Karanlık.. kimine göre korku kimine göre sessizlik kimine göre huzur olan bu kelime benim için tamamen bir huzurdu. Ya da annemden kaçmak için bir seçenek.. Yine annem ile kavga etmiştim. Bu aralar artan kavgalarımızın sebebi ise vefat eden babaannemin odasına girmek istememdi. Babaannem vefat edeli beş ay olmuştu ve kilitli tutulan odasına kimse giremiyordu. Sebebini sorduğumda ise " ölünün odasına girilmez" deyip beni geçiştiriyorlardı. Yine yorgun bir şekilde antrenmandan çıktığım bir gündü. Önümüzdeki hafta Avrupa şampiyonasında maçım vardı. Küçüklüğümden beri uğraştığım yakın dövüş sanatları bana çokça şey katmıştı.
İlk olarak vücuduma ve bünyeme etkisi oldukça iyiydi. Kendimi tehlikeli insanlardan koruyabiliyordum. Ağrıyan bacak kaslarımı yavaşça ovmaya başladım. Şuan odamda oturmuş, ne yapacağımı düşünüyordum. Birkaç gecedir rüyalarıma giren büyükannem beni çok etkiliyordu. İçimden bir ses bana o odaya girmemi söylüyordu. Biraz daha düşünüp bu kararı kendi mahkememde yargılayıp karar verdim.
Evet o odaya girecektim! Annemin bu konu her açıldığında verdiği aşırı tepki beni artık işkillendirmeye başlamıştı. Anlık bir dürtü ile yatağımdan kalktım. Temkinli ve emin adımlarla bastığım soğuk parkeler sonunda bitti. Bir üst katta bulunan babaannemin odasına doğru yol aldım. Aynı zamanda da etrafı kolaçan etmeyi de ihmal etmedim. Merdivenlerin arasındaki uzunluk beni hiçte zorlamadı. Bir ceylan gibi seke seke çıktım her bir basamağı.
Üst kata çıktığımda beni karşılayan manzara kasvet ve iliklerime kadar hissettiğim soğuk havaydı. Burası alt kattan kat be kat daha soğuktu. Karanlık olan dar koridoru aydınlatan loş ışıkta her an bitmek üzere gibi görünüyordu. Bu sefer yavaş adımlarla ilerliyor, gözlerimi tam karşımda duran siyah kapıya sabitledim. Kilitli olduğunu bile bile altın sarısı rengi olan kapı kulpunu aşağı indirdim.
Kilitli olduğunu belli eden o ses kulağıma ulaştığında oflayarak geri çekildim. Anahtarı kesin annem saklanmıştı. Koridor boyunca asılı duran tablolarda aile büyüklerinin portreleri asılıydı. Bu görüntü bana ürkütücü bir manzara sunsa da aklımı çalıştırmaya başladım. Anahtarı hemen bulmam gerekiyordu yoksa annem yokluğumu fark edip hemen burada, yanı başımda bitebilirdi.
Koridor boyunca hızlı adımlarla yürüdüm, bir nevi volta atar gibi. Ama sonra yine kendimi babaannemin odasının olduğu yerde buldum. Kapısının hemen yanında asılı duran babaannemin annesinin portresine takıldı gözlerim. Parlayan birşey bana burdan göz kırpıyordu adeta. Ona biraz daha yaklaştığımda arkasında birşey olduğunu anlamam kısa sürdü. Hemen acele bir tavırla tabloyu olduğu yerden aşağı indirdim ve arkasını çevirerek gözlerimi o alanda gezdirirdim.
Gördüğüm şey ile kocaman bir şekilde açılan koyu yeşil gözlerim bu görüntü ile neye uğradığını şaşırdı. Çünkü biri, gümüş rengi olan anahtarı koli bandı ile buraya yapıştırmıştı. İçimden ta dışarılara kadar çıkan bir ses, bunun annemin işi olduğunu söyledi. Hemen koli bandını olduğu yerden çıkarmaya başladım. Fazla bir ses çıkmasını istemeyerek bu eylemimi temkinli bir şekilde sürdürdüm. Sonunda gümüş renkli anahtarı elime alınca yüzüme yerleştirdiğim zafer dolu görüntüyü görmek için ayağa kalktım. Hemen karşımda bulunan aynalı vestiyere bakıp ardından arkamı döndüm.
Heyecandan hızlanan kalp ritmimi boğazımda hissetmeye başladım. Anahtarı ait olduğu yere soktum ve ses çıkmamasına özen göstererek yavaşça çevirdim. Gıcırtılı bir şekilde açılan kapı yüzümü ekşitmeme neden olmuştu. Hızlıca bakışlarımı uzun koridor boyunca gezdirdim ve en sonunda babaannemin beş aydır kilitli tutulan odasına giriş yaptım. Odaya adımımı attığım ilk an hissettiğim soğuk ve boğucu hava beni olduğum yere çiviledi. Biraz da korkutucu gelen bu odadan çıkmayı düşündüm.
