Asena, komuta merkezinin panoramik camından karanlığa bakarken titanyum alaşımlı masaya ritmik bir şekilde vuruyordu. Gözleri, Jüpiter’in devasa kırmızı lekesinin üzerinde gezinen yansımalardaydı. O, Minerva-4 Maden İstasyonu’nun mutlak hakimiydi. Aldığı kararlar tartışılmaz, emirleri sorgulanamazdı. En azından, istasyonun ana reaktörü büyük bir patlamayla çökene kadar bu böyleydi.
Kırmızı acil durum ışıkları, koridorun metal zeminini kan rengine boyuyordu. Yapay zeka ses sistemi dakikalar önce susmuştu; bu, tüm dış dünya ile iletişimin ve ana yaşam destek ünitelerinin tamamen kesildiğinin resmiydi.
Asena, telsiz mandalına sertçe bastı. "Kademeli sızdırmazlık odası üç. Kim var orada?"
Cevap hışırtılı ve nefes nefeseydi. "Demir, Efendim. Alt kat yapısal bakım işçisi. Basınç valflerini manuel olarak kapatmaya çalışıyorum ama... sistem yanıt vermiyor."
"Bırak onu Demir. Yukarı gel. Hemen."
Birkaç dakika sonra Demir, üzerinde ağır, hidrolik destekli işçi tulumuyla komuta odasının ağır çelik kapısından içeri girdi. Yüzü kömür karası ve motor yağı içindeydi, alnındaki ter damlaları kırmızı ışıkta parlıyordu. İstasyonun en alt kademesinde, makinelerin arasında ömür tüketen bir adam için üst katlar, özellikle de Asena’nın bölgesi, normalde adım dahi atamayacağı bir yerdi.
Asena onu baştan aşağı süzdü. Aralarındaki statü farkı, şu an yok olan yapay yerçekimi gibi önemsiz görünmeliydi ama Asena’nın duruşundaki o sarsılmaz otorite tek bir milim bile esnememişti.
"Durum ne?" diye sordu Asena, sesi buz gibiydi.
Demir, ağır kaskını masanın üzerine bıraktı. "Ana hatlar koptu. İletişim antenleri havaya uçtu. Bizi bu yörüngeden alabilecek hiçbir acil durum kapsülü kalmadı. Tamamen yalnızız."
Asena adama doğru bir adım yaklaştı. Aralarındaki mesafe kapandığında, Demir kadının gözlerindeki o mutlak kontrol arzusunu ve durumun vahametine rağmen diz çökmeyen iradesini görebiliyordu.
"Yalnız değiliz," dedi Asena, parmağını Demir’in göğsündeki metal ambleme sertçe bastırarak. "Ben buradayım. Ve sen, ben ne söylersem onu yapacaksın. Bu istasyon bizi yutmadan önce burayı tamir edeceksiniz, işçi."
Demir, kadının parmağının altındaki baskıyı hissederken yutkundu. Dışarıda mutlak bir ölüm, içeride ise bu kadının amansız iradesi vardı.
"Emredersiniz, Şef," dedi Demir.
Otuz iki bölümlük esaretleri, derin uzayın sessizliğinde böyle başladı.