İçeriğe geç

SON VARİS

Bölüm 2 · 5 dk okuma

SON VARİS

Bölüm 2

Sırlar

Ne oluyordu be!

Fakat bunu sorgulayacak vaktim yoktu. Mektubu aldım. Ve koşmaya başladım. Ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim yoktu bildiğim tek şey bir an önce kasabahatta şehir belkide ülke değiştirmem gerektiğiydi.

Koşarken önüme çıkan şövalyeye karşı yazık oldu diyip göz kırptım. Ve yüzüne aparkat attım. Hızlıca şatodan çıktım

Korkulu adımlarla eve doğru koştum. Hem gecenin karanlığa gömülmüşlüğünden hemde gördüklerimden korkuyordum.

Kral beni neden istiyordu. Ve şu saçma testler niye yapıldı bilmiyorum ama tehlikede olduğum kesin.

Eve geldiğimde saat çok geç olmuştu. Hemen mektubu alıp masamın başına geçtim. Beni bir yere davet ediyorlarsa illaki bir yer olmalıydı. Mektubu incelemeye koyuldum. En alt kısmında "ha" yazıyordu bunun bir anlamı var mıydı. Yazdı yapılan bölümün gümüş bir mürekkeple yazıldığını ve o kısımda siyah bir yanık izi olduğunu gördüm. Belki bu mürekkep...

Belkide ipucunu bulamadığımdan o karanlık silüet bana bunu bırakmıştı.Peki ya mürekkep

Tabi ya ısı ile harekete geçen mürekkeplerdendi , evde çakmak aranmaya başladım. Bulduğum zaman kağıdın üstüne doğru tuttum.

Oluyordu , kağıdın üstünde el yazısıyla yazılmış. Altın mürekkepli bir yazı belirdi. Kağıdın üstünde hayalet süvariler yazıyordu.

Ne kadarda acayipti.

Araştırmaya başladım hayalet süvari ne demekti. Yada işlevi neydi.

Arattığımda çıkan ilk şey "Vahşi av" kelimesi oldu. Antik Şamanizm'e dayanan bu inanışa göre mevsimsel gündönümü gecelerinde, aslında düzeni ve aydınlığı temsil eden ata ruhları ve ilahi figürler gökyüzünde ya da dünyalar arasındaki sınır bölgelerinde kötülük yayan karanlık varlıklarla mücadele ederler. Bu mücadele de atlardan başka ayrıca kurtlar ve tazılarla birlikte geyik ve koç gibi hayvanlar ve kuzgunlar gibi haberci kuşlarda bu ilahi figürlere yardım etmektedir. Bu figürler ayrıca Psikopomp (Ruh taşıyıcı) olarak yeni ölmüş kişilerin ruhlarını ve hayaletleri alıp öbür dünyaya taşımaktadırlar. Eski şamanlar gündönümlerinde bazen korkunç kostümler giyip kötü ruhları korkutup kovmaya çalışmış ve törensel danslar yapılıyormuş.

Bugün gündönümüydü.

Efsane buydu. Hayalet süvariler ise geceler ortaya çıkan başsız bir siyah atlı ekibiymiş.

Tam o sırada duyduğum bir ses ile mektup elimden düştü.

Ses dışarıdan geliyordu sese doğru yönelip dışarı çıktım. O sırada dışarıda bir at gördüm ve yere yığıldım. At birden şaha kalkınca daha da korktum. Ve at yana dönünce üzerindeki siyah sislerden oluşan kafasız bir süvari gördüm. Uyandığımda atın üstünde bir geçitten geçiyorduk. Bir anda çığlık attığımı hatırlıyorum. Ve kestik. Başka birşey hatırlamıyorum

17 saat sonra

Uyandığımda bir hastane karyolasının üstündeydim. Fakat burası bir hastaneye benzemiyordu. Uyanır uyanmaz yanıma turuncu saçlı elf kadar keskin kulaklı bir kız geldi. Ve bana "Sonunda uyanmışsın." dedi. Tuhaf olan şey kızı bir kez bile görmemiş olmamdı. Ve bana bu kadar samimiylik iyi görünmemişti. "Ah, doğru ya heyecandan tanıtım kısmını atladım. Selam ben Melina grace ve sen?" dedi. "B-ben ben Adelina Ava Hillary" sesim o kadar kötü çıkmıştı ve lekelemiştim ki büyük bir ihtimalle aptal olduğumu düşünüyordu. "Memnun oldum Adelina." ufak bir gülümsemeyle karşılık verdi.

Sonra odaya müdüre geldi. Melina sevinçli bir şekilde "Sonunda uyandı, müdüre hanım." Dedi. Müdüre ise bu duruma karşın hafif bir tebessümle yetindi. "Merhaba Adelina." İsmimi nereden biliyordu. "İsmini biliyorum çünkü hakkında biraz araştırma yaptım." Bu kadın sanki zihnimi okuyordu. Ve bu beni giderek ürkütüyordu.

