İçeriğe geç

Son yaşam

Bölüm 17 · 11 dk okuma

Son yaşam

Bölüm 17

Bölüm 18

18. bölüme hoş geldinizzz

keyifli okumalar, yorumlarinizi eksik etmeyinn! >

🌟

Yüzüme vuran güneş ışıklarıyla, huzursuzlanıp sol tarafıma döndüm.

Başımda amansız bir ağrı vardı. Kasıklarımdan başlayıp, bacaklarımda biten tatlı sızı bedenimden bir türlü geçmiyordu. Dışarıdan gelen sesleri ayırt edemiyordum. Birilerinin seslendiğini duyabiliyordum fakat cevap veremeyecek kadar yorgundum. Yaz aylarına girmemizle artık havalar çok sıcak olmaya başlamıştı. Sabahları olan terlemelerim de bu yüzdendi.

Birinin omuzumdaki saçları alıp topladığını hissettim. Rahatsızca kıpırdandığım sırada saçlarımdaki el durdu. Ben hareket etmeyi durdurunca, tokayı bağlama işini bitirdi. Kısa bir süre sonra tekrar uyuyakaldım ama bu önceki kadar uzun sürmemişti. Uyku ve uyanıklık arasında gezerken, sıcaktan bunaldığımı hissedebiliyordum.

İstemsizce de olsa gözlerimi araladım. İlk bakışta karşımdaki manzara bulanık olsa da, biraz daha bakınca alıştım. Karşımda Floch vardı. Bir kolunu yastığının altına koymuştu. Kızıl saçları yastığın beyaz yüzeyine dağılmıştı. Dudaklarını öne doğru büzmüştü. Uzun zamandır uyumadığının farkındaydım. Yorgunluğunu bugüne saklamış olmalıydı.

Aniden bedenimi bir telaş dalgası sardı. Dün gece olanlar teker teker aklıma dolmaya başladı. Alkol, ateş ve yatak. Dün geceyi özetleyecek üç kelime buydu. Olanları hatırlayacak kadar kendimdeydim fakat hareketlerimin sonucunu, kontrol edememiştim. Olaylar bu noktaya kadar taşınmıştı, buna ikimiz de engel olamamıştık. Ama bundan sonra neler olacağını bilmiyordum. Onun neler hissettiğini ve neler düşündüğünü de.

Yattığım yerde düşünürken yüzüne odaklanmadan edemedim. Çok masum görünüyordu. Kişiliğindeki o sert ve otoriter adam, tamamen ortadan kaybolmuştu. Elimi kaldırıp yeni çıkmaya başlayan sakallarının üstünde gezdirdim. Ne düşünceğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Fakat bu tamamen yanlıştı. İkimiz de kendimizde değilken, yaptığımız şeylere anlam yükleyemezdik.

Elim yanağında bir süre öylece kaldım. Ben de gözlerimi kapattım. Onu hissetmek istiyordum. Tekrar ve tekrar. Floch, yerinde kıpırdanmaya başladığında elimi yanağından çektim. Gözlerini kırpıştırarak etrafı görmeye çalıştı. Ben elimi ayağımı nereye koyacağımı bilmez haldeydim. Şimdi ne olacaktı?

Gözlerini birkaç kez daha kapatıp açtı. Aramızdaki ince battaniyeyi göğsüme doğru bastırdım. Utançtan kıpkırmızı olduğuma emindim. Bal köpüğü gözleri, önce beni buldu. Gözlerimi ondan kaçırarak tavana bakmaya başladım. Yatakta doğrularak elini alnına attı. "Saat kaç oldu?" Uykulu sesiyle mırıldandığı sesini, birkaç kez zihnimde oynattım. Ben de, onun gibi yatakta doğruldum. "Bilmiyorum." Diye mırıldandım kendi içimde.

