12. bölüme hoş geldinizzz
keyifli okumalar, yorumlarınızı eksik etmeyin m>
🌟
Odanın içinde dolaşıp duran kız, oldukça sinirliydi. Karşısındaki adamın, onun söylediklerini umursamadan karşısında durması, kendisinde olan öfke ve endişeyi harlıyordu. Rosaline, odanın ortasında dönmeyi bıraktı ardından birkaç adımda sandalyede oturan adamın önüne geldi.
"Ben buradan hiçbir yere gitmiyorum!" Floch, sandalyeden kalkarak üvey kardeşinin karşısında dikildi. Aralarındaki boy farkı, Rosaline'nin gözünü korkutsa da o geri adım atmayacaktı. "Neden anlamak istemiyorsun, burası git gide daha tehlikeli bir hal alıyor, hastalıklılar her saat başı artıyor!" Floch'un sol gözü, hafiften seğirmeye başlamıştı. Tehlike ben buradayım diye bağırıyordu, fakat kendileri hiçbir şey yapmıyorlardı.
Karşısındaki kardeşi, onun sinir hücrelerini fena bir şekilde zorluyordu. "Bu yere emek verirsek, daha iyi bir yer olabilir sadece biraz sabredip, malzeme bulmanızı gerekiyor." Floch, sakin kalmaya çalıştı. Rosaline'nin söylediklerini zihninde tarttı, haklı olabilirdi, belki burası daha iyi bir yer olabilirdi. Ama o burada kalmayı reddediyordu.
"Ne malzemesinden bahsediyosun Rosaline, belki dışarı çıkacak vaktimiz bile kalmamış olabilir, bütün her şeyin yağlamandığını gördün!" Rosaline başını hızla iki yana salladı, bir yolunu bulabilirlerdi. Sadece görmek istemediği için reddediyordu fakat önüne açılan fırsatı görmüyordu.
"Anlamıyorsun, burada annem ve babamın anıları var, burada yaşanmışlıklar var, ben bunları bırakıp gidemem!" Floch iki adımda Rosaline'nin önüne geldi. Genç kız yaptığı bu ani hamleyle, korksada belli etmedi. Floch elinu kaldırarak odayı gösterdi. "Senin yaşanmışlıkların, senin anıların, senin ailenin anıları, benim değil!"
Rosaline kapının yanında duran komidine baktı, üzerinde duran beyaz örtüyü bir hışımda çekti. Üzerinde olan fotoğraf ve resimleri örtüsüyle fırlattı. Eşyalar, Floch'un ayağının dibine kadar geldi. "Buraya asla uyum sağlayamadın değil mi, beni ve annemi hiç görmek istemedin!" Floch, önüne gelen fotoğraftaki ailesine bakıyordu. O günler çok uzakta kalıyordu.
"Sen yokken ben vardım!" Rosaline, odadaki eşyaları savurmaya başladı. Fotoğraflara baktıkça canı acıyordu, o halde onlar da artık olmayacaklardı.
"Onların yanında hep ben oldum! BEN!" kırdığı bir bardağın parçasını alarak, üvey abisinin boğazına dayadı.
Floch, bu hamleye sessiz kaldı. İstediği kadar bağırıp çağırabilirdi, onun dinleyecek hiçbir şeyi yoktu. "Ama onlar, hep seni sevdi." Genç kız, sesinin titremesine içten içe küfürler etti. Onun karşısında güçsüz ve aciz kalmaktan nefret ediyordu. "Hiçbir anımda yanımda yoktular, hiçbirinde." Kısık sesle mırıldandığı cümle, odadaki havayı ağırlaştırdı. Floch, üvey kardeşinin söyleyeceklerini duymak istedi. "İlkokuldaki tiyatro gösterimde, ortaokuldaki sınav çıkışımda, lisedeki mezuniyetimde, doğum günlerimde hiçbirinde yoktular!" Floch'un boğazına dayadığı cam parçasını, odanın ücra bir köşesine attı.
"Neredeydiler biliyor musun?" Rosaline'nin dolmuş olan gözlerine baktı, Floch. Ürpermeden edemedi. Kendisine nefretle bakan o yaşlı gözlere, daha fazla ifadesiz bakamadı. "Tiyatro gösterimde sen hastanedeydin!" Rosaline, elini abisinin göğsüne koyarak itti. "Ortaokuldaki sınav çıkışımda, babanı özleyesin tutmuştu onu istemiştin." Yutkunarak devamını getirdi. "Senin yanına gittiler, bütün herkesin ailesi yanında fotoğraf çekilirken ben durakta otobüs bekliyordum!" Floch'u tekrar göğsünden itti.
"Lisedeki mezuniyetim senin üniversite mezuniyetinle çakıştı, aynı saattelerdi, birini seçmek zorundaydılar." Gözlerini abisinden ayırmadan ellerini ondan çekti.
"Seni seçtiler."
"Kendi öz annem bile seni seçti."
