İçeriğe geç

Son yaşam

Bölüm 9 · 5 dk okuma

Son yaşam

Bölüm 9

Bölüm 8

8. bölüme hoş geldinizzz

keyifli okumalar, yorumlarinizi eksik etmeyinn!

🌟

"Siz ikiniz, bir yerlerinizi kaldırıp buraya gelin!"

Cedric ve Irene, oturdukları yerden hızla kalktılar. Rosaline, şoför koltuğunda direksiyonu sıkı sıkıya kavramıştı. Irene, arkada kalan insanların sesini kulaklarında duyabiliyordu. İçinden onlardan özür dileyerek, kapıyı açtığı gibi içeri bindi. Cedric, Irene'nin yanındaki kapıyı açarken Rosaline, gaza bastı. "Siktir!" Diye bağırdı Cedric. Son anda kendini Irene'nin yanına atmıştı. "Yavaş olsana!" Diye bağırdı Cedric öne doğru.

"Senin götünü beklemediğim için özür dilerim aptal!" Rosaline, önünde duran levhaları altında ezerek ilerledi. Irene, aşırı hızdan dolayı kapının koluna sıkı sıkı tutunmuştu. Irene, camdan dışarı bakarken geçip giden evlere iç geçirdi. Şimdi hepsi boştu, hepsi terk edilmişti.

"Hey, kızıl, bu şekilde bizi hastalıklılar değil, sen öldüreceksin." Rosaline'nin dudağının kenarında bir sırıtış belirdi. "Cedric eğer biraz daha boş konuşursan, seni arabadan atarım." Cedric, elini ağzına götürerek hayali bir fermuar çekti. Irene onun bu haline tebessüm etti. Belki tanışalı çok olmamıştı ama kendini iyi hissediyordu. Yalnız değildi. "Peki, nereye gideceğiz?" Irene'nin sorusuyla Rosaline, aynadan onlara baktı. Derin bir nefes aldı, hızını biraz azalttı böyle giderse hem arabanın benzini biterdi hemde çok dikkat çekerlerdi. "Floch ve ben, bir buluşma yeri ayarladık." Irene kaşlarını çattı. "Onunla konuştun mu, ne zaman?"

"Onunla konuşmadım ama o benim nereye gideceğimi gayet iyi biliyor." Irene başını sallayarak anladığını belirtti. Rosaline, sağa dönerken sinyal verdi. Cedric bir iki saniye bön bön baktıktan sonra gözlerini kırpıştırdı.

"Az önce sinyal mi verdin sen?"

"Evet, ne olmuş?" Cedric hala inanamazcasına ona bakıyordu.

"Hastalıklıların sinyal gördüğünü pek sanmıyorum."

"Kes sesini, ehliyeti alana kadar anam ağladı. Şimdi sinyal vermeyeceksem nerede vereceğim?"

"Araba mazotu biterse ne olacak? O zaman sinyali ne yapacaksın?"

Rosaline ortaya şuh bir kahkaha attı.

"Tekrar bir araba çalıp onunla sinyal vereceğim."

Cedric, bir süre onun yan profiline baktı. Rosaline ile yola çıkmanın zararları hakkında kafa yormaya başlamıştı bile. Acaba bu çatlak bizi ne zaman öldürecekti, diye düşünmeden edemedi. Öbür yandan Irene, camdan dışarı bakıyordu. Hala şehrin içindelerdi. Birkaç hastalıklı kendilerine yaklaşmaya çalışmıştı fakat yetişememişlerdi. Onun aklında tek bir isim vardı: Valencia.

Ona ne olmuştu, şu an neredeydi? Sorular içini kemirirken artık cevaplarından korkuyordu. Ya hayatta değilse? Ya bir daha onu bulamazlarsa, onların izlerini kaybettilerse ne olacaktı?

Gözlerinin dolduğunu hissetti. Kafasını iki yana salladı. Güçlü olmak zorundaydı. Yaşamak için güçlü olmak zorundaydı.

🌟

Atlas, elindeki feneri çalıştırdı. Güneş batmıştı. Önlerini aydınlatacak bir şey kalmamıştı. Kaçarken aldıkları yardım çantasına minnettardı. Hastaneden çıkalı çok olmuştu. O zamandan bu yana, şehire inmişlerdi. Atlas, Floch'un onları öylece ortada bırakmayacağını adı gibi biliyordu. Onunla geçirdiği bu kısa sürede, az da olsa çözmüştü. O, buzdan kalpli bir insandı belki ama kendisine en çok yardım eden de oydu. Kendisini, hastahane lavabosunda kilitli kalmaktan kurtaran da oydu. Onun yardımıyla omuzundaki yarayı temizleyip sarmışlardı. Belki çok dost canlısı değildi ama herkese değer veren biriydi. Atlas, arkasını dönüp William ve Jasmine baktı. Floch'un dediğini yapmalı ve ne kadar çok hayat kurtarmak istiyorsa, gereken neyse onu yapmalıydı.

Jasmine ile göz göze geldiklerinde yutkunmadan edemedi. Yeşil gözleri, kendisine uçsuz bucaksız ormanları hatırlatıyordu. Ağaçların arasında dolaşmaya çıkmış da, sanki yolunu kaybetmiş gibi hissediyordu. Jasmine, ona bakarken tebessüm etti. Bu genç adamın heyacanlanmasına neden oldu. Önüne dönerek kendi kendine konuştu. "Ne oluyoruz anasını satayım ya, genç kızlık halleri mi geldi bana?"

