitlemeye çalışıyordu.
Gülmemek için kendimi zor tutarak, "İlk defa bir erkeğin yüzünü nemlendirdiğini görüyorum." dedim.
Maske yüzünden pek rahat konuşamayarak, "Tanıdığın tüm erkekler bakımsızsa ben n'apabilirim? dedi.
Tebessüm etmekle yetindim. Aklıma annemin dedikleri gelmişti. Koskoca evde tek başına yaşıyor olduğu gerçeği beni üzmüştü. Oysaki evde tekim dediği gün ailesi seyahattedir ya da dışarda planları vardır diye düşünmüştüm. Genel olarak hep tek olduğundan bahsetmişti aslında...
Maskeden sıkılmış olacak ki çıkartıp büzüştürerek odasının bir tarafına fırlattı. Ardından yüzünde kalan nemlendirici kısmını dairesel hareketlerle yanaklarına yaymaya başladı.
"Benden daha beceriklisin bu konuda." dedim gülerek.
"Öyleyimdir."
Mütevazılığı karşısında bir kez daha gülmüştüm.
"Sen," dedi bakım seansı bittiğinde. "Taş atmayı bilir miydin ya?"
"Öğrenmiş olabilirim. En azından camına atıyorum, alnına değil."
Dediğim şeye sesli bir kahkaha atmıştı. Gülmesi için söylememiştim. Gerçekten alnıma yediğim taşla sinir krizi geçirmiştim. Böyle insan olmaz olsun, gözüme gelse kör ederdi diye çok kez beddua da etmiştim.
"Öğrendiğine göre," dedi yavaşça camından sarkarak. "Bundan sonra rahatsız edilen taraf ben mi olacağım?"
Bunu söyleyiş biçimindeki yüz ifadesi neredeyse aklımı kaçırmama neden olacaktı. Bu çocuk ömrüm hayatım boyunca bana bir kez olsun çekici gelmemişti. Neden şu an yüzüm alev alıyormuş gibi hissediyordum!?
Öksürerek, "Hayır." dedim. "Sadece sweatini geri vermek için taş atmıştım."
Tek kaşını havaya kaldırdı. "Ortada sweat diye bir şey kalmadı ama sen bilirsin."
Gülümsedim. Görmemesi için aşağıda tuttuğum sweati heyecanla kaldırarak ona gösterdim. "Diktim!"
Dikmemle alakalı dalga geçmesini ya da en azından benimle uğraşmasını bekliyordum. Ancak o şaşkın gözlerle sweate bakıyordu. Bu garip tavrı karşısında ben de şaşırmıştım.
Zorlukla yutkunarak, "Biliyorum pek düzgün dikemedim. Kol kısmı diğer kola göre biraz daha yukarda oldu. Giyerken rahatsız da edebilir ama idare edeceksin artık. Elimden bu kadarı geldi." dedim.
Kızacak mıydı?
Yoksa dalga mı geçecekti?
"Teşekkürler Seoyun. Gayet güzel duruyor."
Bir saniye- Neden kızmamıştı ya da neden dalga geçmemişti?
Bu Hyunjin, benim tanıdığım Hyunjin değil! Resmen hayran gözlerle yamuk diktiğim sweate bakıyordu.
"Ö-öyleyse," dedim afallayarak. "Fırlatıyorum sana doğru. Sıkı tut."
Sersemlemiş bir şekilde kafasını sallayarak kollarını açtı. Sweati birkaç metre öteme doğru yumak hâlinde fırlattıktan sonra artık elimden çıkmış olmuştu. Hyunjin'in elleriyle buluşan sweate son bir kez baktım. Bu sweat resmen hayatımı değiştirmişti.
Hyunjin, kendi ellerine geçen sweati yakından inceledi. Bunu yaparken dudakları yukarı doğru kıvrılmıştı. Gülümsüyordu.
Belki de dikilmiş olabilecek en yamuk dikişi dikmiştim. Zaten sweatini yırtan da bendim. Ne sweati yırtmama kızmıştı ne de sonrasında daha da beter şekilde dikmeme... Kızmak yerine gülümseyerek bakıyordu. Tuhaftı.
"Artık en sevdiğim sweatim kesinlikle bu." dedi gülümseyen gözlerle bana dönerken. O sırada durgun bir şekilde onu izliyordum.
Duyduğum şeyle göz bebeklerim şaşkınca büyüdü.
"Tekrar teşekkür ederim Seoyun. Geç oldu, uyuyalım artık."
Sersemlemiş bir şekilde başımı salladım. "Evet, evet. Geç oldu."
"İyi geceler."
Bu iki kelimenin daha önce bu kadar sıcacık geleceğini tahmin etmemiştim. Hem de Hyunjin'in ağzından çıkmasına rağmen. Yavaşça hızlanan kalbimle dediklerini tekrarladım. "İyi geceler..."
𓆩ꨄ︎𓆪
Bölüm Sonu !¡
0:57 ————|——— -2:10
🏀
Haii! Sour'un şu aralar yüksek etkileşim alması beni çok mutlu ediyor. Destekleriniz için çoook teşekkür ederim.
Gelecek bölümde biraz kafamız karışacak. Şimdiden haberini vereyim. Hep bu tempoda devam edemeyiz, biraz hainlik yapmam lazım.
O zaman yeni bölümde görüşürüüüz!