Ama haftalardır buraya girebilmek için annem ile sayısız tartışmaya girmiştim. Kendimi bildim bileli babaannemi sevmeyen annem, bana onun hakkında hep hikaye anlatırdı. Küçüklüğümden beri büyüdüğüm hikayelerin içinde babaannemin bir büyücü olması da vardı. Bunu birgün babama sormaya karar verdiğimde babam bunu kesin bir dille red etmişti. Şimdi ise buradaydım.. Ardımda duran kapıyı yavaşça örttüm. İçerideki karanlığa alışan gözlerim etrafı iyice taramaya başladı. Oldukça eski duran parkelerden yayılan diş gıcırdatıcı ses kulağıma her dolduğunda yüzümü ekşittim.
Babaannemin oldukça büyük olan yatağının etrafında bulunan tül perdeler hafiften bir sallantı halindeydi. Üzerimde bulunan siyah oversize sweatshirtim ve kalın pamuklu siyah eşofmanım olmasına rağmen bedenim soğuktan titremişti. Ardından babaannemin makyaj masasına doğru ilerledim. Üzerinde duran rujlar ve diğer eşyaları görünce içimi bir hüzün kapladı. Önümü bulanık görmeye başladığımda onu özlediğimi anladım. Babaannem her zaman soğuk bir yapıya sahipti. Kızıl saçları ve gözünün altına çektiği siyah kalemi onunla adeta bütünleşmişti.
Aynen ona çektiğim saçlarım ile önümdeki aynaya baktım. Uzun saçlarımı kestirmememe neden olan sözleri yankılandı zihnimin derinliklerinde..
" Bu saçları kestiğin an artık benim gözümde Vera değilsin. Vera her zaman asil ve güzeldir.."
İyiden iyiye duygusallaşan bünyem, onun makyaj masasına oturmama neden oldu. Gözüme çarpan kırmızı renkli parfüm şişesine takıldı bakışlarım. Elimi uzattım ve boynuma tam iki kere sıktım. Etrafa yayılan büyüleyici yasemin kokusunu tüm ciğerlerimde hissettim. Bu koku beni birden bire beş yaşıma götürdü. O gün doğum günümdü ve sevmediğim kuzenim Asya da gelmişti. Her daim kavga ederken o gün de etmiştik. Bunu gören babaannem hemen yanımıza gelmiş, ikimizi de bir güzel azarlamıştı. Sonra elinde tuttuğu şişeyi bana sıkarak şu cümleyi kurmuştu.
" Bu koku senin tılsımın.." oldukça büyüleyici bir şekilde söylediği bu cümle sonrası kocaman belerttiğim gözlerime engel olamamıştım.
Ardından da Asya beni kıskanıp o da bu kokuyu istemişti. Ama babaannem sadece bana özel olduğunu söylemişti. Gözümün önünde canlanan bu anıdan sonra yumduğum gözlerimi açtım. Eğer biraz daha bu odada vakit geçirirsem annemin kırk numaralı terliğinden bir güzel dayağımı yiyecek olacaktım. Ayağa kalkarken hemen yan tarafımda bulunan koca kitaplıktan bir kitap yere düştü. Ortaya çıkan ses ile beraber anlık bir kalp çarpıntısı yaşayarak kitabın düştüğü yere doğru ilerledim.
Kitaba yaklaştığımda ise üzerinde türkçe olmayan, daha önce hiç görmediğim bir alfabe ile yazılmış harfler bulunduran kapağa baktım. Altın sarısı ile işlenmiş olan bu yazıyı okumaya çalıştım. Ama aldığım sonuç koca bir hiçti. Elime aldığım bu kitap oldukça ağırdı. Her geçen saniye artan merakıma yenik düşüp bu eski kitabın kapağını açtım. Sararmış olan sayfaları toz kaplamıştı. Ellerimi gezindirdiğim her bir sayfada anlamını çözemediğim kelimeler ve çizimler bulunuyordu.
En son bir sayfada durdum. Burada durmamı sağlayan şey, tıpatıp bana benzeyen bir çizim görmüş olmamdı. Bu çizimdeki tuhafıma giden şey ise ne biçimde çizilmiş olmamdı.

Saçlarıma yerleştirilmiş olan yasemin çiçekleri alnıma değiyordu. Gözlerim kapalı bir vaziyette sanki uyuyor gibiydim. Oldukça etkilendiğim bu sayfa beni garip hissettirmişti. Sanki daha önce bu hissi yaşamış gibiydim. Adeta bir dejavuydu bu!
Kitabı geri yerine koymak için ayağa kalktım. Ama bu eylemi engelleyen şey odanın içine dolan kuvvetli esen soğuk rüzgardı. Birden nereden geldiğine anlam veremediğim bu rüzgar saçlarımı adeta peşinde sürüklüyordu. Gözlerimi açamayacağım duruma geldiğim için bir yere oturmaya çalıştım ama gittikçe karanlıklaşan oda git gide zifiri bir hâl aldı.
Bedenim bir yaprak gibi titremeye başlarken aklım hâlâ gördüğüm o çizimdeydi. Önümü bile görmediğim bu saniyelerde bedenimi adeta bir yılan gibi saran sıcaklık başımı döndürdü. Nefesimi zorla ulaştırdığım akciğerlerim gittikçe ağırlaştı ve bilincim bilmediğim bir yöne kapılıp kayboldu...