Rosaline, birkaç adım geri gitti. Ondan uzaklaşmak istiyordu. O elinde ne varsa almıştı. Floch, Rosaline'nin söylediklerine karşı gülümsedi. "Siz benim annemin ruhuna bile saygısızlık yaptınız, ben senin anneni alınca suç mu oldu?" Rosaline, söylediği cümleye karşı Floch'un üzerine atıldı. "Senin anneni ben mi öldürdüm, ben mi!?" İkisi de yerdeyken Rosaline, onun boğazını sıkarak devam etti. "Senin annen ölmüştü zaten. Hiç alakam olamayan bir kadınla ne yapacaktım?!"
Floch, üstündeki kızı yana savurdu. Bu sefer üstte olan kendisiydi. Susmayacaktı, onun yaşadıkları ağırsa kendisininki de ağırdı. "Benim annem yeni ölmüştü! Sen ve annen hiç vakit kaybetmeden yanımıza yerleştiniz, bir an bile beklemediniz!"
"Benim mi suçum babanın anneni aldatıp, benim annemle yatması benim mi suçum!?" Rosaline, nefes nefese kalmıştı. Senelerce içinde tuttuğu şeyleri söylemek için can atıyordu. Bu onun için fırsattı. "Sizin yüzünüzden, hiçbir şeyi olmayan annem bir ayda öldü!"
"Babana sahip çıksaydın o zaman! Bana bu masalları anlatacağına, babana sahip çıksaydın."
Rosaline, üstündeki adamı iterek yerden doğruldu, vücudu sinirden titriyordu, hiç bu kadar kontrolü kaybettiğini hissetmiyordu. Floch, önündeki kıza tiksinti içinde bakıyordu. İçindeki vicdanı bir türlü susmasa da, kendisi bir daha geri dönüşü olmayan cümleleri söyledi. "Sen benim hayatımı mahvettin, annemi elimden aldın, babamı, evimi. Belki küçüktün, sana abilik yapmayı bile istedim, ama sen ben küçük olmana rağmen nasıl okulda dışlanmamı sağladın, babamdan bana kaç kez vurmasına şahit oldun, hangileri senin yüzündendi Rosaline?"
Rosaline, abisine sadece bir saniye baktı. Elini kaldırıp kendisinin, beklemediği bir şey yaparak ona tokat attı. Floch başını yana eğerek, haraketsizce kaldı. Yanağında olan kızarıklık, kendisini karanlığın içinde bile belli ediyordu.
"Sen, benim ne üvey kardeşimsin ne de babamın bir kızı." Floch, önünde duran bedene yaklaştı. "Sen, bu ailede asla yoktun asla da var olmayacaksın." Rosaline, karşındaki adama korku içinde baktı. "Belki annen ya da babam yok burada ama, ben varım hep ben var olacağım ve sen bana baktıkça, hep unutulmanın acısını yaşayacaksın." Rosaline, söylediği cümleye acıyla güldü.
"Biliyor musun, Floch? Annene acıyorum." Bu noktada adamın gözlerine baktı. "Senin gibi biriyle aynı yerde kalsam, ben de bir ay içinde hastalıktan geberirdim." Floch, öfkeyle elini kaldırdı ancak kendisini tuttu. O kadar alçalmayacaktı, Rosaline, Floch'un önüne geçerek kendisine vurmasını bekledi.
"Vursana Floch, yılların acısını çıkarsana." Bileğini tuttuğu elini sıkılaştırdı. Artık önünde ona bakan adamla konuşacak hiçbir şey kalmamıştı.
"Arkadaşlarını al ve evimden def ol, bu benim sana son uyarım." Floch, bileğini hızla çekti. Karşısında duran bedene ifadesizce baktı. Bir daha bu kadar kontrolü kaybetmeyecekti. Sırtını genç kadına dönüp, kapıya doğru adımladı. Devrilmiş sehpanın yanındaki anahtarı aldı ve kapıyı açtı. Kapıdan çıkmadan önce son kez ona baktı.
Ona bakmakta olan bal köpüğü gözlerden kaçıp, kurtulmak istedi. Geçmiş denen tozlu kitabın uzun süre sonra kapağını aralamıştı ve kitabın eski sayfalarını, paramparça etmişti.
Kalbinde oluşan ağrıya anlam veremedi. Başını iki yana sallayarak önüne döndü ve kapıdan çıktı. Arkasında ağlayan kızı, net bir şekilde duyabiliyordu.
🌟
Evin içinde yaşanan olaylara seyirci kalan grup, tedirgin ve korkuyordu. İki kardeşi ilk defa bu kadar sinirli ve dengesiz görmüşlerdi. Kırılan eşyaların seslerini duyduklarında, onların yanına gitmek isteseler de Nora, önlerine geçerek onları durdurmuştu. Bu gece, bu mevzu burada bitecekti. Kısa süre önce bağırışmalar kesilse de tekrar başlaması an meselesiydi.
