Kapüşonlu kişinin yüzünü gördüğüm anda bütün vücudum buz kesti. Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım. Yanlış gördüğümü düşündüm. Ama hayır. Karşımızdaki kişi gerçekten oydu. Okulda her gün gördüğüm, bana normal davranan, hiçbir zaman şüphelenmediğim biriydi. Duru'nun nefesi kesildi. Efe ise önümde durmaya devam etti.
“Sen...”
Karşımızdaki kişi başını hafifçe kaldırdı.
“Sonunda hatırladın.”
Sesini duyduğum anda mideme bir ağrı girdi.
“Bizi neden takip ediyorsun?”
Cevap vermedi. Birkaç saniye boyunca sadece bana baktı. Sonra telefonunu cebine koydu.
“Çünkü Mina bunu istedi.”
Bu cümleyle Efe bir adım öne çıktı.
“Mina nerede?”
Kişi Efe'ye baktı.
“Sen hâlâ onun nerede olduğunu bilmiyorsun.”
“Biliyorsan söyle.”
“Bunu ben söyleyemem.”
“Kim söyleyebilir?”
Bakışlarını bana çevirdi.
“Lara.”
İsmimi duyduğum anda ürperdim.
“Ben mi?”
“Evet.”
Başımı iki yana salladım.
“Ben hiçbir şey bilmiyorum.”
“Biliyorsun.”
“Hayır.”
“Hatırlamıyorsun.”
Bu cümleyle olduğum yerde kaldım.
Efe bana baktı.
“Lara, onunla burada konuşmayalım.”
“Hayır.” Gözlerimi kapüşonlu kişiden ayırmadım. “Bunca zamandır beni izliyorsun. Bana mesajlar gönderiyorsun. Mina'nın fotoğraflarını yolluyorsun. Artık konuşacaksın.”
Kişi derin bir nefes aldı.
“Mesajları ben göndermiyorum.”
Kalbim hızlandı.
“Ne?”
“Ben sadece bazılarını sana ulaştırıyorum.”
“Kim gönderiyor?”
Sessizlik.
“Kim?”
“Bunu öğrenmek için buraya geldin.”
“Evet.”
“Öyleyse yukarı çık.”
Efe hemen araya girdi.
“Hayır.”
Kapüşonlu kişi ona baktı.
“Senin burada olman zaten planın bir parçası değildi.”
Efe'nin yüzü gerildi.
“Ne demek istiyorsun?”
“Bunu ona sormalısın.”
Bana baktı.
“Efe'ye.”
Sonra arkasını döndü ve merdivenlerden aşağı inmeye başladı.
Efe peşinden gitmek istedi ama ben kolundan tuttum.
“Dur.”
“Lara, onu kaçıracağız.”
“Hayır. Önce ne demek istediğini anlamamız gerekiyor.”
“Bize hiçbir şey söylemedi.”
“Efe...”
Sesim titredi.
“Bence sen bir şey biliyorsun.”
Efe bana baktı.
Uzun süre cevap vermedi.
Sonunda gözlerini kapattı.
“Evet.”
Duru arkamızda sessizce duruyordu.
“Ne biliyorsun?”
Efe'nin sesi çok alçaktı.
“Ben bu eve daha önce geldim.”
“Ne zaman?”
“İki yıl önce.”
Kalbim sıkıştı.
“Mina'yla mı?”
“Evet.”
“Ve bana neden söylemedin?”
“Çünkü burada olanları hatırlamanı istemedim.”
“Benim burada ne işim vardı?”
Efe cevap vermedi.
“Efe.”
“Sen de buradaydın.”
Bir anda başım ağrımaya başladı.
Duvarlar sanki üzerime geliyordu.
Bir görüntü gördüm.
Mina.
Ben.
Efe.
Bu evin salonunda oturuyorduk.
Mina ağlıyordu.
Ben ise ellerimi yüzüme kapatmıştım.
Sonra başka bir görüntü.
Bir kapı.
Bir ses.
“Lara, ona söyleme.”
Gözlerimi açtığımda Efe önümdeydi.
“İyi misin?”
“Bir şey hatırladım.”
“Ne?”
“Buraya daha önce gelmişim.”
Efe başını salladı.
“Evet.”
“Ve Mina buradaydı.”
“Evet.”
“Peki sonra ne oldu?”
Efe'nin yüzü değişti.
“Bunu sana anlatamam.”
“Niye?”
“Çünkü o gece yaşananların bazılarını ben bile bilmiyorum.”
Tam o sırada üst kattaki odadan bir ses geldi.
Bir şey yere düşmüştü.
Duru irkildi.
“Biri hâlâ yukarıda.”
Efe hemen merdivenlere yöneldi.
Ben de arkasından gittim.
Kırmızı yıldızın olduğu odanın kapısı açıktı.
Az önce içeri girdiğimiz oda artık boştu.
Mina'nın videosunu oynattığımız telefon masanın üzerinde yoktu.
“Telefon nerede?” diye sordum.
