Ne sıkıcı bir gündü bu böyle, hava alabildiğine kapkara bulutlarda dolmuş gündüz olmasına rağmen ortalık zifiri karanlık. Kapalı havaları hiç sevmiyorum. İçimi daraltıyor, sanki oksijen üretmiyor ağaçlar hava böyleyken. Ayrıca bileğimin iç tarafında ki nasıl oluştuğunu bilmediğim dövmede çok sızlıyor böyle zamanlarda. Bu dövme nasıl oluştu orada, çocukken mi yapıldı? Annem babam mı yaptırdı? Hiç bilmiyorum. Zaten anne ve babamı da hiç görmedim ben, hiç tanımıyorum onları. Annem ben çok küçükken ölmüş. Babam ise başka bir ülkede kendine yeni bir hayat kurmuş, içinde benim olmadığım, yeni bir hayat. Bana tüm bunları Bayan Gimli anlattı. Ne kadar doğru onu da bilmiyorum. Tek bildiğim Bayan Gimli'nin çok eskiden beri annemle babamın yanında çalıştığı ve annemin ölürken beni ona emanet ettiği. Bu yüzden hep üzerime titreyerek büyüttü beni, ama bu, onun fazlasıyla tuhaf bir kadın olduğunu düşünmeme engel değil.
Bana sürekli onun efendisiymişim gibi davranıyor, aslında onun tarafından böyle büyütüldüğüm için bu bana artık tuhaf gelmiyordu. Ama kendimi asla onun efendisi olarakta görmüyordum.
Efendi köle ilişkisine karşıyım..
Küçüken Bayan Gimli bileğime taktığı bandanayla saklardı bu tuhaf figürü. Çünkü küçük bir çocuğa dövme yaptırmak çok hoş karşılanan bir durum değildi. Bunu kimseye izah edemezdi. Büyüdüğüm de ise onu gören herkes bu dövmeyi kime yaptırdığımı soruyordu. Bir isim verememek çok berbat bir duygu, çünkü bende bilmiyordum ama bir şekilde geçiştiriyordum onları.
Ve aslında dövme dediğim bu şey daha çok bir figür gibi duruyordu, şeye benziyor daha çok, bir ejderha. Evet bir ejderhaya benziyor. Bu figür kendi kendine oluşamayacak kadar kusursuzdu. Baş kısmı sol bileğimin orta kısmından başlayıp koluma doğru uzanan bir ejderha. S harfinin şeklini almış olan bu figür simsiyahtı. Beni bunca yıl bir bakıcıya emanet eden babam ben çocukken yaptırmışsa hiç şaşırmazdım. Çünkü bunca yıl kızını aramayan bir babadan bu da beklenebilir bir şeydi.
Bir fotoğrafları bile yoktu bende, Bayan Gimli ben küçükken bir yangın çıktığını o yangında annemi ve bütün hatıralarımı kaybettiğimi söylüyordu. Bu anlattıklarının dışında başka hiç bir şey anlatmıyordu. Dedim ya o fazlasıyla tuhaf bir kadındı.
Londra'nın en ünlü üniversitesi olan Metropolitan üniversitesinde ikici sınıf
Tarih bilimleri bölümü öğrencisiydim. Bu da rastgele seçtiğim bir bölümdü. Burada ileriye dönük bir hayal kuramıyorum. Keşke sebebini de bilsem. Hergün Bayan Gimli'nin zorlamasıyla okula gelmekten de çok sıkılmıştım.
Olivia'nın yanağıma kondurduğu sulu bir öpücükle daldığım düşüncelerden uyandım. Yanağımı elimin tersiyle silip sert ve duygusuz bakışlarımı ona sundum. Olivia tek kız arkadaşımdı. Simsiyah saçları, saçlarıyla aynı renk kaş ve kirpikleri vardı. Bembeyaz cildinde ufacık kalp şeklinde ki kırmızı dolgun dudakları harika görünüyordu. Saçlarının arasına attırdığı mor renk çok hoş duruyordu. Sürekli marjinal giyinmesi de ona ayrı ve güzel bir hava katıyordu. Ve her erkeğin dikkatini çekebilecek dolgun hatlara sahipti.
