iyi okumalar~
____________________~*~________________
"Prenses bu akşam babanız sizinle yemek yemek istiyor. O yüzden bu gün sizi biz süsleyeceğiz."
Kapımın önünde duran kadın hizmetçiler baktım. Üç kişilerdi. Ortada duran kadın en gençleriydi. Kadının sağında kolunda elbiseler olan, kısa boylu ve yaşlı bir kadın vardı. Diğer kadına baktığımda gördüğüm tanıdık yüz gülümsememi sağladı.
İntikamıma buradan başlayabilir miydim?
"Tabi, gelin."
Kadınlardan uzun boylu olan -adını yanlış hatırlamıyorsam Mia' ydı- saçlarımı taramaya başladı. Hiç bir şey demeden sakince karşımda ki aynadan arkamdaki diğer kadınları inceliyordum.
Yaşlı kadın -Althea- elinde ki elbiseleri ütüleyip askılara asarken diğer kadında -bunun da adı Katrina olmalıydı- kendince elbiselere uyacak takılar seçiyordu. Tabiki de arada bana iğrenç bakışlar atmayı da unutmuyordu. Bu durum gülümsememe yol açıyordu.
Önceki hayatımda bu kadınlar fakir ailerden gelmişti. Bu üçü özellikle de Katrina benimle ilgilenmekten sorumlulardı. Onları severdim ama annem öldükten sonra Mia ve Althea bir daha benimle ilgilenmemiş, saraydan atılmışlardı.
Katrina, psikolojik ve fiziksel olarak ilk darbelerimi ondan almıştım. Ondan nefret ediyordum.
Peki yavaş yavaş ondan intikam alsam beni kötü biri mi yapardı? Ah, Renata saçmalama kızım. Ne olursam olayım umrumda değildi.
"Katrina bi gelir misin?"
Ani sorumla bir an bana baka kaldı. Çünkü normalde onunla pek konuşmazdım.
"Tabi ki prenses." Dedi isteksiz bir şekilde ve yanıma geldi.
"Ne istemiş-"
Masanın üstünde duran iğne kutusunu yere attım. "Onları topla. Yanlışlıkla oldu." Dedim en tatlı gülümsememi takınarak. Katrina hem sinir hemde şaşkın dolu bakışlarıyla bana bakıyordu.
"Sen-"
"Katrina! Denileni yap." Konuşan Mia'ydı. O da Katrina kadar şaşkındı ama onun aklı daha yerindeydi. Nede olsa ben bir prenses olarak ona emir vermiştim. Bana cevap veremezdi.
"Hemen toplarım prenses..." Sinirle aşağıya eğildiğinde gülmemek için kendimi zor tuttum.
"Sen devam edebilirsin Mia. Saçlarımı en güzel sen yapıyorsun." Dedim aynadan Mia' ya gülümseyerek. Mia da bana gülümsedi ,zorunlu olup olmadığını anlayamadım, ve işine geri döndü.
Saçlarımın yapılmasına devam ederken kulaklarıma Katrina' nın iğneler eline battıkça ortaya çıkan inlemeleri geldi. Hem tatmin olmuştum hemde olmamıştım çünkü geçmişte o iğnelerle bana neler yapmıştı!
O iğneler kıyafet ölçüsü alınırken kullanılırdı. Bana bakan tek kişi o olduğu için ölçülerimi de o alırdı ve bilerek iğneleri bana saplamayı pek bir severdi. İşine olan hayranlığından mıdır bilmem ama hiç hir iğne de beni es geçmezdi.
Şimdi olanlar kaderin küçük karmalarından biri olsun bakalım.
~*~*~
Kırmızı saçlarım dalgalandırılmış, yukarıdan yeşil bir tokayla tutturulmustu. Üstümde de yeşil, eteği ve kolları dantallerlerle süslenmiş ve önünde de beyaz islemeler olan bir elbise vardı. Ayakkabı olarak da yeşil babetler giydirmişlerdi. Kıyafetlerim, kral ve kraliçenin kızına uygun kalitedeydi.
Her şey muhteşemdi ama ben kendimi garip hissediyordum. Geçmiş hayatımda bunlar giydiğim son elbiselerdi. Derin bir nefes aldım. Artık her şey değişmişti. Elimde büyük bir koz vardı. O da gelecekteki olayları bilmem!
Yemek için odamdan çıktım ve yemek salonuna doğru ilerledim. Bu yemeği hatırlıyordum ama konuşulanlar pek aklımda değildi. Malum benim için kaç sene geçmişti.
Kapıyı açarak içeriye girdim. Ortadaki büyük avize odayı aydınlatıyordu. Büyük ve uzun olan dikdörtgen yemek masasının en başında babam yani Kral Alistair oturuyordu. Masaya baktığımda fazladan kişiler de vardı.
Masanın sağ tarafına yan yana oturmuş iki kişi vardı. Babama yakın olan kişinin hafif sakalı vardı. Beyazlarla siyahların karıştığı saçları dağınık bırakılmıştı. İriyarı biriydi ama kilo anlamında değil.
