İçeriğe geç

Sonsuzluğun Zümrüt Kılıcı

Bölüm 5 · 4 dk okuma

Sonsuzluğun Zümrüt Kılıcı

Bölüm 5

4. BÖLÜM:KRALİYET SOYU

“işte sana bunu anlatmaya çalışıyordum...” Eudora cevap veren bir tavırla beni

gözlüyordu.

“Ah! Merhaba benim canım kardeşlerim!” Enola yapay bir gülümseme ile

bağırdı.

“Ben Enola , tabi beni herkes tanır. Hem daha yeni geldiğiniz için beni

tanımıyor olabilirsiniz..”

Kibirli bir tavırla bize bakıyor ve böbürleniyordu.

“Umarım bana balo için bir elbise almışsınızdır özellikle sen küçük kızıl velet”

dedi beni göstererek. Boyum sadece 1.71 idi. Bu budala anlaşılan kızıl saçım ile

dalga geçiyordu. Ayrıca yanak ve burun çizgisinde ufak tefek çillerim vardı.

Utanmıştım çünkü çiller, kızıl saç ve mavi göz çirkinlik belirtileri idi. En azından yüz

hatlarım ve elmacık kemiklerim belirgindi.

“Pardon?” Dedim afallamış bir şekilde.

“Şey, senin adın Elodie’ mi neydi, aptalın teki diyorlardı sana.”

“Karşında ayna yok seni ahmak!”. Eudora beni sahiplendi ve korumacı bir

şekilde çıkıştı.

“Ah! Ne, bu ne kadar terbiyesizce bir çıkış! Görüyor musun anneciğim?”

Yapmacık bir şekilde cümlesini kurduktan sonra annem başını öne eğdi ve onu

desteklemeye başladı; sanki teslim olurcasına...

“Evet kızım haklısın onlarla konuşup gerektiğinde cezalarını vereceğim. Affet

bizi ilk geldiğin gün seni üzmek istemiyorduk.”

Güneş ufukta batarken diğer taraftan ay doğuyordu. Bir tarafta ay diğer tarafta

güneş hem batıyor hem doğuyordu. Ay, Eudora ile benim tarafımda; güneş, Enola ile

ailemin tarafında idi. Burada olduğumda negatif enerji hiç almamıştım, şu ana

kadar...

“Aşağı inmemiz gerek.” Eudora’nın sözleri arkamda yankılandı , gözleri büyük

bir nefret ile annem ve babama bakıyordu , annem ise çaresiz bir şekilde başını sağa

sola salladı.

Taht odasının yanındaki kütüphaneye girdik. Eudora, bir şamdanı yerinden

oynattı ve kitaplığın içinde gizli bir geçit açıldı. Sadece iki günde, bu geçidi

öğrenmesi karşısında afallamış bir şekilde ona bakıyordum.

“Sen bunu nasıl öğrendin?”

“Hep sarayı ziyaret ederdim , bunların hepsini planlamıştık.”

“Planlamıştık?”

Karanlık boşluktaki basamakları birer birer indik ve yere düşmüş bir şamdan

fark ettik. Eudora şamdanı aldı ve cebinden ufak bir çakmak taşı çıkardı. Taşı duvara

sürttü ve elindeki şamdanın ucundaki mum alev aldı. Bu sefer etraf daha aydınlık ve

fark edilebilir bir şekilde netti.

Beş dakika kadar merdivenleri indikten sonra bir yuvarlağa geldik. Yuvarlak

odanın ilerisinde büyük ihtimal varacağımız yere giden bir koridor vardı. Yuvarlak

odanın , iki tarafında da yazılar vardı.

“Ayın karanlık tarafı yeryüzündeki aydınlıktan daha masumdur.”

-Ay koruyucuları meclisi

Odayı aştık ve koridora vardık. Koridorun ucunda bir oda daha vardı.

Çalışma odası gibi bir odaya varmıştık.

“Hiç Kraliyet soyunu merak ettin mi?” Başımı sağa sola hayır anlamında

salladım.

“Artık öğreneceksin.”