Ben ne kadar insanlara soğuk davranıyorsam o bana bir o kadar sıcak davranıyordu. Beni olduğum gibi kabul eden nadir insanlardan biriydi.
Bazıları insanları dışlayacak bir sebep buluyorlardı. Ve ben hep o dışlanan kişilerden olmuştum çocukluğumdan bu yana, ama bu hiç umrumda değildi. Ben zaten kendi başıma mutluydum. Hiç birini istemiyordum ki.
Çocukken gözümün renginden dolayı bile dışlanmışlığım vardı. İnsanların dış görünüşü buna bir sebep değildi, kaldı ki ben bir çocuktum. Gözlerim diğer insanların aksine gri renkteydi. Diğer bütün insanların iris halkası siyah iken benim ki bal rengindeydi. Ve ben gözlerimi çok seviyorum diğer insanlardan farklı olduğumun en büyük kanıtı gibiler. Şimdi ise onları gören herkes lens kullandığımı zannediyordu. Neden kimse farklı olduğumu kabul etmiyor ki?
"Lütfen bayan buzdağı, bana öyle bakmayı kes. Bu senden korkmama sebep oluyor" Olivia ürkek bakışlarının ardından sessizce konuşmuştu.
Gözlerimi kapatıp açtım gülümseyerek ona cevap verdim. "Nasıl bakıyorum ki?"
"Sinirlendiğin zamanlarda göz renginin değiştiğine kendimi inandırmakta zorlanıyorum. Eminim ki bana öyle geliyor" karşımda ki kız gerçekten şaşırmışa benziyordu.
"Fiziksel temastan hoşlanmıyorum Ovi, hepsi bu" kesinlikle gereksiz samimiyetten hoşlanmıyorum. Olivia ise benim tam tersim karşısında ki ile sürekli temas halindeydi.
"Neyse Ethan ve Noah geliyor" arkamı işaret edince dönüp arkama baktım. Bu ikisinin nasıl bu kadar iyi arkadaş olduğunu hâlâ anlamış değilim. Hem huy, hem de görünüş bakımından birbirlerinden zıt karakterdeydiler. Gerçi ben ve Ovi' de birbirimizden oldukça farklıydık.
Ethan esmer teni siyah saçı ve amber rengi gözleriyle gerçekten çok havalı görünüyordu. Uzun boyu ve iri yapısı burada ki çoğu erkeğin ondan korkmasına sebepti. Zira sürekli çatık duran kaşları da öyle.
Noah ise kumral teni, koyu sarı saçlı ve ela gözlü daha ufak tefek bir çocuktu. Ve fazlasıyla samimiyetsiz bir tipdi. Evet arkadaş grubumda bir tek ondan hoşlanmıyorum. Ben insanlara oldukça mesafeli duran bir insanım, koskoca okulda tek muhatap olduğum kişiler bu üçünden ibaretti.
"Dersiniz bittiyse gidelim mi?" Masaya oturmadan bizden bir cevap bekliyordu Ethan.
"Benim dersim bitti ve bildiğim kadarıyla Gloria'nında öyle." Olivia benim yerime cevap verince benim konuşmama gerek kalmamıştı. Zaten konuşmayı da seven biri değilim.
"O zaman şurada açılan yeni bir yer var, oldukça eğlenceli diyorlar." Hınzır gülüşü büyüyerek devam etti Noah. "Ateşli kızlar falan da varmış. Belki biraz örnek alırsınız siz de, böyle oğlan çocuğu gibi dolaşmazsınız yanımız da" bu çocuk benim elimde kalır.
"Noah ben susturmadan kes zırvalamayı!" Ethan yapmazsa bende zevkle yapabilirim bunu.
Noah iki parmağıyla fermuar kapatır gibi bir işaretle ağzını kapatmıştı. O da burada ki çoğu öğrenci gibi Ethan'dan çekiniyordu.