Önümde durduğu için, sırtını tam anlamıyla görebiliyordum. Omuzlarında olan tırnak izlerimi görünce içten içe yerin dibine girmeyi arzuladım. Yatakta bir süre öyle kaldı. Ardından örtüyü üzerinden atıp aniden ayağa kalktı. Onu yaptığı davranışa ellerimi gözlerimi kapatarak cevap vermiştim. "Aniden öyle gitmene gerek var mıydı?!" Diyerek kızmadan edemedim. Birden karnımda hissettiğim şey ile yutkundum. Erkekliğinin başını, göbek deliğime yaslayarak öyle durdu.

Ellerimi yüzümden çekip kendisine bakmamı sağladı. "Dün gece, bundan daha fazlasını gördüğünü hatta hissettiğini umuyordum." Erkekliğini karnıma daha fazla bastırdı. Kasıklarıma dolan sızı kendini şiddetli bir şekilde belli ettiğinde, inledim. Cevap vermeyerek başımı salladım. Başını boynuma gömdü. Orada biraz soluklandı. Gerdanıma bir öpücük bırakıp geri çekildi ve ben bir şey diyemeden yataktan kalktı ve banyoya doğru yöneldi.

Arkasından bakarken sırıtmadan edemedim. Mutlu hissediyordum fakat içimdeki şey, buna engel olmaya çalışıyordu. Yataktan bacaklarımı sarkıtarak kalktım. Battaniyeyi bedenime iyice dolayarak, dünkü kıyafetlerimi aramaya başladım. Floch'un yattığı kısımın altında kalan yerdelerdi. Elime aldığım tişörtüme ümitsiz vaka, dercesine baktım. Sırtından boylu boyuna yırtılmıştı. Tişörtü yere atıp diğer kıyafetlerime baktım. Onlarda herhangi bir şey yoktu ama dışarıya üstsüz çıkamazdım.

Elbiselerimin yanındaki Floch'un tişörtü, gözüme çarptı. O benim kadar zor durumda değildi. Üstüme geçirdiğim beyaz tişört dizlerime kadar gelse de, onu pantolonumun içine katladım. Floch hala duştaydı. Odama gider gitmez benim de duş almam şarttı. Hazır olunca odadan dışarıya çıktım.

Bacaklarım titreye titreye bulunduğum binadan dışarı çıktım. Kimseye görünmemeye çalışarak hotelin bahçesinden geçtim. Neredeyse duvarla bir bütün olacaktım. Uzaktan gelen Cindy'nin sesiyle, adımlarımı hızlandırdım. Sonunda odamın bulunduğu binaya girdiğimde merdivenlerden çabucak çıkıp odaya girdim. Sırtımı kapıya yaslayarak, yere düştüm.

Elimi saçlarıma atarak olayları düzenlemeye çalıştım. Dün gece hangi akılla onu öpmeye başladığım hakkında, hiçbir bilgim yoktu. Onun bana karşılık vermesini alkola bağlayabilirdim ama bu ihtimal, içten içe beni korkutuyordu. Ne ara kontrolümü bu kadar yitirdiğimi bilmiyordum. Kendimden olabildiğince utanıyordum.

Yerden kalkıp kıyafetlerimi hızlıca çıkardım. Banyodan içeri girerken, aynada gördüğüm kendimle duraksadım. Boynumdan göğüslerimin ucuna kadar yayılan bir kızarıklık vardı. Gözlerimi kocaman açarak inceledim. İz bırakmasını bekliyordum ama bu kadar belirgin şekilde değil.

Düşünmenin sırası değildi, yokluğum dikkat çekebilirdi. Hızlıca hazırlanıp çıkmam gerekti. Banyoda pek fazla kalmadım. Dolabımda gidip, giyebileceğim birkaç şey seçip yatağımın üstüne bıraktım. Floch'un beyaz tişörtünü katlayarak kendi dolabıma koydum. Ona bir ara verirdim.

