4. BÖLÜM:KRALİYET SOYU
“işte sana bunu anlatmaya çalışıyordum...” Eudora cevap veren bir tavırla beni
gözlüyordu.
“Ah! Merhaba benim canım kardeşlerim!” Enola yapay bir gülümseme ile
bağırdı.
“Ben Enola , tabi beni herkes tanır. Hem daha yeni geldiğiniz için beni
tanımıyor olabilirsiniz..”
Kibirli bir tavırla bize bakıyor ve böbürleniyordu.
“Umarım bana balo için bir elbise almışsınızdır özellikle sen küçük kızıl velet”
dedi beni göstererek. Boyum sadece 1.71 idi. Bu budala anlaşılan kızıl saçım ile
dalga geçiyordu. Ayrıca yanak ve burun çizgisinde ufak tefek çillerim vardı.
Utanmıştım çünkü çiller, kızıl saç ve mavi göz çirkinlik belirtileri idi. En azından yüz
hatlarım ve elmacık kemiklerim belirgindi.
“Pardon?” Dedim afallamış bir şekilde.
“Şey, senin adın Elodie’ mi neydi, aptalın teki diyorlardı sana.”
“Karşında ayna yok seni ahmak!”. Eudora beni sahiplendi ve korumacı bir
şekilde çıkıştı.
“Ah! Ne, bu ne kadar terbiyesizce bir çıkış! Görüyor musun anneciğim?”
Yapmacık bir şekilde cümlesini kurduktan sonra annem başını öne eğdi ve onu
desteklemeye başladı; sanki teslim olurcasına...
“Evet kızım haklısın onlarla konuşup gerektiğinde cezalarını vereceğim. Affet
bizi ilk geldiğin gün seni üzmek istemiyorduk.”
Güneş ufukta batarken diğer taraftan ay doğuyordu. Bir tarafta ay diğer tarafta
güneş hem batıyor hem doğuyordu. Ay, Eudora ile benim tarafımda; güneş, Enola ile
ailemin tarafında idi. Burada olduğumda negatif enerji hiç almamıştım, şu ana
kadar...
“Aşağı inmemiz gerek.” Eudora’nın sözleri arkamda yankılandı , gözleri büyük
bir nefret ile annem ve babama bakıyordu , annem ise çaresiz bir şekilde başını sağa
sola salladı.
Taht odasının yanındaki kütüphaneye girdik. Eudora, bir şamdanı yerinden
oynattı ve kitaplığın içinde gizli bir geçit açıldı. Sadece iki günde, bu geçidi
öğrenmesi karşısında afallamış bir şekilde ona bakıyordum.
“Sen bunu nasıl öğrendin?”
“Hep sarayı ziyaret ederdim , bunların hepsini planlamıştık.”
“Planlamıştık?”
Karanlık boşluktaki basamakları birer birer indik ve yere düşmüş bir şamdan
fark ettik. Eudora şamdanı aldı ve cebinden ufak bir çakmak taşı çıkardı. Taşı duvara
sürttü ve elindeki şamdanın ucundaki mum alev aldı. Bu sefer etraf daha aydınlık ve
fark edilebilir bir şekilde netti.
Beş dakika kadar merdivenleri indikten sonra bir yuvarlağa geldik. Yuvarlak
odanın ilerisinde büyük ihtimal varacağımız yere giden bir koridor vardı. Yuvarlak
odanın , iki tarafında da yazılar vardı.
“Ayın karanlık tarafı yeryüzündeki aydınlıktan daha masumdur.”
-Ay koruyucuları meclisi
Odayı aştık ve koridora vardık. Koridorun ucunda bir oda daha vardı.
Çalışma odası gibi bir odaya varmıştık.
“Hiç Kraliyet soyunu merak ettin mi?” Başımı sağa sola hayır anlamında
salladım.
“Artık öğreneceksin.”
Çalışma odasının duvarında bir perde asılıydı, kumaş ve ay ışığı beyazında bir
perde... Eudora perdeyi aşağı doğru çekti ve perde duvardaki soy ağacını ortaya
çıkardı.
