İçeriğe geç

SONSUZ YIKIM

Bölüm 3 · 4 dk okuma

SONSUZ YIKIM

Bölüm 3

BU YER ŞİMDİ YARILMADIYSA BİR DAHA YARILMAZ

“Hani derler ya, ‘Yer yarılsa da içine girsem’…” İşte tam da o anı yaşıyordum. Gözlerimi bir bezle kapamalarını istesem, çok şey mi istemiş olurdum?

“Tatlım, iyi misin?” dedi Bahar, kaşlarını endişeyle çatarak.

Hayır, iyi değilim. Ama “Evet, iyiyim,” dedim.

Sesim içime kaçmış gibiydi. Umut, olduğu yerde öylece beni izliyordu. Bahar yeniden ateş ölçeri alıp kulağıma yerleştirdi.

“Ateşin düşmüş gibi… Sen nasıl hissediyorsun?”İçten bir gülümsemeyle sormuştu.

“Sadece yorgun hissediyorum.”

“İnan bana, bu gayet normal. Bebeğe bakalım mı istersen?”

Bahar’ın sözleriyle içimde bir huzursuzluk yükseldi. Umut yanıma yaklaşarak elimi tuttu. Bu hareketiyle yutkundum. Bahar’ın bakışları ikimiz arasında gidip geliyordu. Ardından ultrason malzemelerine yöneldi. Bahar görmeden, Umut’a başımla eğilmesi için işaret verdim. Eğildi, kulağına fısıldadım: “Ne yapıyorsun? Ablan bizi yanlış anlayacak.”

Umut kahkahayı bastı. Ne dedim ki şimdi ben? Bahar dönüp ona baktı. O bakış… sıradan değildi. Anlayamadığım bir şey kesinlikle vardı. “Yanlış anlaması gerekiyordu zaten,” dedi gülmeye devam ederek.

Ah, doğru… Allah’ım!Şimdi yer yarılsa da girsem… “Aç bakalım karnını,” dedi Bahar. Tişörtümün eteklerini yukarı sıyırdım.Soğuk jelin tenime değdiği anda irkildim. Bahar gülümsedi. “Evet, biraz soğuktur. Peki, siz nerede tanıştınız, anlatmayacak mısınız?”

Ne diyeyim şimdi? Uçurumun kenarında mı? Riva mı desek?Detaya girmeye gerek yok.

“Biz… şey, yani… şeyde tanıştık.” Ne dedim ben şimdi? Gülüyorlardı sanırım. “Riva’da tanıştık,” dedi Umut, gözlerini ekrandan ayırmadan, düz bir sesle. “Umut, arkadaşının ismini benimle paylaşmayı düşünmüyorsun herhalde?” Bana neden sormadı ki?Söylerdim, ama söyleyemezdim.Kesinlikle söyleyemezdim. “Esin. Ama arkadaşım değil.” Bahar, Umut’a döndü, anlamaya çalışır gibi bir süre baktı.Sonra tekrar ekrana yöneldi. “Bak Esin… Orada, nohut tanesi kadar. Görüyor musun?” Ekrana bakmaya korktum. Umut, benim aksime iyice yaklaşmıştı.Sahte bir baba için fazlasıyla ilgiliydi.Onun varlığıyla cesaret bulup kafamı çevirdim. Nohut tanesi… İçimi nasıl da yaktın. Ağlamamak için gözlerimi tavana diktim. “Görünürde bir problem yok gibi.Bir de kan alalım, emin olalım. ”Cihazı karnımdan çekti.Peçeteyle jel kalıntılarını sildi.Sedyeden kalkmak için doğrulduğumda Umut hemen yardım etti.Bahar’ın gözleri sürekli üzerimizdeydi.Yaklaştı. Kolumdan kan alırken sordu: “Bebeğin babası nerede?” Umut, söz almam için beklemeden araya girdi:”Buradayım.”

Bahar’ın gözleri büyüdü. Şaşkınlıkla bana döndü. “Ne? Nasıl yani? Sen misin?” Şaşkındı ama öfkeli değildi. Gözlerinde bir endişe belirmişti. Utandım. Doğru bir karar verip vermediğimden emin olamıyordum. İnsanların gözünde ne konumda olacaktım? Peki ya Umut’un gözünde?

“Duydun işte, abla. Benim bebeğim. Riva’da tanıştık kısa süre önce. Bu benim bebeğim,” dedi Umut, biraz bıkkınlıkla.

“Bu nasıl olabilir, Umut?” dedi Bahar. Gözleri dolmuştu.

Buradan bir an önce çıkmak istedim.“Sanırım sizi yalnız bıraksam daha iyi olur,” diyerek kalktım.