Saçlarımı kurutmadan bıraktım, şu an vaktim yoktu. Üstümü giyinip kendimi dışarı attığımda tabak, çatal seslerini duyabiliyordum. Bacaklarımdaki ağrı fazla değildi ama daha fazla acımasın diye yavaş yürüyordum. Kahvaltı masasına yaklaşınca beni gören Harry, bana seslendi. "Hey, Valencia!" Elini kaldırarak bulunduğu yeri işaret etti. Komik tavrına karşı gülümsemeden edemedim.

Gözlerim masanın en uç kısmını bulduğunda, Floch'u gördüm. Yeni giydiği mavi tişörtünü ona yakıştıramadan edemedim. O da saçlarını kurutmadan çıkıp gelmişti. İkimizinde dikkat çekmek istemediği açıktı. Göz göze geldiğimizde, bu çok kısa sürmüştü. Gözlerimi ondan çekerek Irene'nin yanına oturdum. Kısa bir selamlaşma merasiminden sonra herkes sessizleşmişti.

Cedric'in, Irene'nin yanından bana baktığını hissedebiliyordum. Zeytinimi sakince çiğnerken sonunda konuştu. "Senin saçların niye ıslak?" Zeytini çekirdeğiyle beraber yutarak cevap verdim. "Kurutamadım, zaten geç uyanmıştım." Tam tekrar soru sormaya başlayacakken, masanın diğer ucundan Harry'nin sesi duyuldu.

"Willciğim, sabah başım nasıl ağırdı bir bilsen, bir bilsen." William'ın tepkisini görmek için kafamı sola doğru çevirdim. Willaim, elindeki çatalın ucundaki peynirle öylece kalmıştı. "Willciğim?" Diye sordu, Harry'e. Harry, anında kendini William'ın kollarına bırakınca ne olduğunu anlamadık. "Tansiyonum düştü benim, kim bulmuştu o ucuz alkolü?" Xaiver, ağzındaki ekmeği çiğnerken konuştu. "Sen market reyonunun arkasında bulmuştun diye hatırlıyorum ama." Harry, bir elini göğsüne koyarak kendisine cevap yetiştirdi. "Yanlış hatırlıyorsundur. Cedric'tir o." Cedric, Irene ile konuşurken konunun ne ara kendisine döndüğünü bile anlamadan onlara baktı.

Kahvaltı, böyle sakince sürüp giderken tek konuşmayanın Nora olduğunu fark ettim. Sessizce yemeğini yiyordu. İstemsizce ona ne olduğunu sorma gereği duydum. Ağzımı açıp soracaktım ki dışarıdan gelen sesle hepimizin sesi kesildi.

"Yalvarırım yardım edin!"

Floch, sandalyesini geri çekerek hızlı adımlarla hotelin demir kapısına doğru yürüdü. Atlas, onun peşinden giderken hızla Jasmine'e rahat ol dedi. Harry ve Xaiver, gözlemci binasına çıkarken Cedric, William'la beraber Cindy ve diğerlerini, güvenli bir yere götürüyordu.

Merakıma engel olamayıp, ben de Floch'un gittiği yöne doğru gittim. Masanın üstünde olan bıçağı alarak ilerledim. Floch ve Atlas'ın yanına geldiğimde, demir kapının ardındaki adamı içeriye aldılar. Onun peşinden gelen hastalıklıları ise öldürmeye başladılar. Gözlemci binasından Harry ve Xaiver'in, uzakta olan hastalıkları vurmak için silah kullandıklarını görebiliyordum.

Hastalıklar uzakta kalınca hotelin demir kapısı ağır bir gürültüyle kapandı. Atlas ve Floch, yerde oturan adamın üstüne eğildiler. Ne olduğun anlamaya çalışırken adam birden haykırdı. "Çok teşekkür ederim, size minnettarım, beni o şeytanların elinden kurtardınız!" Floch hiçbir şey demedi, Atlas adama iyi olup olmadığını, nereden geldiğini sordu.