Ethan, cebinden çıkardığı sustalı bıçağını açıp masaya şiddetle sapladı. Ben ve Noah buna alışık olduğumuz için tepki vermezken, Olivia yine korkmuştu. Kocaman açtığı gözleriyle "Ethan şu bıçaklarınla beni korkutmaktan vazgeç artık" dedi. Ethan'nın bıçaklara karşı aşırı bir ilgisi ve yeteneği vardı. Onları gerçekten çok iyi kullanıyordu. Onları bu kadar iyi kullanmayı nerden öğrendiğini sorduğum da ise "doğuştan gelen bir yetenek" diyordu. Onunla liseye ilk başladığım yıllarda tanışmıştık. O zamandır da hep birlikteydik. Bizden hariç okulda veya okul dışında kimseyle takıldığını görmemiştim. Noah'ın aksine gayet sakin bir hayatı vardı.
Noah'ın gözleri arkamda bir yere baktığında arzuyla ışıldadı. Kafamı çevirip baktığım da bize doğru gelen Anastasia'ayı gördüm. Anastasiya öğrenci değişim programı ile İngiltere'ye gelmişti. Oldukça cüretkar ve seksi bedeni vardı. Rus olduğunu belli eden uzun boyu, sarı saçları ve mavi gözleri de cabası. Beyaz teni de bütün erkekleri etkileyebilecek kadar seksiydi.
Masamızın yanından geçerken bilerek Noah'a sürtünerek geçmişti. Noah ise son anda onu bileğinden kavrayıp durdurdu. Eliyle dolgun poposuna sertçe bir şaplak atıp "kıçın açıkta kalmış bebeğim, bu kadar kişinin içinde beni tahrik etmek istmezsin değil mi?" Noah'ın dediği gibi gerçekten de Anastasia'nın üzerinde ki pileli etek iki karış ya vardı ya yoktu.
Anastasia cilveli hareketlerle Noah'ın üzerine doğru eğilip yüzünü onun yüzüne yaklaştırdı. "Tahrik olursan ne yaparsın ki?" Dedi ve sesinde ki şehveti ben bile hissederken, Ethan'ın bir kere bile dönüp kıza bakmadığını fark ettim.
Noah, eğildiğini için kızın önüne düşen saçlarını eliyle arkaya itip, çapkınca gülümseyerek "geçen gece sana bunu çok güzel gösterdiğimi düşünüyorum" dediğinde Anastasia dudağının kenarını ısırdı, bu hareketi onun daha seksi görünmesine neden oldu.
"Biz bu iğrenç konuşmayı dinlemek zorunda mıyız?" Olivia resmen hislerime tercüman olmuştu ve çatık kaşlarıyla onlara bakmaya devam ediyordu.
Anastasia eğildiği yerden doğrulup yoluna devam ederken, Noah'ın gözü aynı çapkın bakışıyla Ovi'ye dönmüştü. Yüzünde ki yarım gülümsemeyle
"Sen anlamazsın güzelim bu işin zevkinden" deyip ona göz kırptı. Olivia'a ise önünde duran bardakta ki kalan suyu hiç düşünmeden Noah'ın suratına attı.
İlk önce neye uğradığını şaşırıp derin bir nefes alan çocuk, sonra yüzünde ki gülümsemeyi büyüterek "uvv ıslak ıslak, en sevdiğim" dedi. Bu çocuk kesinlikle uslanmaz bir serseriydi.
Baştan beri sessizliğini koruyan Ethan önüne sapladığı bıçağı yerinden çıkarıp Noah'ın masanın üzerinde duran elinin, baş parmağı ve işaret parmağının arasına sertçe sapladı. Fakat bunu başını yerden kaldırmadan yapmıştı. Noah'ın ileri gittiği konusunda Ethan'la aynı fikirdeydik sanırım.
"Dostum sakin ol sende iyi alıştın bulduğun her yere saplamaya" dedi Noah elini hızla masadan çekti "elime denk gelebilirdi."
Noah'ın söyledikleriyle Ethan'ın başı ürkütücü bir sakinlikle Noah'a döndü.
"İsteseydim gelirdi" dedi. Kaşları çatık olan adamın neredeyse gözlerinden alev çıkacaktı. Bu Noah'ın sertçe yutkunmasına neden olmuştu. "Bazen insan olmadığını düşünüyorum" dedi Noah, korkulu gözlerle ona bakarken. Olivia ise bir elini havaya kaldırıp ürkekçe "bende" diyerek Noah'ın korkusuna ortak olmuştu.
