Pizza bitmiş, bardaktaki buzlar erimeye başlamıştı.
Celeste bir an sustu, sonra Rin’e döndü:
“İstersen bana gel. Film izleriz, boş boş konuşuruz.”
Rin hafifçe başını iki yana salladı.
“Kedim bekliyor. Nova’ya mama vermem lazım.”
Celeste kaşlarını kaldırdı, sonra gözleri parladı.
“O zaman sana gelelim. Nova’yı da tanımış olurum.”
Rin tereddüt etti.
“Evim… küçük.”
Celeste gülümsedi, bu kez daha içten bir gülümsemeydi.
“Ne olmuş? Ben de senin hayatını görmek istiyorum. Ailen sorun etmez mi?”
Rin’in gülümsemesi silindi.
Gözlerini masadan kaldırmadan fısıldadı:
“Beni umursamıyorlar. Bir şey demezler.”
Yürüyerek Rin’in evine gittiler.
Karanlık sokaklardan geçerken, Celeste ilk defa başka bir dünyanın içindeydi.
Rin’in dünyası…
1+1 küçük ama sıcacık bir ev.
Kitaplarla dolu raflar.
Yastıkların üstünde uyuyan gri bir kedi.
Duvarlara kendi çizimleri asılmıştı.
Ve içeride yalnızlık yerine… huzur vardı.
Celeste etrafa bakındı, sonra gülümsedi:
“Burası çok tatlı. Aynı senin gibi.”
Rin başta anlamamış gibi yaptı.
Ama sonra gözlerini kaçırdı, hafifçe kızararak:
“Teşekkür ederim.”
Göz göze geldiler.
Bir anlık sessizlik, sonra Nova miyavladı.
Rin mamasını koyarken Celeste yerdeki deftere göz attı.
Rin’in çizimleri… hayal dünyasını anlatıyordu.
Bir yıldız, yalnız bir kız, siyah bir kedi…
Celeste usulca sordu:
“Ailen nerede?”
Rin mamayı koydu, Nova yalamaya başladı.
Rin derin bir nefes aldı.
“Beni küçükken bırakıp gittiler. Önce baba… sonra annem. Sonra yetimhane. Ama orası da... bana göre değildi. Kaçtım. Sonra bu küçük yeri buldum. Ve burada… kimseye ihtiyacım olmadığını düşündüm.”
Celeste dinliyordu.
Yorum yapmadı.
Sadece yaklaştı, gözlerine baktı.
Ve o an Rin, ilk defa… biri tarafından yargılanmadığını hissetti.
“Sen güçlüymüşsün.” dedi Celeste.
Rin şaşırdı.
“Sen de…”
Sonra sustu.
Ama gülümsedi.
O gece, ilk defa sessizlik ikisini de rahatsız etmedi.
Nova uyurken, onlar konuştular.
Hayalleri, korkuları… ve neden birbirlerini fark ettiklerini.
Ama henüz hiçbir şey adını koymamıştı.
Sadece... bir şeyler başlamıştı.