Kasabaya on kilometre kalmıştı.
"Antonio," dedi Elvira tanıştıklarından beri ilk defa sesinin tonu değişmişti-daha alçak , daha kısık bir tondu. "Seni seviyorum."
Antonio hafifçe gülmeye çalıştı ama gerginlikten boğazı o kadar kurumuştu ki gülemedi bile.
"Seninle birlikte olmak istiyorum artık," diye devam etti kadın. Aynı monoton, derin sesle. Sanki bu cümlede diğerleri gibi Elvire'nın gözlemiydi. "Seninle gelmek istiyorum."
"Elvira bak sen çok güzelsin ama-"
"Bak bana."
Antonio korkuyla kadına döndü-keşke bakmasaydı.
Elvira'nın yüzü yavaşca değişiyordu.
Önce teni solgunlaşmaya başladı;kar beyazından kağıt beyazına döndü. Sonra dudaklarının kan kırmızısı daha da karardı ve siyaha döndü. Gözler-o gümüş gözler-içine çöktü, oyuklaştı. Saçlar sanki taşa dönmüş gibi kapkatı duruyordu. Ve yüz kasları, yavaş yavaş, acımasızca çözülmeye başladı.
Et düştü.
Kemik belirdi.
Ve Antonio'nun karşısında, arabasının yolcu koltuğunda yanında, uzun beyaz elbisesi içinde bir at kafası oturuyordu. Boş göz çukurları ona bakıyordu-ama o çukurlarda hala aynı gümüş parıltılar vardı, hala o derin, melodili sesin sahibiymiş gibi bir ifade vardı.
Kafatası konuştu.
"Seninle geleceğim Antonio."