Ethan böyleydi işte, öyle tehlikeli bakardı ki sinirlenince arkana bile bakmadan kaçmak isterdiniz. Şimdiye kadar bana hiç öyle bakmadığı için şanslıydım. Ama ondan korkmuyordum belki de birbirimize fazla benzerliğimiz yüzündendir.
Bileğim de sarılı siyah bandananın altında ki dövmem de yine yanma hissi artarken, bu orayı sıvazlama isteğimi artırmıştı. Yüzümü buruşturarak, gözlerimi onlardan çekip, elimi bandananın üzerinde yavaşça gezdirmeye başladım.
"Eğer rahatsız ediyorsa onu niye takıyorsun Gloria?" Rahatsızlığım Ethan'nın dikkatini çekmişti anlaşılan.
"Ben o kadar güzel bir dövmeye sahip olsam, asla onu saklama gereği duymazdım." Noah her zaman dövmemi beğenmiştir zaten. Fırsattan istifade kendi üzerinde ki okları bana çevirmişti.
"Çok beğeniyorsan neden bir tane yaptırmıyorsun Noah?" merak edilen soruyu Ovi bizim için sormuştu ve hâlâ onu dövecek gibiydi.
"Bilmem belki de Gloria ve Ethan kadar mazoşist olmadığım içindir. Tatlı canıma kıyamıyorum ben bebeğim" dedi Noah Olivia'ya göz kırparak. Olivia ise ona göz devirmekten başka bir cevap vermemişti.
Evet benim gibi Ethan'nın da kulağının arkasınsan başlayıp boynuna doğru uzanan bir dövmesi vardı. Çarpı şeklini alan iki bıçağın tasviriydi bu dövme. Bıçağın birinin sap kısmı kulağının arkasından başlarken, sivri uç kısmı ensesine uzanıyordu. Diğer bıçakta ona çapraz şekilde saçlarının bittiği yerden başlayıp, uç kısmı boynunun ön tarafına doğru inmişti. Ve gerçekten çok havalı duruyordu. O dövme yapılırken çok canı acımış olmalıydı. Ben mesela bu dövmenin nasıl oluştuğunu bilmediğim gibi, yapılırken canım acıdı mı onu da bilmiyordum.
Bıçakları bu kadar seven bir adamın öyle bir dövme yaptırmasına şaşırmamıştım.
"Beni rahatsız eden bandana değil Ethan" dövmesini incelemeyi bırakıp Ethan'a cevap verdim. Cümlemi bitirir bitirmez koridordan gelen seslerle başımı o yöne çevirdim.
"Boşversene, yine Jack ve o lanet arkadaşının işidir" Olivia doğru söylüyor olmalıydı. Çünkü Jack ve Freddy tüm okulun yaka silktiği öğrencilerin başında geliyorlardı. Kendilerinden aşağı da gördükleri diğer çocuklardan para veya ellerinde değerli olan ne varsa onu zorla alıyorlardı. Evet bu yaptıkları resmen gasptı. Ama şimdiye kadar herhangi bir ceza aldıklarını duymadım. Çünkü üniversite yöneticileri için önemli olan sadece paraydı ve parası olan ne kadar sorunlu tip varsa hepsi bu okuldaydı. Bende Bayan Gimli'nin ısrarı ile okuduğum için sınavlarda iyi derece yapamayınca, o da babamın gönderdiği parayı bu okulda okumam için kullanmıştı.
Bütün bunları daha önce duymuş olmama rağmen, henüz hiç öyle bir olaya denk gelmemiştim.
Ayağa kalkıp neler olduğunu anlamak için, koridora doğru yavaş adımlar atmaya başladım.
"Gloria başını belaya sokmaya değmez dostum otur şuraya" arkamdan seslenen Noah'ı duymazdan gelmiştim. Koridora çıktığımda çember şeklini almış kalabalığa doğru ilerlemeye başladım. Çemberi delip olanları iyi görebileceğim bir noktaya geçtim.
