-Victor Chouce-
13 Ocak 2022
"𝐵𝑎𝑛𝑘𝑎𝑙𝑎𝑟 𝑖𝑛𝑠𝑎𝑛𝑙𝑎𝑟𝚤 𝑠𝑜𝑦𝑢𝑦𝑜𝑟, 𝑏𝑢 𝑦ü𝒛𝑑𝑒𝑛 𝑖𝑛𝑠𝑎𝑛𝑙𝑎𝑟𝑑𝑎 𝑏𝑎𝑛𝑘𝑎𝑙𝑎𝑟𝚤 𝑠𝑜𝑦𝑢𝑦𝑜𝑟." Ocağın 13'üydü. Hava kararmıştı. Kulaklığım kulağımda, kapüşonum kafamda, telefonum elimde yürüğüşün ardından eve dönüyordum. Doğum günüm olduğundan ailem eve geç gelmemi söylemişlerdi. Etrafı hazırlayacaklarmış. Bende dediklerini yaparak kulaklığım ve telefonumu alıp rastgele yürümeye başlamıştım. Aslında çok büyük bir şey olmayacaktı. Dört kişi, bir pasta, mumlar ve küçük hediyeler. Son 2 yıldır olan buydu zaten. Ben, Mio babam, Asier babam ve dostum Zara. Başka dostum yoktu zaten. Hepsini 2 yıl önce kaybetmiştim.
On sekizinci yaş günüme kadar normal bir hayatım vardı. Sessiz ve sıradan. İki babam vardı. Mio ve Asier. İkisi de öğretmendi. Görüp görebileceğiniz en iyi öğretmenler. Mio babam kimya öğretmeniydi, Asi -kendisine Asi diyorum çünkü tam bir asi*- babam ise tarih öğretmeniydi. Kardeşim yoktu. Kardeş gibi gördüğüm iki tane kuzenim vardı. Fakat, uzun zamandır görüşmüyorduk. Başka şehirde yaşıyorlardı.
Onların dışında can yoldaşım vardı. Zara McCavoy. Iki yıl önce tanışmıştık. Lisenin 2. yılı, ben yıkılmış ve dağılmışken. Aynı okuldaydık fakat farklı sınıflarda. Asier babam, onların dersinede giriyordu. Zara'nın babası ve annesi kendinin aksine oldukça geri kafalı insanlardı ve babası, babamları şikayet etmişti. O sırada, okul müdürünün odasının önünde olmuştu tanışmamız. O sıralar çocukluk arkadaşlarımla bir nedenden dolayı aramiz bozulmuştu ve benim onlar dışında arkadaşım yoktu. Okulda sevilen biriydim, şarkı söyleme ve piano hobim sayesinde bütün okul beni tanıyordu. Fakat arkadaş olarak nitelendirebileceğim tek bir kişi yoktu.
"Çok utanç verici." demişti bana. Anlamamıştım. "Benimki gibi bir baban olmadığı için çok şanslısın. Çok utanç verici." Ardından elini uzatmış ve kendini tanıtmıştı. Tanışmış, yakınlaşmış, ayrılmaz olmuştuk. Aslında aramızda garip bir çekim vardı. Arkadaşlıktan öte ama daha ilerisine gidemeyecek kadar belirsiz. Bu konu hakkındada konuşmuştuk. İkimizde erken olduğu konusunda hemfikirdik. Bu yüzden olduğu gibi devam ettik. Birbirimize hayatlarımızı anlattık. Ailesi, o yıl ailevi sebepler yüzünden Rusya'dan taşınmıştı.
Ailesi arkadaş olmamızdan memnun değildi fakat ne Zara'nın ne de benim umrumdaydı.
Eve dönerken yılların ne kadar hizlı geçtiğini düşünüyordum. Ne ara 18'ime bastığımı. Daha dün gibi hatırlıyordum ilk yetenek gösterimi.
Üç katlı evin önüne vardığımda sırıtıyordum. Aslında tam üç katlı sayılmazdı. İki kat ve çatı katı vardı. Ön ve arka bahçesi. Aslında Gumball'da ki Watersonn'latın evine benziyordu. Çok çizgi film izlemenin zararları.
Bahçeye girerken evin önündeki parlak kırmızı, tanıdık gelen arabayı fark ettim fakat pek umursamadım. Ardından kapıya ilerledim ve zili çaldım. Birkaç saniye sonra kapı açıldı. Zara gülümseyerek kapının çerçevesine yaslandı. Müziği durdurdum ve kulaklığı kulağımdan çıkardım. "Sonunda geldin." Baştan aşağı onu süzdüm. Bej, boğazlı bir kazak ile gri bir kot pantolon giymişti. Koyu kahverengi saçları, yüzüne düşmüş haki yeşili gözlerini örtmüştü. Elimi yüzüne uzatarak saçını kulağının arkasına tıkıştırdım ve cevap verdim. "Geç gelmemi söyleyen sizdiniz. Hatta sen özellikle köprüye kadar yürüyüp gelmemi söyledin." Omuz silkti ve kollarını bağlayıp sırtını kapıya yasladı. "Misafirlerin bu kadar erken geleceğini kim bilebilirdi ki? Hem, sen benim dediğim her şeyi yapıyor musun?" Kaşlarımı çattım. "Ne misafiri?" Tek kaşını kaldırdı. "Babanlar sana söylemedi mi?"