Adam sorulara cevap veremeyince Atlas, kendisine kalabilecek bir yer ayarladı, ardından adamı kapıya yakın bir binaya koydu. Ben daha ne olduğunu anlamadan Floch, elimden tutup beni arka tarafa doğru çekiştirdi. İtiraz etmeden ona uydum ve beni nereye götürüyorsa oraya gittim.

Floch, beni hotelin arkasında kalan bahçeye kadar götürdü. Elimi bırakarak büyük sedir ağacının yanında durdu. "Sen ne yaptığını zannediyorsun?!" Kızgın bir şekilde bana bakmasıyla kaşlarımı çattım.

"Oraya tedbirsiz bir şekilde geldin, ya o adam tek olmasaydı?!"

"Beni dünkü çocuk zannettin herhalde, bu zamana kadar neler yaptıklarımı unutuyorsun!"

Kafasını iki yana sallayarak bir ileri bir geri yürüdü. "Sadece, güvende olmanı istiyorum." Söylediği cümleyle içime dolmaya başlayan öfke tamamen yok oldu.

Yanaklarım kızarmaya başlarken bana doğru geldi. Onun gelmesiyle, kendimi geri adım atarken buldum ve sonunda sırtım sedir ağacıyla buluştu. Üzerime eğilerek bana bakmaya başladı. Yüzlerimizin arasında az bir mesafe vardı. "Bir yerin ağrıyor mu?" Bal köpüğü gözlerine bakarak cevap vermek oldukça zordu. Başımı hayır, anlamında iki yana salladım. Dudağının kenarında bir gülümseme oluştu.

"Yalancı."

(Yine bir +18 başlangıcı, biz biktik bunlar mart ayindaki kediler gibi ciftlesmekten bikmadi. Okumak istemeyenler yıldız isaretine kadar kaydirsin)

Elini belime koyarak, orada kendine bir yer edindi. Yüzlerimiz arasındaki mesafeyi sıfırlayarak, dudaklarını dudaklarıma sürttü. Kasıklarım birden uyarılınca, yoğun bir arzu hissettim. Beni delirtmek istercesine dudaklarını orada gezdirdi fakat öpmedi. Dudaklarını araladığında, beni öpeceğini zannedip ben de dudaklarımı araladım ama beklediğim şey gerçekleşmedi. Belimdeki eli, birden tişörtümün içine girdi. Çıplak belimde baş parmağıyla daireler çizdi.

"Dün geceden, bir an bile pişman değilim." Gözlerini benden ayırmayarak söyledikleri, kalbimin ağrımasına neden olmuştu. Burnunu boynuma sürterek bana baktı. "Peki sen ne düşünüy-" Cümlesini tamamlamasına izin vermeyerek, ellerimi yüzüne yaslayıp onu kendime çekip dudaklarımızı birleştirdim. Büyük bir açlıkla, onu öpmeye başladığımda onun bana karşılık vermesi çok uzun sürmedi. Alt dudağımı çekiştirerek dilini ağzımın içine gönderdi.

Memnuniyetle onu kabul ettim. Dillerimiz birbirleri içlerinde kaybolurken o, tişörtümün içindeki elini göğsüme çıkardı. Avucunu, göğsümün ucuna yasladı. Ağzının içine doğru inledim. Kendimi erkekliğine sürtmek istediğimde, bana engel olarak ağaca daha da yasladı. Üzerime doğru eğilerek beni öpmeye devam etti. Elini göğüsümden kısa bir süre ayırdı. İtiraz etmek için ağzımı açmıştım ki, birden üzerimdeki tişörtü kaldırıp boynuma kadar çekti. Sütyensiz göğüslerim ortaya serildiğinde, bana alttan sırıtarak baktı.