Oldukça iri yarı olan Freddy, kendisinin yarısı kadar olan, kısa kıvırcık saçlı, siyahi bir çocuğu yakasından tutmuş ve hiç zorlanmadan kendi boyuyla aynı mesafeye getirmişti. Saçlarını iki yanından kazıtan Freddy, tepesini alnından ensesine kadar bırakıp uzatmıştı. Kafasının tam tepesinde olan uzattığı saçlarının her bir telini jöle ile havaya kaldırmış olan çocuk, oldukça da kiloluydu. Sol kaşında kocaman bir piercing vardı. Ve giydiği askılı siyah tişörten kollarında boydan boya yaptırdığı dövmeler rahatça görünüyordu. Freddy gerçekten onu gören herkesi korkutacak biriydi.
Yakasından tuttuğu çocuk kurtulmak için çırpınırken Freddy, Jack ve etraftaki öğrencilerin çoğu onun korkusuyla dalga geçerek eğleniyorlardı. Eğlenmeyenler ise korkudan sesini çıkartamayanlardı. Bu duruma daha fazla seyirci kalmayıp bir adım öne çıktım.
"Yerinde olsam o çocuğu derhal yere indirirdim." Sakince söylediğim cümle, karşımda ki iri yarı çocukla beraber herkesin dikkatini çekmişti.
Hadi ama tanrı aşkına, iki katım olan bu iri çocuğa neyime güvenip kafa tutuyorum ki ben?
Freddy gözünün ucuyla ve alaylı bir ifadeyle bana bakarken, kahkaha sesleri de kesilmişti. Şimdi bütün herkes olacakları bekliyordu. Ben dahil.
"Bunu bana yaptıracak güç ne? Bu cılız bedenin mi? Benimle zaman geçirmek istiyorsan güzellik, seninle özel olarak ilgilenebilirim, ama bu halinle dayanabileceğini sanmıyorum" deyip gülmeye başlamıştı Freddy. Neyi ima ettiğini ben dahil herkes anlamıştı. Bu adam gerçekten iğrenç bir insandı.
Yanına bir adım daha yaklaşıp, hala yere indirmediği çocuğu işaret ettim "onu hemen bırakmanı tavsiye ederim, kendi iyiliğin için" dedim. Ve ben hala neyime güvendiğimi bilmiyorum.
Biri bana engel olabilir mi artık?
"Bırakmadığında hepimiz ne yapacağını çok merak ediyoruz değil mi millet?" Jack'in söyledikleriyle herkes alkış tutarken kimisi ıslık çalıyordu. Resmen ona düello teklif etmiştim.
"Bırakmam için bir şeyler yapmayı dene güzelim" ağzından tükürükler saçarak konuşan gence, kendimden emin bir ifadeyle bakmaya devam ediyordum. Beni gerçek anlamda sinir etmeyi başarmıştı.
İyice Freddy'e doğru yaklaşıp, elimle siyahi çocuğu tuttuğu bileğinden kavradım. Ben daha ne olduğunu anlayamadan, karşımda ki dev çocuğun hareket kabiliyeti kesilmiş gibiydi. Ağzından acı çektiğini gösteren inlemeler dökülüyordu. Gittikçe yüzü kızaran çocuğun parmakları yavaşça açıldı ve elinde ki çocuk büyük bir gürültüyle yere düştü.
Bileğimde ki bandananın altından sızan siyah dumanları kimse görmüyordur umarım! Tanrım biri neler olduğunu açıklasın!
Ben gözlerimi kilitlemiş karşımda duran çocuğa bakarken, koridorda müthiş bir sessizlik oluşmuştu. Şuan da herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Birinin saçımdan tutup beni geriye çekmesiyle Freddy'nin kolunu bırakmak zorunda kalmıştım. Kafamın derisi sızlarken, Freddy'nin de dizlerini üstüne çöktüğünü gördüm.
Sırtımı sertçe beton duvara yaslayıp, boğazımdan tutan kişi Freddy'nin yakın arkadaşı Jack'den başkası değildi.
