Alper’in hayatına dair daha fazla şey öğrenmek, onunla gerçekten tanışmak istiyordum. Ama bir yandan da, bu mesafenin bizimle birlikte büyüdüğünü hissediyordum. Birbirimize daha yakın olmanın en güzel yolu, aslında birbirimizi anlamaktan geçiyordu… ama ya gerçekten birbirimizi anlayamayacak olursak?Alper'in annesinin hastalığı artmaya başladığında, ben hep yakın olmak istedim. Onun elinde tutacak dal veyahut arkasına yaslayacak ağaç olmak istedim. Her an annesine bir şey olacak korkusu yaşıyordum. Her şey olursa, bilirim o yakar, dağılır. Allah’a sığındım her gece, Allah’tan annesine şifa istedim. İşte o dönemde başladı benim de hastalığım. Baş dönmeleri, vücudumda ağrılar… Beni güçsüzleştiriyordu. Her gece yoruluyordum. Bir yandan doktorlara gidiyordum, bir yandan da Alper’e belli etmemeye çalışıyordum. Öğrendim ki beynimde küçük bir kitle varmış. Korkuyordum… Onu bir kere bile görmeden bu dünyadan göçüp gitmekten. Doktor bütün tetikleri yaptıktan sonra tedaviye başladım. Ben tedaviye başladığım dönemde de annesi yoğun bakımdan çıkmıştı. Annesinin hastalığında yanında olmamla, aramızdaki büyük bağ bütünleşmeye başlamıştı.Ancak annesinin iyileşmesi kısa sürmüştü. Tekrar yoğun bakıma girmişti. Başka bir sorunu vardı belki, başka bir hastalık mıydı, yanlış teşhis mi olmuştu, bilmiyordum. Bu yüzden endişe duyuyordum. Alper’e başka hastanelere götürmesini istedim. Osman Gazi Hastanesi gibi büyük bir hastanede daha doğru teşhis koyabileceklerini düşündüm. Bilecik, çok küçük bir şehir. Ellerinde bulunan ekipmanlar belki de doktorları yanıltıyordu. İşte bu yüzden Eskişehir Osmangazi Hastanesi gibi büyük bir hastaneye gitmesini istedim.Annesi yoğun bakımdayken ben o dönemde İdari Hakimlik Sınavı’na girmek üzere İstanbul’a gitmiştim. İstanbul’daydım ama hep aklımdaydı Alper. O orada çaresiz şekilde hastane kapısında bekliyordu. Ben de çaresiz gözlerle ondan güzel haber bekliyordum. Bir taraftan da yanına gitmek için can atıyordum. Ancak bir o kadar da kolum bağım bağlıydı. Ailem… Onlara bir şeyler anlatmak benim için öyle bir güçtü ki… Onlar benim elimi kolumu bağlıyordu.Katı bir aile yapısında büyüdüm. Kutu içerisinde sıkıştırmışlardı beni. O kutu içerisinde çıkmak o kadar zordu ki... Sevmek, sevilmek bana sanki mübahtı. Bütün duygusal ihtiyaçlarımı bastırmak, kendimi geri çekmek zorundaydım. Ailemin beklentileri, kurallar ve normlar arasında kendimi bulmak çok daha karmaşık bir hale gelmişti. Bu yüzden Alper’e olan duygularımı ifade etmek, onunla yakın olmak bile içimde büyük bir baskı oluşturuyordu. Kendi duygularımı, sevmek ve sevilmek gibi basit bir şeyi bile hak etmediğimi düşünüyordum. İçimdeki bu boşluğu doldurmak, özgürleşmek o kadar zor bir şey haline gelmişti ki... Ama bir yandan da Alper’e yaklaşmak istiyordum.Alper’in çaresizliğine koşamamak, ona yardım edememek de içimde bir başka büyük boşluk yaratıyordu. Onun acısını hissediyor, ama ona dokunamıyordum. Sadece uzaklardan izlemek, bazen ne kadar yakından hissetsem de, gerçekten onun yanında olamamak... İşte bu, daha da güçsüzleştiriyordu beni.İstanbul’dan geri döndükten sonra hastalığım ağırlaşmıştı. Bir akşamüstü beni odamda baygın şekilde annem bulmuştu. Ambulansla acile kaldırmışlardı. İşte o gün, Alper’in annesi ilk kez kalbi durdu ve geri döndü. Telefonumda Kur'an'ı açtım ve Alper’e bağışlaması için dua ettim. Sabah kadar onunla konuştuk. Acı bir haber beklediklerini söyledi... Yüreğim yandı... 08 Ocak 2024 tarihi. Onun kıyamet günü...!
Bölüm 2
Uzaklar da acı
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.