Bir elini göğsüme yasladı. Dudaklarını dudaklarımdan ayırdı. Anın hazzıyla, cayır cayır yanıyordum. Kafasını aşağıya indirip göğüslerime baktı. Birden dilini göğüs ucumda hissettiğimde zevkle seslice inledim. Dilini, göğüsümün her tarafında gezdirirken kendimden geçmek üzereydim. Onu deli gibi istiyordum. İçimde olmasını bütün benliğimle istiyordum. Bir eliyle göğüsümü ezerken, diğerine diliyle yapmadığını bırakmıyordu. Dişlerini göğüsümde hissettiğimde, o kadar ıslanmıştım ki, iç çamaşırım batmış durumdaydı.

Göğsümü dişlemeye başladığında, saçlarından tutarak onu kendime daha çok bastırdım. Bu zevk tarif edilemez bir şeydi. Asla yapmaktan bıkmayacağım, içimden çıkmasını istemediğim bir tutkuydu. "Ah, Floch." Adını inlememle haraketleri hızlandı. "Yalvarırım." Diye mırıldandım titreyen seslimle. Başını göğsümden ayırıp bana baktı.

İleriye doğru uzanmış dudaklarımı öptü. Öpüşüne şiddetle karşılık verirken, elini pantolonuma götürdü. "Neye yalvarırsın?" Fısıldayarak sorduğu soruya aklımı kaçırma noktasına gelmiştim. Pantolonumun düğmesini açarak, fermuarını indirdi. Pantolon dizlerime kadar düşerken bir an bile düşünmeden, elini iç çamaşırımda gezdirdi. Dudaklarına doğru tekrar inledim. Artık dayanılacak gibi değildi.

"Benim için ıslanmışsın." Dedi elini gezdirirken. Zevkle, başımı aşağı yukarı salladım. İç çamaşırımı bacaklarımdan aşağıya doğru indirdi.

Gözlerimin içine baka baka işaret parmağını, kadınlığımın içersine itti.

Gözlerimi kapatıp zevkle bağırdım.

Kulağıma doğru fısıldadı. "Benim için, daha edepsiz olabilir misin?" Dudağımın kenarına kondurduğu öpücük, başımın geriye doğru düşmesine neden oldu. Parmağı hala içimdeydi, haraket ettirerek beni kıskıvrak bir şekilde yakalıyordu. Elimi erkekliğine atarak ona baktım. Pantolonundan belirginleşen erkekliği, ona dokunmamla sertleşebildiği kadar sertleşmişti. "Beni becer ve asla durma." Kafasını memnuniyetle salladı. Ben erkekliğini elime kavradığım an, orta parmağını kadınlığımdan içeri itti. Tekrar bağırdım. Gözlerimin önüne dolmaya başlayan siyah noktalar bir görünüp bir kayboluyorlardı.

Kadınlığımda ellerini haraket ettirerek, duvarlarımı genişletti. Parmaklarını çıkardığında her ikisini de ağzına götürüp yaladı. İnlemelerim daha çok arttığında, bana işkence etmeye son verdi. Pantolonun düğmesini çıkardı ve dizlerine kadar indirdi. Üzerindeki boxerı indirerek erkekliğini gözlerimin önüne serdi. Büyüklüğü ilk görüşümde olduğu gibi beni korkutsa da, onu içime almak için sabırsızlanıyordum. Sertliğini kadınlığımın girişine yasladığında, başım omzuna düştü. Kendisini aniden içime ittiğinde tırnaklarımla koluna tutundum. Ses çıkarmamak için, dudaklarına kapandım.

Beni ağacım gövdesinden çekip kucağına aldı. Pantolonum ve iç çamaşırım, yere düştü. Bacaklarımı, belinin iki yanına sararak içime daha çok girmesini sağladım. O da, bacaklarındaki fazlalıklardan kurtuldu. İkimizi çimenlerin üstüne yatırdı. İçimden çıkmadan üstündeki tişörtü tek hamlede çıkardı, rastgele bir yere fırlattığında üzerime çöktü.