Çalışma odasının duvarında bir perde asılıydı, kumaş ve ay ışığı beyazında bir

perde... Eudora perdeyi aşağı doğru çekti ve perde duvardaki soy ağacını ortaya

çıkardı.

Eudora masanın üstünde duran ve duvarın üstünde asılı duran şamdanları birer

birer usulca yakmaya başladı.

“Bu Kraliyet ailesinin soyu, buradaki her kraliyet ailesi mensubu Ay

koruyucuları meclisi mensubuydu. Başlarına geçecek olan her varis – ki bu ay ışığı

meclisini yöneten kişi demek- krallığı ölene kadar yönetir, şimdiki varisler annemiz

ve babamız, işin trajik yanı ise hiçbir varis otuz beş yıldan fazla ülkeyi yönetemez.

Fakat annem ile babam balo gecesinde otuz beşinci yıllarını dolduracaklar. Ayrıca

bize ihanet ettiler... Bize gelecek olursak üç kardeşiz-”

“Dört...” dedim sözünü keserek

“ Elliot daha reşit bile değil o yüzden üç kişiyiz. Neyse...bildiğin üzere bir tahta

üç karpuz sığamaz , o yüzden üçümüzden biri ölmek zorunda...” Derin bir sessizlik

oldu. Kanım ya donmuştu, ya da çekilmişti. Enola ... taht için elinden gelen her şeyi

yapabilen bir kız olabilir miydi? Öyle hırslı ve kötü kalpli bir kıza benzemiyordu, en

azından dışından. Ama kalbinin taştan olduğuna hemfikirdim, kardeşlerini öldürüp

tahta geçecek kadar hem de ...

O sırada sözde ‘ babamızın’ derinden gelen sesi akşam yemeğine gelmemiz

için bizi çağırıyordu. Hemen merdivenlerden yukarı çıktık, ben şamdanları

söndürürken Eudora kitaplığı kapatıyordu.

“Burada konuşulanlardan kimseye bahsetme, tamam mı?” Diye sordu Eudora.

“Tamam, ama bu olaya karşın hazırlıklı olmamız gerekmez mi?” Diye sordum,

ama koyu sohbetimizi babamın kararlı sesi böldü.

“Kızlar biraz çabuk olur musunuz ? Sofrada değerli birisi var!”

“Kesin sofrada ya prens var, ya da yeni ve dördüncü bir prenses vardır.(!)”

Dedim.

Eudora bu kelimelerime kahkaha ile cevap verirken taht odasına çıkan

merdivenleri birer birer atlayarak taht odasına çıktık. Şey, tahminim biraz tutmuş

sanırım. Hayır prenses değil, prens hiç değil, öyleyse kim bu? Aslında bombeli

elbisesi ve sarı saçı, ayrıca başındaki küçük taç bir kraliyet insanlarından biri olduğu

belli oluyordu.

“Ah! Merhaba kızlar, sizi gördüğüme çok ama çok sevindim! İsterseniz hemen

konuya geçeyim.”

Biz yemek masasına otururken , masadaki her şeyi incelemeye başlamıştım ;

Makarna ve üstünde soslu tavuk, kadehlere doldurulmuş beyaz şarap, hindi dolma,

çeşitli meyveler, ekşili somon balıklı salata ve birkaç eğrelti otu. ( Masayı süslemek

için.)

“Kralım konuşmaya başlayabilir miyim?” Diye sordu kadın.

“Tabii.”

“Merhaba öncelikle kendimi tanıtayım... Ben madame Fontain Annotllanta

kraliyet okulu sahibi ayrıca müdürüyüm. Sizin ortaya çıktığınızı duyduğum an buraya

geldim ve sizi okuluma davet etmeyi çok isterim , ve ayrıca-”

“Kabul ediyorum” Dedi babam Enola, Eudora ve ben şaşkın bir şekilde

babama bakıyorduk, babam ise dik duruşunu hiç bozmuyordu, heykel gibi...

“Oldu bu iş yarın sınavlar hazırlanın öyleyse” Biz üç kız kardeş birbirimize

bakıyorduk, masum birer koyun gibi...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.