İçeriğe geç

Sonsuzluğa Söz Vermeden

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Sonsuzluğa Söz Vermeden

Bölüm 1

GİRİŞ

-Lyra- Ne garip değil mi? İnsanların zihninde birkaç farklı versiyona sahip olmak. Bazıları seni hiç susmayan biri olarak tanırlar, bazıları ise asla ses çıkarmayan biri olarak... Bazıları ise seni neşeli ve hayat dolu biri olarak görüyor, bir diğerleri ise seni acımasız ve kalpsiz olarak biliyor. Aslında kendin olarak gördüğün kişiyi sadece sen görüyorsun, tanıdığın ya da tanımadığın herkes senin farklı versiyonunu algılıyor. Yüzlerce insanın zihninde binlerce farklı sen var. Ama hiçbiri seni senden daha iyi tanıyamaz ve seni olduğun gibi göremez. Onlara gösterdiğin kişiliğini algılar ve zihninde ona göre bir kişilik oluştururlar. Hatta bazen onların oluşturduğu kişiliği benimser ve olmadığımız birisi gibi davranırız. Bir arkadaş için vefalı bir dost, bir düşman için kirli ruhlu, aile için gurur kaynağı, bir çocuk için hayranlık hissettiği bir rol model olabiliriz. Faniler tek kişi değildir. Gözlerimin odağı, önceden canlı ama şimdilerde terk edilmiş gibi olan Aethel Köyü’ndeydi. Aethel’in ruhu, artık sadece çürümenin ağırlığından ibaretti. Köy, Tanrıça Demeter’in en gözde çocuğu olarak bilinirdi; Toprağı bereketli, insanları ise güneş kadar parlaktı. Ancak şimdi gökyüzü bile bu ihanete tepki gösterircesine gri ve ağırdı. Güneş, kalın, nemli bir sis perdesinin ardında boğuluyordu. Hava, durmaksızın yağan, hissiz bir çiseleme ile ıslaktı; Ne bir sağanak hiddeti vardı ne de bir şifa vaadi. Sadece bitkin bir sızlanma gibiydi, sonsuz bir yorgunluğu fısıldıyordu. Köydeki ahşap yapılar, nemden ve görünmez bir hastalıktan dolayı siyah kesmiş, çatılar çökmüş ve pencereler boş göz yuvalara gibi gökyüzüne bakıyordu. Çiçek bahçeleri ve buğday tarlaları... hepsi solgun, kurumuş ve siyah bir yığın haline gelmişti. Meydanın merkezinde, Demeter’in eski sunağının kırık kaidesinin üzerinde, ben duruyordum. Gözlerim etrafta delice gezinirken birkaç kez yutkunmama rağmen geçmeyen boğazımdaki yumru beni rahatsız etmeye başlamıştı. Üzerimdeki koyu renkli rahat giysi, çevremdeki yavaş, ölüme yakın havaya rağmen, aceleci ve canlı bir hareket katıyordu. Omuz hizasındaki saçlarım, neme rağmen hafifçe dalgalanıyordu. Ancak en çarpıcı olan, benim yüzümdeki ifadenin etraftaki yıkık manzara ile olan zıtlığıydı. Gözlerim, içinde kor bir ateş yanan iki amber parçası gibiydi. Yıkımın ve kederin ortasında, dudaklarımın kenarında hafif, inatçı bir gülümseme asılıydı. Bu bir neşe değil, kederi ve acıyı alaya alan bir gülümsemeydi. Sonunda delirmiş miydim? Avucumun içinde tuttuğum, annem tarafından yapılmış ve ucu gümüş parıltısıyla keskinleşmiş hançeri çevirdim. Soğuk metale dokunuşum, bir kılıcı tutan savaşçıdan çok, değerli bir eşyaya sonuna biri gibiydi. Sadece benim duyabileceğim bir şekilde fısıldadım. “Ağlamayacağım, Aethel. Onlar sana yorgunluktan öldü dedi. Tanrıların gazabına uğradı, dedi. Ama ben, biliyorum. Bizim ışığımızı söndüren şey, ruhunu saklayan, somut bir pislikti.” Ayaklarımın altındaki çamurlu toprağa sertçe vurdum, sönük bir ses çıkardı. Ardından dudaklarımdan bir şarkının ritmik sözleri dökülmeye başladı. “Güneş Gülü uyur şimdi, Toprak Ana sarmış onu. Gölge değmez, uyur derin, Karanlık bilmez beşiğini.” Bir ninni gibi olan sözler, terk edilmiş, solgun bu köyde yankı yapıyor ve ses kulağıma geri dönüyordu. Şarkı, sessizliğin ve ölümün ortasında, yapay ve rahatsız edici bir etki yaratmıştı. Bunu umursamadım, devam ettim. “Uyanınca altın açacak, Bir daha hiç solmayacak. Ama eğer beşik sallanırsa, Gölge gelip seni alacak...” Son dizede sesim bir anlığına, fark edilir şekilde sertleşti. Bu umudu simgeleyen sözleri bilerek kullanıyordum; Kederin beni yutmasına izin vermeyecektim. Çünkü bilirdim: Eğer umudum ve inancım ölürse, ailemi gerçekten kaybetmiş olacaktım. Benim gözümde, tanrılar bile bu kadar hissiz olan yıkımı yapamazdı. Bu soğuk, kasvetli suçun ardında bir plan, bir fail olmalıydı. Ve ben, o faili bulana kadar ağlamayacak ve yas tutmayacaktım. Şarkı bittiğinde, derin bir nefes aldım ve omuzlarımı dikleştirdim. Yıkık mabede doğru, ölümün ortasında yürüyen tek canlı, yaşam ışığı yayan tek kişi olarak ilerledim. İçimde sürekli tekrar eden kelimeleri son kez düşündüm. “Solmuş ruhumun yanında, bir damla kadar olan ve canlı kalmaya çalışan umut... Onu asla kaybetmeyeceğim.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.