İçimdeki gel gitleri, benim yıldızları görmemi sağlıyordu. Sona yaklaştığımı hissettiğimde, o içimdeyken boşaldım. Vücuduma yayılan sıcaklık, mayışmama neden oldu. Kollarımı bedenine sararak benden ayrılmasını engelledim.

"Boşalacağım." Diye mırıldandı yüzüme doğru.

"İçime gel." Söylediğimi ikiletmeden kendini serbest bıraktı.

İçime dolan sıvıyla, gözlerimi sımsıkı yumdum. Başım çimene düştüğünde, elini yanağıma koyarak okşadı.

Yüzümde gezdirdiği öpücükleri beni mest etti. Yorgunluktan ölsem bile ona karşılık vermeyi sürdürdüm. Bu vazgeçilmez arzu, artık tüm benliğimi kaplamıştı. Hep burada, bu şekilde kalalım istedim.

🌟

Oturduğum yerde, biraz daha kalkındım. Kendimi oldukça rahatsız hissediyordum. Hepimizin neşeyle toplandığı bu masa da, şu an hepimiz oldukça endişeliydik. Yanımda oturan adamın, herkesten daha sinirli ve gergin olduğunu biliyordum. Onu sakinleştirmek için elimden geleni yapmak istiyordum fakat dikkat çekebilirdik.

"Son kez söylüyorum hayır, biz herhangi bir yere gitmiyoruz, o adam da burada kalmıyor." Floch'un sert sesiyle ürpermeden edemedim. Onu böyle görmeyeli altı ay olmuştu. "Anlamıyor musun, Floch? Bu bizim şansımız olabilir buradan kurtulabiliriz, adamın geldiği yerde bir sürü olanak ve imkanlar var." Nora, ayağa kalkarak kendisinin yolundan gitmemiz gerektiğini ikna etmeye çalışıyordu.

Birkaç saat önce, dışarıdan kurtardığız adam geldiği yerde bir grubu olduğunu, çok büyük bir alanda yaşadıklarını söylemişti. Onunla gelirsek yemek ve su sıkıntısı çekmeyeceğimizi bahsetmişti. Nora, duyduğu an kabul etmemiz gerektiğini söylüyordu ancak Floch, bu düşünceleri önemsemiyordu. Zannımca, ona göre burada kurduğumuz düzen daha önemliydi. Bir arada kalmamıza şükretmemiz gerektiğini söylemişti. Ancak Nora, laftan anlamayacak gibiydi.

"Bence uzatmanın manası yok, birbirimizin kalbini kırmadan hallolacağını zannetmiyorum bu meselenin." Floch, ayağa kalkarken söylediklerini Nora, umursamadı ve tekrar itiraz etmeye başladı.

"Oraya gidersek hayatımız kurtulabilir, sürekli savaşmak zorunda kalmayabiliriz. Birazcık kendimizi düşünelim."

Floch, onu önemsemeyerek arkasını döndü. Nora'ya dönerek onunla konuşmaya çalıştım. "Floch, buradaki herkesin iyiliği için böyle bir karar vermişse sorgulamak düşmez." Öfkeli bir şekilde bana baktığında bir şeylerin ters gittiğini anladım. "O halde, sen de her şeyi buradakilerin iyiliği için yapıyorsun." Kafamı sallayarak onu onayladım. "Elimden geleni yapmaya çalışıyorum." Nora, gülerek kafasını salladı.

"Dün gece onun kucağında zıplarken, hiç öyle görünmüyordun ama."

Sözleri masada derin bir sessizlik yarattı.

🌟

Nora'dan böyle bir tepki bekliyor muydunuz?

guzelim karakterin içinden bir şeyler çıktı, biz de anlamadık

ve bunlar durmadan sevisiyor, kusurlarina bakmayın 20 kusur yıldır içlerinde birikmis

favori karakter kosesi:

favori çift/ship kosesi:

sonraki bölümde görüşmek üzere!

saglicakla kalın, hastalıklı kalın!

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

18. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.