İçeriğe geç

Sonsuzluğun Zümrüt Kılıcı

Bölüm 12 · 4 dk okuma

Sonsuzluğun Zümrüt Kılıcı

Bölüm 12

10.BÖLÜM: KIZIL ALEV

Beni derin uykumdan uyandıran james oldu. “Enkaz şahrine gitmemiz gerekiyor.

Eşyalarımızı toplayıp ‘Prens Elliot kanalından geçmek için gemiye binmemiz gerek.”

Eliyle gemiyi işaret etti. ‘Geliyorum’ anlamında başımı salladım. Hızlıca eşyalarımı

topladım. Ama gözüme bir şeyin parlaması çarptı. Bu altın kaplamalı bir sandıktı,

Mavidiş’in sandığı...

“Hey biri bana yardım etsin, sandığı gemiye yükleyelim!” Diye yardım istedim

diğerlerinden.

“Geliyorum,Elodie!” Enola yanıma geldi ve sandığın iki yanından tutarak gemiye

taşıdık. Diğerleri ise yukarıdan demirlediğimiz çapayı yerinden çıkarıyor, dümen başına

geçiyorlardı.

“Sandığı niye yanımıza aldık?” diye sordu Enola.

“Krallıktan kalan tek şey bu. Krallık çöktü Enola, eğer başkent düşerse krallıkta düşer. Artık

Annatolya diye bir yer yok...” İkimizin gözümüzden damlalar akmaya başladı. Artık öyle bir yer

yoktu...

***

Enola ile geminin güvertesine oturmuş denizi seyrediyorduk, sislerin içinden bir şey

gözükmeye başladı, bu bir kapımydı yoksa?

“Kanal göründü!” diye bağırdı James. Kanal kapıları yavaşça açıldı ve içeri alındık. Kanalın

kenarlarında Annatolya bayrağından başka bir bayrak dalgalanıyordu.

“Bu... Danimarkalıların bayrağı...” Dedi james.

“Annatolya’yı onlar mı yıktı?” Diye sordu Jane.

“Sanmam, sadece kanalı işgal etmiş gibi görünüyorlar. Hem işgal etseler devriye gemileri

gezerdi.” Diye cevapladım.

Birtane muhafız bize durmamız için işaret verdi ve çapamızı yerin dibine demirledik.

“Leydim, üzgünüz ama ülkeniz yıkıldığı için bu kraliyet armasıyla sizi bu kanaldam

geçiremeyeceğim. Lütfen eşyalarınızı toplayın ve gemiden inin. İşimizi zorlaştırmayın. Üzgünüm

ama gemiye el koymak zorundayım.” Diye uyarısını yaptı muhafız. Bizde eli mahkum denileni

yaptık. Eşyalarımızı topladık. Muhafız bizimle konuşmaya başladı.

“Efendim, gemide bulunan sandık en geç bir hafta içeresinde Kraliyet ouluna varmış

olur. Şu andan itibaren yola çıkmış bulunmakta.” Dedi.

“Yalancılar!” diye bağırdı Elliot.

“Sandığı kaçırıuyorlar, siper alın!” diye bağırdım. Çünkü iki askerin sandığı koşarak

kayığa yerleştirmişlerdi.

“Annotolyanlar! Saldırın!” Diye emir veriyordum. Annotolya, Danimarka krallığına

savaş açmıştı.

Sanki deniz emrimi dinlermişcesine köpürmeye başladı ve içinden büyük bir yaratık

çıktı. Denizde kocaman bir balık gökyüzünde ise bir ejderhaydı. Adeta bir balık

ejderhaydı.Bu Mavidişti efsanevi yaratık.

Denizden, daha sonra bir siren ordusu çıktı. Bu yaratıklar binlerce yıl denizcilere

güzel görünerek kandırmış ve avlamışlardır. Bunlar mavidişin ordusuydu.

