İçeriğe geç

SONSUZ ZAMANIN ÇAĞRISI

Bölüm 4 · 3 dk okuma

SONSUZ ZAMANIN ÇAĞRISI

Bölüm 4

3.Bölüm

Uzun koridorda , birbirinden farklı kapılar huzursuz hissettirircesine uzun ve ince şekilde dizilmişti . Aralarındaki mesafe çok sıkıydı. Girişten, içerisi uçsuz bir karanlığı andırıyor , herhangi bir aydınlığa dair iz barındırmıyordu.

Huzursuz hissetsem de yanımdaki yol arkadaşlarımın varlığına sığınıp , güveniyordum.

Yalnız olmadığımı bilme hissi beni rahatlatıyordu.

Onlar , kendi halinde dağılırken ben de etrafı daha rahat inceleyebilmek için ilerledim .

Yakınlaştıkça genişleyen koridor , kapıları uzaklaştırıyordu sanki . Ben adım attıkça görüntü farklılaşıyordu . Bakış açısından mıydı bu yoksa yapı bakımından mı bilemiyordum .

Açık alandan fazla uzaklaşmadan çevreye bakındım. Kapıların arasında yazılar ve semboller vardı . Yazılar , farklı bir dilde yazılmıştı ve ben onlardan hiçbir anlam çıkaramamıştım .

Sembollerin çoğunluğu farklı göz şekillerine sahipti . Ne anlama geldiğini anlamasam da oldukça ilgi çekiciydi.

Göz kürelerinde ; ışık , küre , sonsuz işareti ve daha nicesi mevcuttu . Kapıların ince detaylarla işlenmesi ayrı hava katmıştı. Duvarla bütünleşmiş , uyum içinde sanatsal görünüm sunmuştu.

Hayran bakışlarımla gözlemlememi sürdürürken karanlığı içine çeken kapıları unutmuştum bile.

Sedef, kahkaha attığında ona döndü tüm gözler. Bulduğu hasır şapkayı kafasına takmış , kısa sürede ördüğü saçıyla oynamaya başlamıştı . “Bu ev bizimle şakalaşıyor galiba. Tam da şu anda , birkaç dakika önce bulunduğumuz konumda duygularımızın altında kıvranırken , hiçbir şey yokmuşçasına müze geziyoruz . “

“Pollyanna ! Ne ironi ama . “

Müze ‘ de bizi karşılayan Pollyanna esintileri , Sedef’i destekler yöndeydi. Zahit, aksesuarlardan bir diğerini alıp Sedef’i onaylayarak konuştu .

“Mutluluk Oyunu “

Tek kaşı havada , aksesuarın başını tutarken , parmağıyla yazıyı gösteriyordu. Kenar işlemelerinde çiçek desenleri mevcuttu . Altın desenli renk parlarken , siyah desenler yakınlaşmadıkça gözükmüyordu bile. Koltuk değneğinin görüntüsü hem geçmişin hem de şimdinin parçalarını saklıyordu sanki. İki zamana göre de uyumlu ve gösterişliydi.

Açık alana dağılan malzemelerin içinde hasır, kurdeleli ve aynı koltuk değneğindeki ki parıltılı çiçek deseni mevcuttu .

“Çok tuhaf . “ diye mırıldanan Tekin’e döndük bu sefer . Bakışlarımız onu sorgularken hımm ‘ layarak kendine düşünme fırsatı tanıdı ama çok gecikmeden “siz gelmeden önce onların burada olmadığına eminim. “

“Yani saçma gelebilir size ama ilk baktığım yer açık alandı zaten . Bu parçaları yeni görmem… “

“Çok saçma kabul ediyorum ama aynı zamanda da ürpertici. “

Üstündeki pelerini gösterirken “Benim ilk gördüğüm ve dağılmış kıyafetler bunlardı , birkaç şey daha vardı ama dışarıda ses duyunca onlarla ilgilenemedim. Şimdi ise onların yerine bunlar var ? “

Gizli sorusunu kendi de cevaplayamıyordu . Soğuk dalga hepimizin tenine dokunarak koridora yayılıp dağıldı.

Aykut , “Ehh , ahımızı aldın kardeş . Bu yüzdendir ki biraz delilik vurmuş seni . Olur öyle şeyler. “ diyerek Tekin’in omuzunu pat patladığında , bizi üşüten havadan çıkarmaktı derdi.

“Hadi , hadi . Mızmızlık yok herkes dağılsın . Müzenin keyfini çıkarın . Yeni deneyim diye çıktık yola , bu fırsatı kaçırmamalıyız. Bizden başka kaç kişi ormanın derinindeki ‘Masal Müzesi ‘ne rastlar ki ? “

‘Kaç kişi’ diye düşünerek akışa bırakmaya çalıştım kendimi. Bir müzede en fazla ne olabilirdi ki ? Kalabalık şehir hayatında başımıza gelmeyen bela ,ıssız ve tehlikesiz bir müzede gelecek değildi ya?

Bölüm sonu

1 yorum