"Sana bir soru sormam gerek , Adelina" peki anlamında başımı salladım. "Burayı nasıl buldun?" Nasıl mı buldum. Ciddi miydi bunlar! "Bana bir mektup geldi." Tam bu sırada arkadan hafif bir kıkırdama sesi duydum. Bu ses gelene kadar fark edemediğim biri vardı içerde. Sivri dişler, soluk bir ten ve keskin bir çene hattı... Ve bay keskin konuşmaya başladı. "Bak minik dinazor burayı nasıl buldun bilmiyorum. Ama senin yalan söylemen bizim işimizi hem zorlaştırıyor hemde bizi daha çok tehlikeye atıyor." Cümlesinin başındaki gevşek tavrı sonuna doğru kaybolmuştu.

Kendimi baskı altında hissetmiştim. Ve çok gerilmiştim. Halimi gören Melina "İstersen orasını Müdüre Wilms düşünsün Darlane."

Darlane denilen çocuk başta Müdüre Melina'nın sözüne katılıyor mu diye teyit etti. Müdüre Wilms kafa sallayınca hafif sinirli bir şekilde revirden çıktı. Ardından Müdüre konuşmaya başladı. Sanki bana inanmıyormuş gibi bir tavırla "Peki bir mektup aldığını bize kanıtlayabilecek misin?" dedi. Elbette diyerek arka cebimi yokladım. Mektubu bulup Müdüre hanıma verdim. Müdüre başta mektubu görünce şaşırmadı sonrasında ise "Aman Tanrım! Bu mürekkep..." sonrasında devam etti. "Melina , bu mektubu incelemeye gönder."

1 saat sonra

Sonrasında önümden bir kız geçti. Hafif çekingen birine benziyordu. "Heyy!"

Diyerek seslendim. Durduğunda yüzünü daha net görebilmiştim. Kaşlarından kirpiklerine kadar bembeyazdı renkli olan tek şey mor gözleriydi. Sanırım bir albinoydu. Kafasını eğip çekingende konuşarak "Testlere göre mürekkep Elementra'dan gelmiş buda demek oluyorki burada kalıyorsun." Ufak bir nefes arası vererek sözlerine devam etti "Birazdan Melina ve ötekiler sana okulu gezdirecekler."

Burası yok olmamıştı. Elementler hala yaşıyordu. Kraliyetin korktuğu kişi de elementlerdi!

Peki anlamında kafamı salladım ve samimiyetsiz bir gülüşle karşılık verdim. Birkaç dakika sonra Melina içeri girdi.

"Kendini iyi hissediyor musun?" Diye sordu. "Evet bir an önce burayı tanımak istiyorum."

Dedim. "Peki o zaman gel beraber dışarı çıkalım."

Dışarıya çıktığımızda içeridekilerden çok daha tuhaf tipler gördüm. Ve Melina konuşmaya başladı.

"Şu köşede kurt adamlar var, şu baştaki kaslı olan elebaşları onun ismi Chandler Smith," doğrusunu söylemek gerekirse bu adam gerçekten bir kas yığını...

"Bankta oturup kitap okuyan, o okulun en zekisidir onun adı Sierra Ruth," o bir siyahi bunu söylerken çok yanlış anlaşıldım biliyorum ama o muhteşem görünüyor. Saçlarının uçları dalgalı ve çok odaklanmış bir biçimde duruyor.

"Şu ortalıkta dolaşıp kızlara sarkıntılık yapan ise okulun popüler çocuğu"

Konuşmaya başladım. "Dur tahmin edeyim onun adı Bay ukala"

"Keşke fakat o bir vampir ismide Darlane Aster." Gözleri kırmızıydı ve soluk gözükmesinin nedeni ise vampir olmasıydı.

1 saat sonra

Konuşmaya başladım. "Ee tamam bu kadar yeterli zaten bunları öğrenirkende çok zorlanacağa benziyorum." Melina beni anlayışla karşıladı ve oturmak için bir banka yöneldik.

Melina "Beğendin mi okulumuzu?" dedi. "Ah evet , ama bir sorum olucak bana birçok kişi gösterdin orglardan perilere, perilerden vampirlere, kurt adamlara hatta cadılara kadar fakat hiç ana elementlerden bahsetmedin."

"Aa evet söylemeyi unutmuşum ana elementlerden kastın hava,su ve toprak değil mi?"

Karşılık verdim. "Ve ateş."

"Şşşt sessiz ol!"dedi Melina anlam veremedeğim bir biçimde

"Ne oluyor?"dedim. "Tabi ya ben sana efsaneyi anlatmayı unuttum." Efsane birde efsane mi vardı. İnanamıyorum artık!

"Ne efsanesi??"

"Efsanenin adı Altın Ejderha"

Altın ejderha

Altın ejderha

Zihnimde bu cümle yankılanıp durdu.

2.bölüm sonu

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.