Danimarkalılardan bazıları kaçışırken biz onları kovalıyorduk. Kaçmayanlar ise

kılıçlarıyla siper aldılar. Hepimiz zümrütten yapılma kılıçlarımızı Danimarkalılara

saplıyorduk. Sirenler ise kaçanları hipnoz ederek yakalıyor ve denizin dernliklerine

götürüyordu, avalamaya. Kılıcımın ucundan kan damlıyordu. Yavaşça kendimi toparladım

ve kanalın merkezine doğru koşmaya başladım. Peşimden kimse gelmiyordu. Annatolya

krallığından kalan son parçayı asla benden alamazlardı.

Sandığı sakladıkları yere geldim, burası şamdamlarla ve çeşitli altın varaklarla

süslenmişti. Sis içeriden gözüküyordu, yavaş yavaş çoğalmaya başlamıştı. Sandığı aldım,

çok ağırdı. Sırtımda taşımaktan veya birisnden yardım istemekten başka bir çarem yoktu.

Tam o sırada bir asker geldi ve kılıcı bana doğrulttu. Kendddimi korumak için kılıcını

kılıcımla engelledim ve kılıcım ortadan ikiye kırıldı. Asker boş bulundu ve önüme sırtüsti

düştü. Kılıcın sivri olan tarafını sırtına batırdım. Asker yere yığıldı, bende kanter içinde

kalmıştım.

Arkamdaki kapı açıldı ve içeriye sis dolmaya başladı. Kapıyı kimin açtığını görmek

için arkamı döndüm. Karşımda upuzun sarı saçlı, mavi gözlü, Dantelli yeşil elbisesi ve zarif

vücuduyla bir kadın vardı. Kadın otuzlu yaşların başındaydı. Derken benimle konuşmaya

başladı:

“Elodie, sen anahtarsın. Sen bu döngünün anahtarısın. Döngüyü boz... Sandıktaki

kılıcı al ve döngüyü boz.” Kadın birden Wendigo’ya dönüştü.

“Wendigo, n-ne saçmaıyorsun?”

“Zümrüt kılıç orda, kılıcı al ve döngüyü bitir. Sonsuzluğun Zümrüt Kılıcı artık

senindir...” Dedi ve gitti.

Kapalı olan sandık açıldı, Zümrüt kılıcı dikkatlice aldım. Kılıç elimde parlamaya

başladı. Daha sonra dışarıdan bir kükreme sesi geldi. Ne olup bittiğini görmek için dışarıya

çıktım. Dışarısı ateş ve patlama doluydu. Gökyüzünde Mavidiş süzülüyor ve su

püskürtüyordu.

Uzaklardan bir ses geldi, yine aynı kükreme sesi. Bir süre sonra bir

çift kanat gözüktü sisin arasından. Daha sonra büyük silüyeti ve kocaman

boynuzlarıyla bir ejderha olduğu anlaşılmaya başladı. Bu kızıl Alev’di.

Kükreyerek kanalın her tarafına ateş ve yıkım bıraktı, sadece

Danimarkalılara değil bizede saldırıyordu. Emerald kaçışıyor Carlo ve

Büyükannesi Bayan Roy gemiye doğru ilerliyor,James ve Jennie kılıçlarla

baş ediyor, Eudora ve Enola ejderhaya kılıç saplıyorlardı. Peki ya ben? Hiç

bir şey yaptığım yoktu... Hayır lafımı geri alıyorum,

Su ve ateş dört bir yanımdan geldi ve bir çember oluşturdu, çember

uzadı,uzadı,uzadı ve uzadı. Boyumu geçmişti artık. Yavaşça yükselmeye

başladım, bir yandan korkuyor, bir yandanda şok oluyordum. Ateş bir

bacağımdan su bir bacağımdan tuttu ve bir anda yere yığıldım.

Ejderha üstüme geliyordu ve bir anda ejderhaya zümrüt renginde bir

su attım. Ejderha uzaklaştı ve uçmaya başladı. Sirenler ise askerlerin

hepsini temizlemişti bile. Mavidiş kükredi ve denizin dibine ordusuyla

daldı. Kükremesi sanki “Bir şey değil.” diyordu.

“Az önceyi yaşadıkmı?” Dedi elliot.

“Emin değilim.” Dedim bende.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.