Havalandırma şaftının dik merdivenlerini tırmanmak, aşağı inmekten katbeat daha zordu. Demir’in her yukarı hamlesinde, zırhın hidrolik eklemleri aşırı ısınmadan dolayı alarm veriyor, kaskın içindeki yeşil ekran uyarı yazılarıyla dolup taşıyordu. Ancak yukarı tırmandıkça, havadaki o ağır, kimyasal ve metalik koku yerini daha temiz bir esintiye bırakıyordu. Yeni takılan filtreler işini yapıyordu.
"Son on basamak, Demir," Asena’nın sesi telsizde yeniden o eski, pürüzsüz ve net tınısına kavuşmuştu. Komuta merkezindeki sistemlerin canlanmasıyla birlikte telsiz frekansı da temizlenmişti. "Zırh odasının kapısını senin için açık tutuyorum."
Demir son bir gayretle kendini şaftın ağzından yukarı doğru çekti ve zırh odasının metal zeminine bıraktı. Sırtüstü uzandığında, tavandaki zayıf florasan ışıkların kırpışması bile ona dünyanın en güzel manzarası gibi geldi.
Hemen tepesinde beliren gölge, görüşünü hafifçe kapattı. Asena, kollarını arkasında birleştirmiş, yukarıdan ona bakıyordu. Yüzünde yine o okuması imkansız, gururlu ve mesafeli ifade vardı. Ancak saçlarının birkaç telinin dağılmış olması ve alnındaki hafif ter izleri, onun da yukarıda sakin bir zaman geçirmediğinin kanıtıydı.
Asena eğildi, Demir’in kaskının yanındaki kilit mandallarını kavradı ve sertçe çevirdi. Hava basıncının tahliye olmasıyla birlikte tıslayan kaskı çekip çıkardı.
Demir derin bir nefes aldı. İstasyonun havası hâlâ biraz serindi ama temizdi. Gözlerini açtığında Asena’nın keskin, koyu renk gözleriyle karşılaştı. Kadın çok yakındı.
"Talimatlara uymadın," dedi Asena, sesi her zamanki gibi soğuk ve suçlayıcıydı. Ama gözlerinde, sözlerinin tam aksine, Demir’in hayatta olmasından duyduğu gizli bir memnuniyet okunuyordu.
"Eğer uysaydım, şu an ikimiz de nefes alamıyor olurduk, Şef," dedi Demir, hafifçe tebessüm etmeye çalışarak. Dudakları radyasyon ve susuzluktan çatlamıştı.
Asena adamın bu rahat tavrına karşı kaşlarını çattı. Doğruldu ve Demir’in ağır zırhlı gövdesine hafifçe vurdu. "Ayağa kalk. İstasyon yöneticisine yerde uzanarak cevap veremezsin. Burası hâlâ benim bölgem."
Demir, zırhın kalan son gücünü kullanarak yavaşça doğruldu ve ağır adımlarla metal askılıkların olduğu tezgaha oturdu. Asena, odanın köşesindeki revir dolabından küçük bir dekontaminasyon şırıngası ve bir tüp anti-radyasyon sıvısı alıp geri döndü.
Demir’in önüne geldiğinde, zırhın boyun kısmını aşağıya doğru sıyırdı. Parmaklarının soğukluğu, Demir’in terli tenine değdiğinde ikisi de bir an duraksadı. Asena, şırıngayı Demir’in boynundaki ana damara yaklaştırırken gözlerini adamın gözlerinden ayırmadı.
"Bu canını yakacak," dedi Asena, sesi bu kez fısıltı kadar alçaktı.
"Aşağıdaki karanlıktan daha fazla yakamaz," diye cevap verdi Demir.
Asena ilacı enjekte ettiğinde Demir acıyla dişlerini sıktı ama gözlerini kadından ayırmadı. Aralarındaki bu güç savaşı, ölümün kıyısında bile esnemeyen bu hiyerarşi, tuhaf bir şekilde ikisini birbirine daha sıkı bağlıyordu. Asena arkasını dönüp odadan çıkmaya hazırlanırken durdu, omzunun üzerinden Demir’e baktı.
"Zırhı temizle ve komuta merkezine gel. İşimiz bitmedi, işçi. Sadece ilk raundu atlattık."