Telefonumu eline tutuşturup salonun penceresinin önüne gittim. Pervaza tutunup parmak ucuna yükseldim ve içeridekilere baktım. "Yok artık." Zara'nın yanına dönüp kısık sesle konuşmaya başladım. "Hitman'ların burada ne işi var? Ve o mor saçlı Lydia mı?" Sertçe yutkundu. "Demek haberin yoktu." Saçlarımı karıştırdım. "Zee, içerde sarışın bir kız var. Sence bundan haberim var mı? Ah, delireceğim niye tanımadığım bir kız benim doğum günümde." Elini kaldırıp beni durdurdu. "Adı Bella. Sky'ın kız arkadaşıymış." Kafamı yana eğip gözlerimi dik dik açtım. "O utanmaz, sırf Lars benimle konuşmayı kesti diye 2 yıl boyunca bana bakmamışken doğum günüme kız arkadaşını mı getiriyor?"
Lars ve Sky Hitman benim çocukluk arkadaşlarımdı. Ikisi de kardeştiler. Babamlar anneleri Emilie ve babaları Daniel ile arkadaştı. Aslında tuhaf bir tanışma hikayeleri vardı. Daniel ve Emilie çocuk evlat edinmek için bir yetimhaneye gittiklerinde babamlarla karşılaşmışlar. Sonrasında arkadaşlıkları büyümüş. Ben ve Sky'da bebekken arkadaş olmuşuz. Lars ise, bir eylül sabahı Hitman'ların evinin kapısına bırakılmış. Biz büyürken hep Lars ile daha yakındım. Daha iyi anlaşıyorduk. Sky ile çokca tartışırdık neden bilinmez.
Arkadaşlığımız liseye kadar sürdü. Sonrasında ise Sky yeni arkadaşlar edindikçe Lars'ı da peşinden sürükleyerek benden uzaklaştı. Lars ile yine de görüşüyor, takılıyorduk. Fakat eskisi kadar yakın değildik. Bende yanlız kalmamak için yeni arkadaşlar arıyordum. Sonra, buldum.
Esay ile aynı sınıftaydık. Kafa dengi kızdı. Ortak ilgi alanlarımız vardı. Anlaşmıştık. Sonrasında, onu Sky ve Lars ile tanıştırdım. Sky pek aramıza katılmasa da Lars, Esay ve ben bir arkadaş grubu oluşturduk. Bir yıl öyle geçti.
Yazın, yine beraber takılmaya devam ettik. Yazın ortasında ise Lars ve Esay arasında bir şey oldu. Lars, Esay'a çıkma teklif etti. Ben Lars'ın ilgisini fark etmiştim ve onu destekliyordum. Anlaşılan Esay'da onunla ilgileniyormuş ki teklifini kabul etti. Aylarca sürdü ilişkileri. Biraz dışlansamda arkadaşlarım mutluydu. Sorun yoktu. Fakat bir gün Esay beni yanına çağırdı ve konuşmak istediğini söyledi. Sıkça gittiğimiz bir kafede buluştuk. Esay'ın yanında bir sırt çantası ve bir bavulu vardı. "Ben gidiyorum." dedi. Anlamamıştım. "Nereye gidiyorsun?" diye sordum. "Uzağa. Söyleyemeyeceğim bir yere." Parmaklarıyla oynamaya başlamıştı. "Esay, ne oluyor?" Cevap vermemişti. "Lars'a ondan ayrıldığımı söylersin." demiş ve ayağa kalkmıştı. Şok içerisinde bende ayağa kalkmış ve onu durdurmuştum. "Esay, bana cevap verir misin?" Ciddiyetle bana bakmış ve son sözlerini söylemişti. "Sadece... Lars'a söyle." Ardından uzaklaşmaya başlamıştı. "Böyle bir sorumluluğu bana yükleyemezsin!" Ardından söylediğim son sözler bunlar olmuştu.
Sonrasında mecburen Lars'a anlatmış ve anlayış beklemiştim. Benim bir suçum yoktu. Lars ise benle iletişimi kesmeyi tercih etmişti. Ne düşünmüştü bilmiyorum. Esay'ın gitmesine benim sebep olduğumu mu?
Sonrasında Esay'ın ailesinin şehirden taşındığını duymuştum. Bunun ardından Sky ile konuşmaya çalışmış fakat olumsuz sonuçlanmıştı çabalarım. Sonrasında ise vazgeçmiş yoluma devam etmiştim. Fakat şimdi, tekrar bütün dengemi alt üst etmek için buradalardı.
-------Bölüm Sonu-------