"Seni sürtük ona ne yaptın?" Gözlerini irice açmış çocuğun boğazımda ki elini daha da sıkmasıyla nefes almam gittikçe zorlaşıyordu. Ben iki elimde boğazımda ki elini çekmeye çalışırken onun bir eli de başımın hemen yanında duvardaydı.
Bütün koridor sessizlik içindeyken neden hiç bir yetkili buraya gelmiyor anlamış değilim. Ben Jack'in elinden kurtulmaya çalışırken, büyük bir hızla gelen bıçak, başımın hemen yanında duran Jack'in eline saplanmıştı.
Jack acı içinde haykırarak küfürler ederken beni bırakmıştı. Ciğerime hücum eden oksijen yüzünden boğazım yanarken, Jack elinde ki bıçağı çıkarmaya çalışıyordu.
Başımı kaldırdığımda bıçağı atan kişi tam karşımda duruyordu. Bu okulda başımı vurmadan Jack'in elini hedef alabilecek bir kişi vardı. Ethan.
Güvenlikler gelmeden buradan çıksak iyi olacak.
Olivia ve Noah yanıma gelip beni tutmak istediler fakat onlara izin vermedim. Bir iki adım geriye gidip kendimi çektim. Elimle saçlarımı arkaya atıp, omzumu dikleştirdim. Bütün okulun şaşkın bakışları arasından yürüyüp okuldan çıktım. Okuldan tamamen uzaklaşınca kaldırımın kenarında ki duvardan destek aldım kendime. Biraz önce neler olmuştu öyle?
Kimseye belli etmesem de çok korkmuştum. Freddy' e tam olarak ne olmuştu, ne yapmıştım bilmiyorum. Ama bu garip dövmeden çıkan dumanları görmüştüm, eğer halüsinasyon falan görmediysem.
Sırtımı yasladığım duvarın önünde, elimde bileğimde ki bandanayı kenara çekip dövmenin olduğu yere korkarak baktım. Onu eski halinde görmek derin bir nefes almamı sağlamıştı.
Birinin koluma dokunmasıyla irkildim. Dönüp baktığımda da Olivia endişeli ifadesiyle bana bakıyordu. "İyi misin Gloria, merak ettik seni" sesinde ki şaşkınlığı hissetmiştim. O da herkes gibi içeri de ne olduğunu sorguluyordu içten içe.
Destek aldığım duvardan uzaklaşıp, kendime çeki düzen verdim. "Ben iyiyim bir sorun yok. Diğerleri nerede?" Sesimin oldukça düzgün çıkmasına dikkat ederek konuşmuştum.
Olivia'da derin bir nefes aldı. Söyleyecek şeyleri vardı ama nasıl söyleyeceğini bilmiyor gibiydi.
"Bak bayan buzdağı, içeride neler oldu bilmiyorum. Ama ben senin arkadaşınım öyle değil mi? Benim yanımda bari kendin ol!" Cümlenin sonlarına doğru sesi tonu yükselmişti. Hiçbir duygumu belli etmediğim için kızıyordu bana. Ama bu elimde olan bir şey değildi. Eliyle kolumu sıvazlayarak devam etti "kızım benim ben, her ne olursa olsun ben senin yanında olurum. Bunu biliyor olman gerekirdi. Şimdi size gidiyoruz ve bana olanları anlatıyorsun." Neler olduğunu bildiğimi sanıyordu ama yanılıyordu.
"Bak Ovi içeri de tam olarak neler oldu bende bilmiyorum. Ama eve gitmek istediğim doğru." Biraz dinlenmem gerekiyordu.
"Ethan ve Noah o iki serseriye hadlerini bildirmekle meşguller. İşleri bitince ararlar bizi" deyip koluma girdi. Beraber evime doğru yürümeye başladık. Biraz önceye bakarak havada ki siyah bulutlar dağılmıştı. Son baharın hafif serin havasında yürümek iyi gelmişti bana.
Evin önüne geldiğimizde zili çalmak yerine kapıyı anahtarla açıp içeri geçtik.
"Bayan Gimli biz geldik" şimdiye kadar yanıma gelmiş olması gereken kadından hala bir ses yoktu. Yine odasında o tuhaf ritüellerle meşgul olmalı.