Yanında ise benden biraz büyük gözüken bir çocuk vardı. Onunda koyu yeşil saçları arkaya taranmıştı. Babamla o adamın konuşmasını dinliyordu. Tabi ben girince herkes bana bakmış sohbetlerine ara vermişlerdi. Küçük bir selamlama yaptıktan sonra o adamın karşısında ki sandalyeye ilerledim.
"Kralı ve misafirlerini selamlıyorum."
Yerime oturduktan sonra babamın keyifli gülümsemesi bana döndü. Bir elimi tuttu ve masanın üzerine koyup tutmaya devam etti.
"Bu küçükte benim en değerlim olan kızım Renata, August." Ah, konuyu şimdi hatırladım. Bu o konuydu.
Adam gülümseyerek bana baktı ve saygıyla başını eğdi. "Tanıştığımıza memnun oldum prenses." Bende gülümseyerek cevapladım adamı. "Bende Lord August."
August bir Lorddu. Krallığımıza ve babama sadık biriydi. Yanımda ki de onun oğluydu. Oğluyla hiç bir alakası olmasa da versikleri enerji aynıydı. Sinsi.
"Prenses, bu delikanlı ise benim oğlum Roland. Kendisi senden altı yaş büyük ama şöyle bir bakınca ne kadar da yakışıyorsunuz." Babama bakarak güldü. Babamda sanki çok komikmiş gibi onun gülmesine karşılık verdi.
Sizi daha fazla meraklandırmadan ben anlatayım bunların olayı ne. Soyluların çocuklarına küçük yaşta nişan ayarlaması baya bir yaygındır.
Bu her ne kadar hem geçmiş hayatımda hem de bu hayatımda nefret ettiğim bir şey olsada bu evlilikler benim içinde geçerliydi.
Babam, kendince en sevdiği -sadece mağdenleri ve toprakları geniş olduğu için- lordun oğluyla beni nişanlandırmak istiyordu. Bu bir türde iki ailenin arasında ki barış anlaşmasıydı. İki nişanlı ailede evlilik olana, çocuklar büyüyünceye kadar karşılıklı kaarlar içerisindeydi. Mesela August oğlunu Kralın kızıyla nişanlandırdığı için ün, babamda bir aileyi daha elinde tutmanın zevkini kazanacaktı.
"Tanıştığımıza memnun oldum prenses." Dedi Roland. Onun ne kadar yavsak biri olduğunu bilmesem bu nazik tavırlarına her kız gibi bende düşerdim.
Geçmiş hayatımda nişanımız iptal edilmesi için elimden geleni yapmıştım. Ama olmamıştı. Zaten evlenme kararı çıkmadan idam edilmiştim.
"Bende Roland." Dedim tatlı olduğunu düşündüğüm gülümsememle.
~*~*~
Yemek boyunca nişan hakkında konuşulmuştu. Küçük olduğuma inanarak açık açık yanımda anlaşmalar bile yapmışlardı. Her ne kadar yemekle ilgilenmeye çalışsamda onları dinlemekten kaçınmamıştım. Arada Rolan' dın kaçamak bakışlarını görmezden geliyor bazen de ayıp olmasın diye gülümsüyordum. Yinede çok sıkıcıydı.
"Renata ve Roland. Peki siz onaylıyor musunuz bu nişanı." Sanki hayır deme hakkımız varmış gibi bize sormaları fazla iticiydi. Yinede gülümseyerek Rolan' dın kabul etmesini bekledim.
"Tabiki de Kralım. Bunu tüm kalbimle kabul ediyorum." Ah şu klişe sözler!
"Bende kabul diyorum Baba. Ama bir isteğim olacak." Dedim. Babam tek kaşını kaldırarak bana baktı.
"Nedir kızım?"
"Gelecekte bana bu evlilikle ilgili bir isteğimi gerçekleştirmeni istiyorum." Dedim gülümseyerek. Babam bir kaç saniye düşündü ve sonrasında gülmeye başladı.
"Ah kızım amma komiksin. Tabiki de! Sen prensesimsin. Senin her dileğini gerçekleştirmek hem bir kral olarak hem de bir baba olarak benim görevim. Buna krallığımın üzerine yemin ederim."
Babam masum 'kesin balayı ister' hayalleri kurarken ben sınırsız kredi kartı değerindeki isteğimi garantilemiştim çünkü babam yemin etmişti. Hemde bir lordun yanında.
Bir kral için onur her şeyden önce gelirdi. Eğer isteğimi yapmak istemezse bile yapacak çünkü bu onun guruna tersti.
"Teşekkür ederim baba."
Teşekkür ederim baba, bu kadar 'gururlu' olduğun için.
Tesekkur ederim baba, kandırılması bu kadar kolay biri olduğun için.
Ve yine teşekkür ederim baba geçmişte bana gerçek yüzünü gösterdiğin için.
____________________~*~_________________
BÖLÜM SONU-
-1028 KELİME-