1. BÖLÜM:KRALLIK GÜNÜ
Kapı zili çalındı. Hava ilginç bir şekilde aydınlıktı ve herkes dışarıda dans
ediyordu. Bende kitaplığımdaki kitapları düzenliyordum. Postacı Carlo kapıyı açtı.
Sadece benden bir yaş büyüktü.
“Sana bahsedecek çok şeyim var hemen gelmelisin. Prenseslerden biri geri döndü ve
aynı sana benziyor.” Dedi coşkuyla.
“Ne demek istiyorsun?” Dedim.
“Elodie ! Gelen prenses aynı sana benziyor ! Farkında mısın? Benimle hemen dışarı
gel!”
Dışarı çıktık ve gördüğümüz manzara muhteşemdi. Herkes dışarıda dans ediyor hava
aydınlıktı. İçkiler ile krallık dansı yapan Asena sakinleri bana ihtişamla bakıyorlardı.
“ İkinci prenses geri döndü hemen krala haber verin!” Diye bağırıyorlardı. Bir pabuç
dükkanının önündeki afişte ‘Gemi yarışları, hazine avları ve gemi seferleri
başlamıştır. Yaşasın Asena !”
Yolumuz Asena limanının üstündeydi ve limana ilerledik. İnsanların ellerinde
harita, kutu ve tonlarca havyar vardı. İskandinav olmanın heyecanı ile koşmaya
başladım.
Gemilerin yelkenleri açıldı ve ilk gemi seferine başladı. Masmavi İskandinav
denizinin suları durgun ve berraktı. Herkes “ Yaşasın Annotalya!, Yaşasın Asena!,
Yaşasın İskandinavya!.” Herkes o kadar heyecanlıydı ki meydanda yüz bin lerce
insan dans ediyor ve krallık dansı şarkısı çalıyordu.
“Saraya sonrada gidebiliriz şu gemi seferlerinden birine katılmayı çok
istiyorum.”
Diye bir istekte bulundum. Tabi arkadaşım Carlo hayır demedi.
“ Olur, bende çok isterim.”
Sevinç çığlıkları atarken Gemiye bindim ve ikimiz için üçer altın verdim.
“Haydi buda sana bir kıyağım olsun” Dedim ve Carlo’ ya benim ısmarlayacağımı
belli ettim. Carlo’ nun yüzünde gamzesi ile bir gülüş gördüm. İnsanların bu kadar
çabuk bu olaya inanıp matem yılının bitmesine karşın eğlenmesi beni şaşırtmıştı.
Lakin sanırım gerçekti, çevremde edilen dedikodular ve herkesin aynı yalana
inanmasının olma ihtimalinin düşüklüğü, bu olayın gerçek olduğunu gösteriyordu.
Acaba prenses gerçekten bana benziyor muydu? Ben bunları düşünürken gemi
çoktan hızlıca hareket etmişti. İskandinav rüzgarı yüzüme vuruyordu. Bende geminin
pruva kısmına geçtim. Ejderha kafalı pruva dan aşağı sarktım ve elimi hafifçe suya
değdirdim. Rüzgar yüzüme vururken kızıl renkli saçlarım arkamda uçuşuyordu.
Tepede dalgalanan Annotolya bayrağı beni daha da hür yapıyordu.
Suyun içinden birden bir yunus çıktı ve atlamaya başladı. Asena’nın simgesel
hayvanıydı.
Denizciler o sırada Asena marşını söylemeye başladı:
“ Ey! Asena, Ey!...
Denizde balık, Karada aslan...
Ruhu şad olsun,
bu yüce Krallığı kuran atalarımızın!
Yaşasın Annotolya,!
Yaşasın, Asena!
Yaşasın İskandinavya!”
Bizde marşa katılmıştık. Denizden birkaç kişiyle beraber balık avladık. Ardından
bir mağaraya girdik ve Viking kralı olan mavi diş mezarına girdik. Mezarında bir
hazine sandığı vardır. Bir rivayete göre dört kardeşten biri açabilirmiş.
Karaya vardığımızda her yerde festivaller, Karnavallar, yarışmalar vardı. Herkes
çok eğleniyordu. Bizde bu güne özel Bay ve bayan Roy’un pasta dükkanında tüm
kekler, kurabiyeler, pastalar ve dondurmalar bedavaydı. Gidip biraz pasta ve
kurabiye aldık. Yolda giderken biraz atıştıralım dedik. Taş köprüden geçerken. Tüm
Asena buradan kalabalık ve şölenli bir şekilde köprüyle birlikte Saraya gidiyordu.
Bizde onlara katıldık. Saray balkonunda kral bizi bekliyordu. Kral bize bir duyuru
yapmak için ağzını açtı ve konuşmaya başladı.
“Sevgili halkım, bu gün burada, sizinle
olmaktan mutluluk ve şeref duyarım. Asena
prenseslerinden bir tanesi geri döndü! Ve işte
karşınızda Eudora Hansborg!”
Dedi ve balkona tıpatıp bana benzeyen bir kız geldi. Herkes bir bana bir kıza
baktı. Kız, kral, kraliçe ve prens ile göz göze geldik ve ağızları açık bana bakmayı
sürdürdüler.
Diye bağırdı kalabalığın içinden birisi. O an herkesin kafasında şimşekler çaktı.” Ve
kraliyet ailesi göz yaşlarına hakim olamadı. Bir kişi hariç, oda kayıp ikizim Eudora...
Herkes bana şaşkınlıkla bakıyordu. Bende bir Hansborg’ düm!
Halk prensesi alkışlara boğuyor ve bazı gözler bir prensese bir bana bakıyordu.
Bu bakışmalar sıklaştı ve kral ile kraliçe ister istemez beni gördüler ve kral tekrar
konuşmaya başladı.
“Aman Tanrım!. Bu olamaz. Bu o. Şövalyeler ! Derhal bana şuradaki kızı
getirin!”
Parmağı ile beni işaret etti ve Sarayın içine giden karanlık tünele doğru yol
aldık... Karanlık tünelden çıktık ve karşımızdaki boş tahtlara baktım. Kraliyet
ailesinin ayak seslerini duyabiliyordum. Yavaşça gözlerimi kapadım ve onların
gelmesini sabırsızlık ile bekledim...