Eudora masanın üstünde duran ve duvarın üstünde asılı duran şamdanları birer
birer usulca yakmaya başladı.
“Bu Kraliyet ailesinin soyu, buradaki her kraliyet ailesi mensubu Ay
koruyucuları meclisi mensubuydu. Başlarına geçecek olan her varis – ki bu ay ışığı
meclisini yöneten kişi demek- krallığı ölene kadar yönetir, şimdiki varisler annemiz
ve babamız, işin trajik yanı ise hiçbir varis otuz beş yıldan fazla ülkeyi yönetemez.
Fakat annem ile babam balo gecesinde otuz beşinci yıllarını dolduracaklar. Ayrıca
bize ihanet ettiler... Bize gelecek olursak üç kardeşiz-”
“Dört...” dedim sözünü keserek
“ Elliot daha reşit bile değil o yüzden üç kişiyiz. Neyse...bildiğin üzere bir tahta
üç karpuz sığamaz , o yüzden üçümüzden biri ölmek zorunda...” Derin bir sessizlik
oldu. Kanım ya donmuştu, ya da çekilmişti. Enola ... taht için elinden gelen her şeyi
yapabilen bir kız olabilir miydi? Öyle hırslı ve kötü kalpli bir kıza benzemiyordu, en
azından dışından. Ama kalbinin taştan olduğuna hemfikirdim, kardeşlerini öldürüp
tahta geçecek kadar hem de ...
O sırada sözde ‘ babamızın’ derinden gelen sesi akşam yemeğine gelmemiz
için bizi çağırıyordu. Hemen merdivenlerden yukarı çıktık, ben şamdanları
söndürürken Eudora kitaplığı kapatıyordu.
“Burada konuşulanlardan kimseye bahsetme, tamam mı?” Diye sordu Eudora.
“Tamam, ama bu olaya karşın hazırlıklı olmamız gerekmez mi?” Diye sordum,
ama koyu sohbetimizi babamın kararlı sesi böldü.
“Kızlar biraz çabuk olur musunuz ? Sofrada değerli birisi var!”
“Kesin sofrada ya prens var, ya da yeni ve dördüncü bir prenses vardır.(!)”
Dedim.
Eudora bu kelimelerime kahkaha ile cevap verirken taht odasına çıkan
merdivenleri birer birer atlayarak taht odasına çıktık. Şey, tahminim biraz tutmuş
sanırım. Hayır prenses değil, prens hiç değil, öyleyse kim bu? Aslında bombeli
elbisesi ve sarı saçı, ayrıca başındaki küçük taç bir kraliyet insanlarından biri olduğu
belli oluyordu.
“Ah! Merhaba kızlar, sizi gördüğüme çok ama çok sevindim! İsterseniz hemen
konuya geçeyim.”
Biz yemek masasına otururken , masadaki her şeyi incelemeye başlamıştım ;
Makarna ve üstünde soslu tavuk, kadehlere doldurulmuş beyaz şarap, hindi dolma,
çeşitli meyveler, ekşili somon balıklı salata ve birkaç eğrelti otu. ( Masayı süslemek
için.)
“Kralım konuşmaya başlayabilir miyim?” Diye sordu kadın.
“Tabii.”
“Merhaba öncelikle kendimi tanıtayım... Ben madame Fontain Annotllanta
kraliyet okulu sahibi ayrıca müdürüyüm. Sizin ortaya çıktığınızı duyduğum an buraya
geldim ve sizi okuluma davet etmeyi çok isterim , ve ayrıca-”
“Kabul ediyorum” Dedi babam Enola, Eudora ve ben şaşkın bir şekilde
babama bakıyorduk, babam ise dik duruşunu hiç bozmuyordu, heykel gibi...
“Oldu bu iş yarın sınavlar hazırlanın öyleyse” Biz üç kız kardeş birbirimize
bakıyorduk, masum birer koyun gibi...