İçeriğe geç

SON ŞANS

Bölüm 1 · 5 dk okuma

SON ŞANS

Bölüm 1

BÖLÜM-1

~iyi okumalar~

_______________________~*~________________________

Sadece dört duvardan oluşan odamda bir kenara çekilmiş bir şekilde oturuyor, nefesimden daha yakın olan ölümümü bekliyordum. Soğuğu iliklerime kadar hissediyordum ve her nefes alışımda oksijen ciğerimi yakıyordu. Bu duruma gelmek zorunda mıydım? Bunca şeyi bana nasıl yaptılar?

Gözlerimi dünyaya herkesin saygı duyduğu, daha doğrusu duymak zorunda kaldığı, bir kraliyetin ilk ve biricik prensesi olarak açmıştım. Her şey ilk başlarda o kadar güzeldi ki! Annem ve babam beni seviyor, herkes bana saygı duyuyor ve insanlar beni övüyordu. En azından ben öyle sanmıştım. Toz pembe günlerim benim için en sancılı depremlere dönmüştü.

Her prenses gibi bende küçük yaşta bazı eğitimlere başlamıştım. Beş yaşındaydım ve dikkatle öğretmenimi dinliyordum. O gün aniden odaya giren adam hayatımın güzel günlerinim üzerini kırmızı bir kalemle çizmişti.

"Kraliçe öldü!"

O an neler olduğunu kavrayacak kadar olgun biri değildim. Sadece beş yaşındaydım. O zamandan hatırladığım tek şey öğretmenimin odayı dolduran gülme sesiydi. Bıyık altından söylediği sözler kanımı dondurmaya yetmişti.

"Geç bile kalmışlardı." Bu sözü büyüyünce anlamam çok acınasıydı.

Annemin ölümünden sadece bir ay sonra babam saraya kolunda bir kadınla ve aralarına aldığı bir oğlan çocuğuyla gelmişti. Bana gülümseyerek tanıttığı kişiler onun yeni karısı ve çocuğuydu.

Babam o gün kalbimi ilk defa kırmıştı. Aslında ne ironikse biraz da sevinmiştim. Oynayacak bir abim ve bana masal anlatacak bir annem olacaktı. Aynı eski zamanlarda ki gibi yeniden sıcacık bir ailemiz olucaktı. Ancak bir şeyi unutmuştum. Mutlu sonlar her zaman masallarda olurdu. Ve benim hayatım hiç de masallara benzemiyordu.

Aslında babam annemi en başından beri o kadınla aldatıyormuş. Hatta benden sadece bir ay büyük olan o çocukta günahlarının bir meyvesiymiş. Ne dram ama değil mi?

Ben büyüdükçe babamın bana olan ilgisi azalıyor, kardeşim bana zorbalık yapıyor ve üvey annem bana eziyet ediyordu. Bir prensesken şimdi onlar için bir oyuncaktan ibarettim.

Zaman geçtikçe bazı şeyleri anlamaya başlıyordum. Annemin ölümü ve bu kadının aynı zamanda gelişi... Hepsi sadece bir tesadüf müydü gerçekten? Hayat bu tesadüflerle bu kadar masum muydu?

Zaman aktıkça aktı ve her seyimi de benden alıp yerine derin yaralar ve bir kaç rakam verip beni bu güne mahkum etti. En sağlam anım daha bir hafta öncesine uzanıyordu. Tabi insan aç ve susuz bir şekilde yaşamaya çalışınca anılar filan umrunda olmuyordu.

~*~*~

"Seni küçük fare, bu ne cüret!? Bunu nasıl yaparsın!"

Yüzüme bir tokat daha inmişti. 22 yaşıma gelmeme rağmen hala üvey annemden şiddet görüyordum. Prenses olmam bir işime de yaramıyordu çünkü artık en büyük çocuk ben değildim. Herkes için veliaht prensesten bir kadına dönmüştüm. Prens Lucien yani üvey kardeşim bir ay arayla -ve bir erkek olmasıyla- babamın veliaht prensi unvanı için seçildi.

"B-ben bilerek yapmadım! Yemin ederim!" Yerde kanlar içinde yatan Lucien' e baktım. Acıyla inliyordu. Bu durum beni üzüyor muydu, tabiki de hayır ama suçsuz olduğum bir durumda beni suçlamaları sinirimi bozuyordu. Zaten bilerek de yapmamıştım. Ama bana kim güvenebilir ki?

Olay kütüphaneden gizlice aldığım kitaplarla odama giderken yolumu sinsi gülüşüyle kesen Lucien ile başladı.

"Hala kitap mı çalıyorsun? Gerçekten de acınası birisin değil mi? Eğer seni ispiyonlamamı istemiyorsan beni dinlemek zorundasın."

Korkuyordum. Ondan gereksiz yere çok korkuyordum. Annesinden aldığı kırmızı gözleri içimi üretiyordu ama yinede boş bir rahatlığım da vardı. Sanki ona duyduğum korku sadece bir refleks olup kendime engel olamıyordum.

"Ne istiyorsun?"

Hemen teslim olmama karşı güldü.