"Evde değil galiba" dedi Olivia.
"Odasındadır" dedim her zaman ki soğuk sesimle.
"Fazla tuhaf bir kadın, sanki bu dünyadan değil gibi." Olivia ona sertçe baktığımı görünce "hadi ama Gloria sende öyle düşünmüyor musun?" Dedi
"Öyle düşünsem bile bunu onun arkasından dile getirmeyi doğru bulmuyorum." Evet tuhaf bir kadındı ama onu Ovi ile çekiştirmeyecektim. Bu beni yetiştirdiği görgü kurallarına aykırıydı.
Olivia gözlerini devirip "ahh tabii seni de o tuhaf kadının yetiştirdiğini unutmuşum." Dedi elleriyle tırnak işaret yaparak.
Sessiz olmaya dikkat ederek odama yürümeye başladım. Oviliva'da söylenerek beni takip ediyordu. İki katlı olan evimizde ilk katta mutfak, tuvalet ve oturma odası bulunuyordu. İkici katta ise merdivenlerden çıkınca, bizi karşılayan küçük koridorun sağ tarafında banyo ve boş bir oda bulunuyordu. Bu boş odayı ardiye olarak kullanıyorduk. Sol tarafta ise önce bayan Gimli'nin odası vardı. Hemen yanında koridorun sonunda ki oda da bana aitti.
Yavaşça çıktığımız merdivenlerin son basamağına gelince duyduğumuz sesle Olivia ile birbirimize baktık. Bayan Gimli yine bilmediğim bir dille hızla bir şeyler söylüyordu. Olivia odasının altından sızan gri dumanı gördüğünde, korku ile bana sokuldu. "Acaba koşarak kaçsak mı buradan?" Sesinde korkunun izleri vardı. Ben alışmıştım ama arkadaşlarımın hemen alışamayacağı kadar değişik bir durumdu.
"Korkma çoğu zaman yapar böyle şeyler, ben bir zararını görmedim." Sakinleştirici bir sesle konuşmuştum.
"Ne kadar rahatladım anlatamam" gözlerini devirerek konuşmasını sadece izledim.
Yavaşça ilerlediğimiz de tam odasının önünde Olivia durup bana baktı. Aklından geçenleri anlamıştım. Ama ben daha konuşmadan o çoktan oturup anahtar deliğinden içeriye bakmaya başlamıştı. Onu kaldırmak için kolunu tuttum ama faydası olmadı. Çekersem düşerdi ve fazla ses çıkardı. Bu duruma Bayan Gimli'nin çok kızacağına emindim.
Bu yüzden onu rahat bırakıp yanında beklemeye başladım. Merakını gidersin sonra odaya geçeriz diye düşünmüştüm. Ama bir iki dakika sonra Olivia şok olmuş bir şekilde bana dönünce korkuyu gözlerinde gördüm.
Sessizce "ne oldu?" Diye sorduğumda, kıpırdayamıyor gibiydi. Zorlukla elini kaldırıp anahtar deliğini işaret etti. Her ne gördüyse onu konuşamayacak kadar korkutmuş olmalı.
Şimdiye kadar hiç onu gözetlememiştim. Çünkü bu davranış şekli görgü kurallarına aykırıydı.
Ama Olivia'nın ne gördüğünü de çok merak etmiştim. Merakıma daha fazla direnemeyip, Olivia'nın kalktığı yere diz çöküp içeriye baktım.
Gördüklerim ile gözlerim olabildiğince açılırken nefesim kesilmişti. Aman Tanrım içeride neler oluyordu öyle? Kimdi bu kadın?
Evet yeni maceramızın ilk bölümünün sonuna geldik. Eğer ilk bölümü okuduysanız umarım ileriki bölümlerde de beni yalnız bırakmazsınız.
Okulda yaşananların ne olduğu hakkında tahminleriniz var mı
?
Peki Gloria ve Olivia'nın ne gördüğünü düşünüyorsunuz ?
Daha ilk bölüm olduğu için henüz hiç bir şey net değil o yüzden soracak çok bir soru yok.
Destekleriniz beni çok mutlu eder💙💙