“Çıkmana gerek yok. Esin’i seviyorum. Bu bebeği istiyorum. Abla, bunun için her şeye hazırım!”

Rolünü gerçekten iyi oynuyordu. Gerçeği bilmesem, beni sevdiğine ve bizi istediğine inanırdım.

“Ciddi misin, Umut? Bu gerçekten gerçek mi?” dedi Bahar, sesi titreyerek. Gözleri yaşlıydı.

“Böyle tanıştığımız için utanıyorum. Üzgünüm,” dedim sessizce.

Bana döndü, gülümsemeye çalıştı.

“Hayır, utanmana gerek yok. Çok sevindim gerçekten.”

Ellerini uzattı. Yaklaşınca sıkıca sarıldı. Yüzüne baktığımda hâlâ silinmeyen bir endişe vardı.

“Evdekilerle ne zaman tanıştıracaksın?”

Umut’a döndüm. Onun bakışları da derinleşmişti.

“Bu akşam tanıştıracağım. Esin iyiyse tabii.” “Sonuçlar çıkmış olmalı, hemen kontrol edelim,” dedi Bahar.“ Esin’in sıvı eksikliği var. Hamilelikte vitamin eksikliği normaldir ama Esin’deki değerler oldukça düşük. Beslenme düzenin kötüymüş. Vitamin takviyesi yazacağım. Diyetisyen arkadaşım da bir beslenme listesi hazırlasın. Onun dışında bir sorun gözükmüyor, gayet iyisin Esin’ciğim. ”İçim rahatladı. Umut elini uzattı.“ O zaman biz gidelim abla, Esin yeterince yoruldu.” Ayağa kalktığımda, Bahar da kalktı. “Akşam gelirsiniz, değil mi?” “Evet,” dedi Umut, kapıdan çıkmadan hemen önce. Hastanenin önüne geldiğimizde hastanenin adını gördüm, duraksadım. Umut da durdu. Gözlerimin takıldığı yere bakarak, sorumu beklemeden cevapladı: “Evet.” Yani… Hastane gerçekten Soykan ailesine aitti. Şokumu atlattıktan sonra arabaya bindik. “Daha şaşıracağım şeyler olacak mı? Böyle öğrendiğimde travma etkisi yapıyor.” Umut tekrar güldü. Ama ben ciddiydim. “Ailen nerede Esin? İstersen önce onların yanına gidelim.” “Ailem mi?” “Evet.” Yutkundum. “Annem öldü… Ben doğarken.” Bakışlarımı kaçırdım. İnsanların bana acıyarak bakmalarından nefret ederim. Anlamış olmalı ki daha fazla sormadı. “Peki, baban?” “Beni onlara veremezsin.” Bakışları üzerimde yoğunlaştı. Kaşlarını çattı. Sağ elini sıkmaya başladı. “Seni kimseye vermiyorum, Esin.” Kafamı yola çevirdim. Belki o vermezdi… Ama ya biri gelip beni alırsa? “Beni bulacaklar… ve almaya gelecekler. O zaman ne olacak?” Gözlerimi bulutlara diktim, ağlamamak için. Umut elini çeneme uzatıp bakmamı sağladı. “Sen istemedikçe kimse seni benden alamaz, Esin. Babandan mı kaçtın?” “Herkesten…” dedim sadece. Gerisini anlatmaya gücüm yoktu. Gözlerimden yaşlar akıyordu. Başparmağıyla sildi. “Hazır hissettiğinde…” “Hazır hissettiğimde…” diye tekrarladım. Gözlerimi ovuşturdum. “Peki ya senin ailen?” “Annem doktordu ama emekliye ayrıldı. Bahar’ı zaten tanıyorsun. Babam… iş insanı diyelim.” Babasından bahsederken yüzündeki ifadede karanlık bir gölge belirdi. “Arabada ne sayıkladığımı sormayacak mısın?” dedi, gözlerini üzerime dikerek. Konu değiştirdiğine göre, o da yara almıştı. Tıpkı benim gibi. “Sormayacağım.” “Belki bir gün sorarsın.” “Korkuyorum.” Sesim titrek ve kısıktı. “Anlatırsan yaşamaktan mı?” Kafamı salladım sadece. Önüne döndü, derin bir nefes aldı ve arabayı çalıştırdı. “Eşyaların nerede? Gidip alalım.” “Eşyalarım yok. Hepsini yaktım.” Şaşkınlıkla bana döndü. “Nasıl yani?” “Bayağı… Eşyalarımın hepsini yaktım. O uçuruma gitmeden önce sahip olduğum her şey yandı.” “Ama neden?” “Çığlıklarımı ateşe vermek istedim.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.