"Umarım barışmaları bu kadar sesli olmaz." Dedi Xaiver. Bu eve girdiğinden beri bir kavga, bir tartışma vardı. Bu gergin ortamın içindeyken kusacağını hissediyordu. "İğrençsin." Diye mırıldandı Jasmine. "Haklısın güzel bayan." Atlas, elini Jasmine'nin bacağına koyarak bir nevi kimin yanında olduğunu belirtti. Xaiver, bu duruma gülmeden edemedi. O aptal kız, Atlas'ı kurtarmak uğruna yerlerini söylemişti.
Koltukta gergince oturan Cedric, yanında duran Irene'ye döndü. "Vay be, bu zamana kadar kiminle uğraşıyormuşum da haberim yokmuş." Irene, arkadaşına dönerek elini dudağına bastırdı. "Sus, eğer bunu duyarsa seni öldürür." Cedric, yutkunarak başını salladı. O kızılda her türlü potansiyeli görüyordu.
Buna cinayet de dahildi.
Odaya giren Valencia'ya birkaç saniye hepsi baksa da, hiçbir şey demeden önlerine döndüler. Valencia elindeki suyu, odanın köşesinde duran William'a uzattı. "Sabahtan beri öksürüyorsun, al bir şeyler iç."
William, kızın elinde suya ve kendisine baktı. Onun elinden gelen tek şey ölümdü. "Boğazım gayet iyi, bana bir şey getirme, mümkünse konuşma." Valencia, konuşmak için ağzını açacaktı ki Harry ileriye atıldı. "Hadi ama Will, kız seni düşünerek getirmiş işte, ne naza çektin." Bunu söyledikten sonra Valencia'nın elindeki suyu alarak tek dikişte içti ve tekrardan Valencia'nın eline koydu. "Ellerin dert görmesin bacım." Bu ironik havanın içinde Valencia, ne diyeceğini bilmezken Floch salona girdi.
Grup, onu gördüğü an yerinde dikleştiler. Odanın içinde olan o gergin hava tekrardan gün yüzüne çıkmıştı. "Hazırlanın, gidiyoruz." Floch'un ortama yıldırım gibi düşen sözü herkesi şoka uğrattı. "Neyden bahsediyorsun sen?" Valencia'yı umursamayarak evin içindeki eşyalarını toplayarak, bir çantaya doldurdu. "Burada daha fazla kalmayacağız, gidiyoruz."
Atlas, Floch'un önüne geçerek kendisini durdurdu. Öfkeli adama bakınca işinin hiç kolay olmadığını anladı. "Sakince düşünmüyorsun, biraz otur yoksa yanlış bir karar vereceksin." Floch önünde duran bedene baktı. Haklıydı belki, ani bir şekilde düşünüyordu fakat burada kaldıkça daralıyordu. "Atlas hastalıklılar kısa süre sonra buraya dolacak, fazla geç olmadan gitmeliyiz." Atlas, Floch'un önünde çekilmemeye kararlıydı. "Tek sebep buysa eğer sabahı da bekleyebiliriz." Floch başını iki yana salladı. Elini Atlas'ın göğsüne koyarak onu hafifçe itti.
"İstenmediğim yerde kalmam." Derin nefes alarak onu izleyen gruba döndü. "Kuzeyden gelen büyük bir hastalıklı sürüsü var, ben bir an önce buradan ayrılıyorum, gelip gelmeyeceğinize çabuk karar verin."
Floch çantasına eşyalarını koyarak, odadan hızla çıktı.
Valencia, bir şey demeden Irene'ye döndü. Sarışın kız sessiz kalıyordu, Valencia kıza usulca yaklaştı. "Burada mı kalalım, yoksa gidelim mi?"
Irene arkasında kalan çantasına uzandı, eğer Floch'un dediği gibi bir sürü yaklaşıyorsa çok az zamanları kalmış demektir. O vakit kaybetmek istemiyordu. "Güvende olacağımız bir yere gidelim." Valencia başını salladı ve çantasını aldı.
Grubun geri kalanı kendi içinde mırıldanmalarına devam ettiler. Irene ve Valencia'nin haraketleriyle hepsi toparlanmaya başladı.
Kimse ses çıkarmadan daireden çıktılar. Floch onları kapının önünde bekliyordu. Grubun neredeyse hepsinin geldiğini gördü, Rosaline hariç hepsi buradaydı. Sırtını duvardan ayırdı, elini ileri doğru uzattı, merdivenlerden inmeye başladılar.
Herkes apartmanın dışına çıktığında etrafı aydınlatan bir tek gökyüzündeki aydı.
Cedric, çıkarken son bir kere apartmana baktı. Yatak odası penceresinde, tel perdenin arkasında kendilerine bakan Rosaline'yi gördü.
🌟
o kavga neydi öyle ya
kimin hakli olduğunu düşünüyorsunuz? rosaline mi, floch mu?
sonraki bölümde görüşürüz!!
saglicakla kalın, hastalıklı kalın 🥳