"Her zaman böyle korkak olacaksın değil mi prenses?" Biraz daha yaklaştı. "Peki ne istesem ki? Acaba bu akşam odama mı gelsen?" Gözleriyle beni süzünce bir anlık sinirle tokat attım. Ne yaptığıma ben bile şaşırırken belinde ki kılıcını çekti ve bana doğrulttu. Sinirle bağırdı.

"Lan ne yaptığını sanıyorsun?! Kimsin de bana vurabiliyorsun?"

Kılıcı bana doğru savururken elimdeki kitapla engelledim. İkiye bölünen kitabı yere attım ve bileğinden tuttum. Göz yaşlarımı zor tutuyordum.

"B-ben özür dilerim. Sana vurmak istemedim. Yanlışlıkla oldu!"

Bir o beni itiyor bir ben onu. En sonunda bu itişmece son buldu çünkü ben istemeden kılıcı ondan almayı başardım. Bir elimdeki kılıca bir de ona bakıyordum. Kılıcı uzağa fırlatacakken onun ani hamlesiyle kılıç onun koluna saplandı. Kulaklarımı dolduran çığlık dona kalmamı sağlamıştı. Ve sonra olanlar klasik senaryolardandı.

Üvey annem yani kraliçe geldi, ilk önce oğlunu kontrol etti ve sonra bana denediği, yapmadığı şey kalmadı. Bu haber babama gidince babam beni hapishaneden farkı olmayan bir odaya kapattı.

Durum diğer soylulara da gidince veliyat prense saldırıdan idam cezasına çarptırıldım. Her şey öyle hızlı olmuştu ki şimdi o odada, bir kaç dakika sonra beni götürecekeleri idam sehpasına gitmeyi bekliyordum. Hemde acınası bir şekilde, hiç bir lafım dinlenmeden bekliyordum. Meğer herkes ne kadar meraklıymış bir zamanlar ayaklarına kapandıkları prensesin cesedini görmeye.

---------

"idam! İdam!"

Rüzgar saçlarımı darma dağan ederken pek umursamıyordum. Zaten birazdan umursamaya vaktim bile kalmayacaktı. Kraliçe ve kral önümde duruyordu. Babamın yani kralın gözünde eski tanıdığım babam yoktu artık. Sadece bir canavar görüyordum. Kana susamış bi canavar. Hiç bir şey demeden arkasını dönüp gitti. O an babam kalbimi ikinci kez kırmıştı.

Üvey annem yani kraliçe de arkasını dönerken sinsi bir şekilde gülümsedi ve o da gitti. Kocaman cüsseli cellatlar omuzlarımdan tutup kafamı masaya yatırırken zorlanmadılar. Hiç karşı çıkmadım. Zaten bunca zaman ölüden bir farkım yoktu. Öylece kafamı kesmelerini bekledim. Geri sayım başladığında istemsizce düşündüm.

"1!"

Annemin ölümünün arkasında ki olayı anlayamadan ölücektim. Tam bir zavallıyım.

"2!"

Onca haksızlıklara, zorluklara rağmen sustum. Aynı bir köle gibi davrandım. Tam bir korkağım.

"3!"

Öylece ölmek istemiyordum. Bir şans daha, bir şans daha istiyordum! Tam bir bencilim.

Cellat baltayı boynuma indirirken gözlerimden yaş aktı. Babam kalbimi iki kere kırmıştı. İlki bu kadını saraya getirmesi ve ikincisi de beni ölüme terk etmesiydi. Eğer bir daha bu dünyaya gelebilme şansım olsaydı herkese yaptıklarının bedelini ödetmek istiyordum. Bu bencillikse bencillik olsun umrumda değildi.

Bende en az bir kere babamın kalbini kırmak istiyordum. Bir kez daha...bir kez daha bu hayatı yaşamak için tanrıya yalvardım. Bunca zaman beni görmezden geldiğini bencillikle düşündüğüm tanrıya son şansımda son bir kez yalvarıyorum.

"Çat."

Ve artık her şeyin sonuydu. Burada bitmişti. Karanlıkta yüzüyor gibi hissediyordum. Ben... öldüm mü? Ölüm bu mu? Hiç canım acımadı. Ama...bu kadar mı? Ben haksız yere ölmüşken herkes mutlu mu olacaktı? Bu haksızlık değil miydi? Çırpınarak yüzdüğüm yerden kaçmaya çalıştım ama etraftaki her şey sonsuzluğa uzanıyor gibiydi.

"Kimse yok mu?" Diye sordum içgüdümle.

Gözüme çarpan beyaz bir küre merakımı uyandırdı. Ona doğru ilerledim. Elimi uzattığım da küre patladı ve etraf beyaza büründü. Ben boğulurken hatırladığım tek şey yumuşak bir kadın sesiydi.

"Bu senin benden istediğin o son şans prenses. Elinde ki bu şansı güzel kullan. Ve bu şansı dileklerin için ayır. Pişmanlıklarını gider ve bu sefer hayatta kal."

______________________~*~________________________

BÖLÜM SONU :)

-1075 Kelime-

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.