Jasmine, arkadan ona bakarken Atlas ilerlemeye sürdürüyordu. Doğrusu Atlas, onun içindeki gülme istediğini körüklüyordu. Aptal adam bir de yerinde durabilse...

William, Jasmine'nin hemen yanındaydı. Gözlerini asla yerden ayırmamıştı. Çok yorulmuştu. Yakın arkadaşı gözünün önünde yenmişti ve şimdi kimin yüzüne baksa onlarda James'i görüyordu. Çocukluk arkadaşıydı o William'ın. Her daim yanında olurdu. Boyundan dolayı dalga konusu olsada William, ona hep destek çıkmıştı. Şimdi bir hiç uğruna ölmüştü. Kapanmayan kafeterya kapısından dolayı ölmüştü. Yumruğunu sıkmadan edemedi. Olanların sorumlusu kendi değildi. Yaşananların tek sorunu aralarına sonradan katılan Valencia ve Cedric'ti. Onlar korkaklık etmiş ve geldikleri gün, onlarca kişinin ölümüne sebep olmuştu. İçten içe ölmelerini istedi. Arkadaşlarının çektiği acıları onlar da çeksin istedi.

Atlas, el fenerini ileri doğrultarak konuştu. "İleride bir market görüyorum. Araba izleri oraya kadar devam ediyor." İşin büyük sıkıntısı, marketin etrafında bulunan hastalıklılardı. Buradan geçebilir miyiz, diye düşünmedi değil Atlas. Bir süre daha markete doğru bakarken birden bir ses duydu.

"Ellerini havaya kaldır!"

Atlas, sesin geldiği yöne doğru döndü. Önce adamın elindeki silahla odaklandı. Gözlerini yavaşça adama doğru çevirdi. Kaşlarını çatmış bir şekilde onlarla bakıyordu. Üstünde rengi solmuş bej rengi bir tişört, altında da belindeki silah kemeri yüzünden düştü düşecek bir pantolon vardı. Arkasında olan Jasmine ve William, adamın elindeki silahı görünce durdular. Ölebilirlerdi.

"Burada ne arıyorsunuz?" Kendisine silah doğrultan kişinin arkasından, biri daha çıktı. Siyah teni onu gece görmeyi zorlaştırıyordu ancak kahverengi gözleri direkt Atlas'ın gözlerine bakıyordu. Olacaklardan korkmuyordu.

Atlas, daha temkinli olmadığı için kendi içinde defalarca kez kendine küfür etti. Onun yüzünden biri dahi zarar görürse kendini affetmezdi.

Kafasını çevirip arkasındakilere baktı. Jasmine ve William, ona endişe dolu gözlerle bakıyorlardı. Elini sakin olun dercesine salladı. "Sana bir soru sorduk!" Atlas, başını oraya çevirerek karşısında dikilen iki adama baktı. "Bak dostum, size zarar verme gibi amacımız yoktu, sadece bir yere gitmeye çalışıyoruz." Önündeki adam elindeki silahı biraz daha öne uzattı.

"Nereye gideceksiniz?"

"Bilmiyoruz."

"Ne?" Adam kısa bir an durdu. Silah artık Atlas'ın kafasına dayalıdıydı. "Benimle dalga geçme sarı kafa, ne tarafa gidecektiniz?"

"Kalabileceğimiz bir yere, arkadaşlarımızın yanına." Arkadaki adam sözü devraldı. "Onlar, size yeri söylemediler mi?" Atlas, başını iki yana salladı. Öndeki adam tekrar konuşmaya başladı. "Çok yazık olacak, arkadaşların senin bu ücra köşede geberip gittiğini öğrenemeyecekler."

"Hayır!" Bütün bakışlar Atlas'ın arkasındaki kıza kaydı. Jasmine, olanların heyecanından nefes nefese kalmıştı. "Hayır! Onu öldürmeyin!"

Siyahi adam, önündekinin omuzuna dokundu. "Söyleceklerini dinleyelim Harry." Harry, elindeki silahı Atlas'ın başından geri çekti ancak hala silah Atlas'a doğrultulmuştu. "Biz, onların bize bıraktıkları işaretleri takip ediyoruz."

"İşaret?"

Jasmine başını sallayarak siyahiyi onayladı. "Evet işaretler, kısa bir süre önce hastahanede saklanırken hastalıklılar orayı bastı ve kaçmak zorunda kaldık." Adam, kollarını gövdesinde bağlayarak durdu. Kızın söyleyeceklerini merakla bekliyordu. "Hepimiz birden ayrı düşünce böyle bir çözüm bulduk. Lütfen onu öldürmeyin!" Ardından nefes nefese ekledi. "Siz de bizimle gelin!"

William, Jasmine'in kolunu sertçe kendine çekti. "Sen ne yaptığını sanıyorsun?!" Jasmine, kolunu ondan kurtarmadan bağırdı. "Onu gözümün önünde öldürmelerine izin veremem."

Adam, Harry'nin koluna dokundu eliyle bir işaret yapınca Harry, oflayarak silahı indirdi. Adam, Jasmine ve William'ın tartışmasını bölerek konuştu. "Öyleyse yoldaşlarım, çok yolumuz var demektir." Elini Atlas'a doğru uzattı.

"Ben Xaiver."

🌟

EN SEVDUGUM KARAJTER GELDI AUUUUUUU

harry>>>>

umarım siz de seversiniz >

favori karakter

iniz kim???

sonraki bölümde görüşmek üzere!

saglicakla kalın, hastalıklı kalın >

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.