İlk odanın zeminindeki şifreyi çözüp duvarların rengini tersine çevirdiğinde, kakao tonları bir anda yarılarak Aylin’i ikinci otağın içine fırlattı. Burası, ilk bakışta Viktorya dönemine ait büyüleyici ve asil bir kütüphaneyi andırıyordu. Duvarlar boyunca uzanan devasa ahşap kitap rafları, tavanı görünmeyen bu mülkün her yanını sarmıştı. Ancak tuhaf olan şey, raflarda kağıttan kitaplar yoktu. Her bir kitap, dikey olarak akan, yeşil ve mavi renkli dijital veri hatlarından ibaretti. Aylin raflara doğru yaklaştığında, odadaki havanın çok ağır olduğunu ve zamanın dışarıdakinden farklı aktığını fark etti. Kolundaki saat hızla geriye doğru dönüyordu; saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri kovalayarak geçmişe akıyordu. Odanın mərkəzində duran devasa pirinç saat, her tik-tak sesinde kütüphanenin raflarını yerinden oynatıyor, odanın geometrisini altüst ediyordu.
Aylin derin bir nefes aldı. Eğer zaman tamamen sıfırlanırsa, kendi varlığının da bu simülasyonun içinde silineceğini biliyordu. Raflardan birine elini uzattı ve parmakları parıldayan bir veri akışına değdi. O anda odanın duvarlarında projelendirilmiş gibi kendi çocukluğuna, üniversite yıllarına ve ilk tasarladığı amatör oda çizimlerine dair görüntüler belirdi. Bu oda, onun hafızasını bir inşaat malzemesi olarak kullanıyordu. Çıkış kapısını bulmak için zamanın bu doğrusal olmayan akışını durdurması gerekiyordu. Fark etti ki, pirinç saatin yelkovanı her döndüğünde, odanın köşesindeki gölgeler bir kapı silueti oluşturuyordu. Zamanı durdurmanın tek yolu, kütüphanenin simetrisini bozmaktı. Aylin, veri raflarındaki kodları manipüle ederek dijital kitapların yerini değiştirmeye başladı. Ağır ahşap kokusuyla karışan elektrik akımı odada fırtına estirirken, kitapları kronolojik bir sıraya dizdi. Kendi geçmişini doğru sırayla inşa ettiğinde, pirinç saat büyük bir gürültüyle durdu. Kütüphanenin tam köşesindeki gölgeler katılaşarak pirinç kulplu, ağır bir kapıya dönüştü. Aylin, zamanın kırıldığı bu köşeden geçerek bir sonraki tehlikeye adım attı.