Efe etrafa baktı.
“Biri aldı.”
Duru pencereye koştu.
“Buradan çıkmış olabilir.”
Pencere açıktı.
Perde rüzgârla hareket ediyordu.
Efe pencerenin önüne geldi.
“Buradan atlamak mümkün değil.”
Aşağı baktı.
Bahçede kimse yoktu.
Sonra masanın üzerinde küçük bir kâğıt gördüm.
Kâğıdı aldım.
Üzerinde Mina'nın el yazısı vardı.
“Lara, sana anlatacağım ilk şey şu: Efe seni ilk gördüğünde tanıyordu.”
Efe'ye döndüm.
“Bunu biliyordum.”
Efe gözlerini kapattı.
“Lara...”
“Bana gerçeği söyle.”
“Ne kadarını?”
“Hepsini.”
“Bunu şimdi yapamam.”
“Niye?”
“Çünkü sen hazır değilsin.”
“Buna sen karar veremezsin.”
“Biliyorum.”
Efe bana doğru bir adım attı.
“Bundan iki yıl önce seni bu olaydan uzak tutmak için söz verdim.”
“Kimden?”
“Mina'dan.”
“Peki Mina neden ortadan kayboldu?”
Efe'nin gözleri doldu.
“Çünkü kendini feda etti.”
“Ne için?”
“Seni korumak için.”
Bir an hiçbir şey söyleyemedim.
Duru bize bakıyordu.
“Lara,” dedi Efe, “Mina'nın sana gönderdiği mesajların hepsi gerçek olmayabilir.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Birileri onun telefonunu kullanıyor.”
“Peki telefondaki ses?”
“Sesini taklit etmek mümkün.”
“Hayır.”
“Lara, artık kime güveneceğimizi bilmiyoruz.”
Tam o sırada telefonum titredi.
Yeni mesaj.
“Efe doğruyu söylemiyor.”
Ardından ikinci mesaj geldi.
“Çünkü iki yıl önce sana verdiği sözü bozdu.”
“Ne sözü?” diye fısıldadım.
Yeni mesaj geldi.
“Bunu öğrenmek istiyorsan okulun eski spor salonuna git.”
Saatin altına baktım.
Mesajın gönderildiği saat 03.17'ydi.
Duru telefonuma baktı.
“Bu kişi hâlâ bizi yönlendiriyor.”
Efe başını salladı.
“Ve nereye gideceğimizi biliyor.”
“Gideceğiz.”
Efe bana baktı.
“Lara...”
“Bu kez beni durduramazsın.”
Bir süre gözlerimin içine baktı.
Sonra başını eğdi.
“Tamam.”
Eve döndüğümüzde saat sabaha karşı dörde yaklaşıyordu. Duru kendi evine gitmek zorunda kaldı. Ben ise Efe'yle okulun önünde kaldım.
“Yarın görüşürüz.” dedi.
“Efe.”
Durdu.
“Ne?”
“Benden gerçekten bir şey saklıyorsan...”
Sözümü tamamlayamadım.
Efe bana baktı.
“Benden nefret edeceksin diye korkuyorum.”
“Bilmiyorum.”
“Ben biliyorum.”
“Ne biliyorsun?”
“Gerçeği öğrendiğinde bana güvenmeyeceksin.”
Bir an sustum.
“Belki de yine de güvenmek isterim.”
Efe'nin yüzünde küçük bir şaşkınlık oluştu.
“Lara...”
“Ne?”
“Bunu söyleme.”
“Neden?”
“Çünkü ben de sana karşı ne hissettiğimi anlamaya başladım.”
Kalbim hızlandı.
Bir an ikimiz de sustuk.
Efe gözlerini kaçırdı.
“Ve bu, şu an ihtiyacımız olan son şey.”
“Belki.”
“Lara.”
“Ne?”
“Ne olursa olsun seni koruyacağım.”
“Ben de seni korurum.”
İlk kez gerçekten gülümsedi.
“Bunu duymaya ihtiyacım vardı.”
Sonra uzaklaştı.
Ben ise arkasından bakarken içimde garip bir sıcaklık hissettim.
Ama birkaç saniye sonra telefonum titredi.
Yeni mesaj.
“Efe'ye güvenmeye başladın.”
Bir sonraki mesaj:
“İşte tam olarak bunu bekliyorduk.”
Sonra bir fotoğraf geldi.
Fotoğrafta Efe ile benim okulun önünde konuştuğumuz an vardı.
Fotoğrafın altında tek bir cümle yazıyordu:
“Onu sevmeden önce, neden sana yalan söylediğini öğren.”
Telefonu kapattım.
Çünkü artık bu hikâyede yalnızca Mina'yı bulmaya çalışmıyordum.
Efe'nin kalbimde oluşturduğu güvenin gerçek olup olmadığını da öğrenmek zorundaydım.
Ve ertesi gün gideceğimiz eski spor salonunda, iki yıl önce yaşanan gecenin en büyük sırrının bizi beklediğini henüz bilmiyordum.