İçeriğe geç

Sonsuz Çekim

Bölüm 6 · 2 dk okuma

Sonsuz Çekim

Bölüm 6

Bölüm 6: Zaman Aşımı

​Manivelanın keskin ucu, erimiş yalıtım malzemesine her saplandığında etrafa geniz yakan kimyasal bir koku ve kıvılcımlar saçılıyordu. Demir, kurşun kaplı zırhın içinde adeta bir fırındaymış gibi terliyordu. Alnından süzülen ter damlaları gözlerini yakıyor, kaskın içindeki buğu yüzünden görüşü her geçen saniye daha da bulanıklaşıyordu.

​"Radyasyon seviyen 1.8 Sievert'e ulaştı, Demir," Asena’nın sesi telsizde her zamankinden daha net, adeta bir saatin tik-takları gibi mekanik ve soğuktu. "Zaman aşımına giriyoruz. On dakika içinde o koridordan çıkmış olman gerekiyor."

​"Az kaldı..." diye homurdandı Demir. Sağ omzundaki hidrolik eklem, aldığı aşırı yük yüzünden ritmik bir şekilde titriyordu. Manivelaya bütün ağırlığını verdi. Donmuş köpük tabakası büyük bir gürültüyle çatladı ve ilk karbon filtresi yuvasından fırlayarak zemindeki metal ızgaraya düştü.

​"İlk filtre tamam," dedi Demir, nefes nefese. "İkincisine geçiyorum."

​"Hayır, dur," dedi Asena birden. Sesindeki o mutlak emir tonu bu kez bir tereddüt barındırıyordu. "İkinci filtreyi bırak ve hemen geri dön."

​Demir, manivelayı ikinci silindirin kenarına yerleştirmişken duraksadı. "Şef, eğer ikisini de değiştirmezsek yukarıdaki oksijen paneli stabil hale gelmez. Bunu sen söyledin."

​"Sana geri dönmeni emrediyorum, işçi!" Asena’nın sesi bu kez komuta merkezindeki o sarsılmaz tahtından geliyor gibiydi. "Sistem analizini yeniledim. Tek filtre ana salonu beş saat daha idare edebilir. Ama orada beş dakika daha kalırsan, hücresel yıkım başlayacak. Seni yukarıya canlı çıkarmam gerekiyor."

​Demir, elindeki çelik çubuğu bırakmadı. Gözlerini karartmıştı. Aşağı katların karanlığında, makinelerin arasında geçen yıllar ona tek bir şeyi öğretmişti: Yarım bırakılan iş, er ya da geç daha büyük bir patlamayla geri dönerdi.

​"Beş saat sonra buraya tekrar inecek gücüm kalmayacak, Asena," dedi. İlk kez kadına rütbesiyle ya da "Şef" diyerek hitap etmemişti. Sadece ismiyle seslenmişti.

​Telsizin diğer ucunda derin, buz gibi bir sessizlik oldu. Asena Vance, Minerva-4 tarihinde bir astından ilk kez adını duyuyordu. Bu bir itaatsizlikti, bir isyandı; ama aynı zamanda aralarındaki o görünmez, kalın duvarın çatırdadığının resmiydi.

​"Bana ismimle hitap etme cüretini nereden buluyorsun?" diye fısıldadı Asena. Sesi tehlikeli bir şekilde kısıktı.

​"Çünkü ikimiz de aynı metal kutunun içinde ölüyoruz," dedi Demir ve manivelayı ikinci filtreye doğru sertçe sapladı.

​Metalik bir gıcırtı ve ardından gelen kırılma sesiyle birlikte ikinci silindir de yuvasından ayrıldı. Demir, yeni filtreleri ceplerinden çıkarıp hızla yerlerine itti. Kilit mekanizmaları büyük bir gürültüyle oturdu. Karbon filtre paneli yeşil ışıkla yandı.

​Tam o anda, Demir’in dizlerindeki derman tükendi. Radyasyon ve aşırı yorgunluk zırhın ağırlığıyla birleşince, kendini koridorun ıslak metal duvarına yaslanmış, yere çökerken buldu. Gözleri kararıyordu.

​Telsizden Asena’nın nefes alış verişleri geliyordu. Öfkesi, yerini garip bir çaresizliğe bırakmıştı. "Demir... Demir, beni duyuyor musun? Ayağa kalk. Sana ayağa kalkmanı emrediyorum."

​Demir cevap veremedi. Kaskın içindeki ekran kararmaya başlarken, Asena’nın sesi derin uzayın sessizliğinde ona doğru uzanan tek ince halat gibi yankılanmaya devam etti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.