Dudakları birbirinden ayrıldığında, odadaki havanın sıcaklığı sanki on kat daha artmıştı. Asena, nefes nefese bir şekilde Demir’in göğsünden destek alarak yavaşça ayağa kalktı. Dağılan saçlarını eliyle arkaya doğru iterken, gözlerindeki o savunmasız ifade hızla yerini yeniden profesyonel bir zırha bırakmaya çalışıyordu. Ancak yanaklarındaki kızarıklık ve titreyen nefesi, az önce yaşananların izini silemeyeceğini kanıtlıyordu.
"Bu..." dedi Asena, arkasını dönüp odanın merkezindeki devasa hidrolik ünitelere doğru yürürken. Sesi pürüzsüz çıkması için zorlanıyordu. "...bir anlık bir sapmaydı, Demir. Tekrarı olmayacak. Şimdi işimize odaklanalım."
Demir yerden kalktı, üzerindeki tozu silkeledi ve hafif bir tebessümle kadının arkasından baktı. Asena’nın bu kaçış çabası ona komik geliyordu; çünkü ikisi de biliyordu ki yörünge kilidi kırılmıştı ve kalpleri de en az bu istasyon kadar hızlı düşüyordu.
"Nasıl istersen, Şef," dedi Demir, sesindeki bilerek vurguladığı 'Şef' kelimesiyle.
Asena, ünitenin iki yanına ayrılan paslı çelik kolları işaret etti. "Hattın patlamaması için tam olarak aynı saniyede bu kolları aşağı indirmemiz gerekiyor. Ben sayacağım. Hazır mısın?"
Demir, sağ taraftaki ağır vananın başına geçip iki eliyle çeliği kavradı. Asena da sol taraftaki kolun üzerine ellerini yerleştirdi. İkisi birbirine baktı. Mavi ve kırmızı acil durum ışıklarının altında, gözlerindeki o eski sınıfsal nefret yerini tuhaf, derin bir ortaklığa bırakmıştı.
"Üç," dedi Asena, gözlerini Demir’in gözlerine sabitleyerek.
"İki..."
"Bir..."
"Şimdi!"
Aynı anda bütün ağırlıklarıyla kollara yüklendiler. Paslı mekanizma büyük bir gürültüyle inledi, dişliler birbirini ısırdı. Asena’nın gücü yetmediğinde, Demir gözlerini ondan ayırmadan kendi kolunu sabitleyip hızla kadının tarafına uzandı. Asena’nın ellerinin üzerine kendi iri, yağlı ellerini kapattı.
Sıcaklığı tekrar tenine temas ettiğinde Asena irkildi ama ellerini çekmedi. Demir’in gücüyle birlikte sol kol da sonuna kadar aşağı indi. Güm.
İstasyonun derinliklerinden gelen devasa bir sarsıntı, hidrolik sıvıların borulardan yukarı doğru fışkırdığının habercisiydi. Yukarı katlara giden hatlar açılmıştı.
"Başardık," diye fısıldadı Asena, başını kaldırıp Demir’in göğsüne neredeyse değen yüzüne bakarak. Elleri hâlâ Demir’in ellerinin altındaydı.
"Biz iyi bir takımız, Asena," dedi Demir, sesini alçaltarak. Aralarındaki mesafe yine tehlikeli bir şekilde kısalmıştı. "Yukarıdaki o kurallar olmadan da burayı yürütebiliriz."
Asena yavaşça ellerini çekti ama bu kez tamamen uzaklaşmadı. Bakışları Demir’in dudaklarına kaydı, az önceki yangın henüz sönmemişti. "Yukarı çıktığımızda, her şey eski haline dönecek Demir. Dönmek zorunda."
"Buna gerçekten inanıyor musun?" diye sordu Demir, kadının beline doğru bükülen parmaklarıyla.
Asena cevap vermedi, sadece derin bir nefes alarak asansöre doğru yürüdü. Ama adımları, bu alt katların karanlığından kaçmak ister gibi aceleciydi.