Telefon ekranındaki üç kelimeye bakarken nefesimi tuttum. “Arkana bakma, Lara.” O anda odanın içindeki sessizlik daha da ağırlaştı. Pencerenin önündeki gölge hâlâ oradaydı. Perdenin arkasından belli belirsiz bir insan silueti görünüyordu. Hareket etmiyordu. Ben de hareket edemiyordum. Parmaklarım telefonun üzerinde donmuştu. Mesajı gönderen kişi beni gerçekten görüyorsa, odamdaki gölgenin kim olduğunu da biliyor olmalıydı. Ama neden arkamı dönmememi söylüyordu? Korkuyla telefonu tekrar kontrol ettim. Yeni mesaj gelmişti. “Sakın ışığı açma.” Elim lambanın düğmesine doğru gitmişti. Hemen geri çektim. Odam karanlıkta kaldı. Kalbimin sesini kulaklarımda duyabiliyordum. Birkaç saniye sonra dışarıdan hafif bir ses geldi. Pencerenin önündeki gölge hareket etmişti. Perdenin kenarından baktığımda siluet artık görünmüyordu. Yavaşça yatağımdan kalktım. Kapıya doğru ilerledim. Tam koluma uzanacakken telefonum tekrar titredi. “Kapıyı da açma.” Olduğum yerde kaldım. Birkaç saniye sonra kapının diğer tarafından çok hafif bir ses geldi. Sanki biri kapının önünde durmuştu. “Lara?” Annemin sesiydi. “İyi misin?” Boğazımdaki düğümü yuttum. “İyiyim.” “Işık neden kapalı?” “Uyuyacağım.” Annem birkaç saniye sessiz kaldı. “Tamam. İyi geceler.” Ayak sesleri uzaklaştı. Telefonuma baktım. Mesajların altında yeni bir cümle vardı. “Annen değilse bile evde yalnız değilsin.” Kanım çekildi. Ekrana uzun süre baktım. Sonra kapının altındaki boşluğa gözüm takıldı. Koridordan gelen ışık hâlâ görünüyordu. Ama kapının önünde başka bir gölge vardı. Bir çift ayak. Birisi kapının önünde duruyordu. Annem gitmemişti. Ya da annem değildi. Telefonum yeniden titredi. “Üçten geriye say.” Ne yapacağımı anlayamadan yeni mesajlar gelmeye başladı. “3.” “2.” “1.” Tam o anda kapının kolu aşağı indi. Nefesimi tuttum. Kapı açılmadı. Birkaç saniye sonra kol tekrar eski hâline döndü. Ayak sesleri uzaklaştı. Bu kez gerçekten kim olduğunu bilmiyordum. Sabah olana kadar uyumadım. Güneş doğduğunda odanın her köşesine baktım. Pencereye yaklaştım. Dışarıda kimse yoktu. Ama pencerenin kenarında küçük bir kâğıt vardı. Camı açıp kâğıdı aldım. Üzerinde tek bir cümle yazıyordu. “Dün gece seni gördüm.” Altında ise küçük bir kırmızı yıldız vardı. Aynı sembol. Mina'nın defterinde bulunan sembol. Kâğıdı çantama koyup okula gittim. Koridorda Efe'yi gördüğüm anda gece yaşadıklarımı anlatmak istedim. Ama onun yüzünü görünce durdum. Sanki o da hiç uyumamış gibiydi. “İyi misin?” diye sordu. “Sen iyi misin?” “Hayır.” Birkaç saniye birbirimize baktık. Sonra Efe sessizce, “Dün gece sana mesaj geldi mi?” diye sordu. Kalbim hızlandı. “Nereden biliyorsun?” “Çünkü bana da geldi.” “Ne yazıyordu?” Efe telefonunu çıkardı ve ekranı bana gösterdi. Mesaj tek cümleydi. “Lara'ya yaklaşma.” Başımı kaldırdım. “Kim gönderdi?” “Bilmiyorum.” “Sen ne yaptın?” “Sana geldim.” Bu cevap karşısında ne diyeceğimi bilemedim. Efe birkaç saniye sonra ekledi. “Seni yalnız bırakmak istemedim.” Kalbim hızlandı ama belli etmemeye çalıştım. “Bunu yapman gerekmiyor.” “Belki.” Gözlerimin içine baktı. “Ama yapmak istiyorum.” Aramızda kısa bir sessizlik oluştu. Tam o sırada Duru yanımıza geldi. “İkiniz neden böyle gizli gizli konuşuyorsunuz?” Efe geri çekildi. “Bir şey yok.” Duru bana baktı. “Lara, seninle konuşmam lazım.” “Ne oldu?” “Mina'nın eski eşyalarından başka bir şey buldum.” Bunu duyunca hemen onunla birlikte sınıftan çıktım. Duru çantasından küçük bir zarf çıkardı. “Bunu dün gece buldum.” Zarfın üzerinde benim adım yazıyordu. “Bana mı?” “Evet.” Zarfı açtım. İçinden küçük bir kâğıt çıktı. Mina'nın el yazısıydı. “Lara, eğer bu mektup sana ulaştıysa, artık sana güvenmem gerektiğini biliyorum. Ama sana bir şeyi söylemeden önce bir şey yapmanı istiyorum. Efe'ye sor: 23 Ekim gecesi saat 22.11'de neredeydi?” Kâğıdı elimden düşürecektim. Efe'nin anlattıklarıyla Mina'nın söyledikleri birbirini tutmuyordu. Duru bana baktı. “Efe ne dedi?” “O gece Mina'yla en son konuştuğunu söyledi.” “Peki 22.11'de neredeymiş?” “Bilmiyorum.” Duru'nun yüzü ciddileşti. “Öğrenmelisin.” Efe'yi koridorun sonunda gördüm. Yanına gittim. “Sana bir soru soracağım.” “Sor.” “23 Ekim gecesi saat 22.11'de neredeydin?” Efe'nin yüzündeki ifade bir anda değişti. Birkaç saniye konuşmadı. “Neden bunu soruyorsun?” “Cevap ver.” Efe gözlerini benden kaçırdı. “Okuldaydım.” “Nerede?” “Arka bahçede.” “Kiminle?” Sessizlik. “Efe.” “Lara, bunu sana anlatmak istemiyordum.” “Ama artık anlatacaksın.” Efe derin bir nefes aldı. “Saat 22.11'de Mina'yla değildim.” Kalbim hızlandı. “O zaman kiminleydin?” Efe bana baktı. “Seninle.” Dünyam bir anda sessizleşti. “Benimle mi?” “Evet.” “Ama ben seni tanımıyordum.” “Sen beni tanıyordun.” Başımı iki yana salladım. “Hayır.” Efe cebinden eski bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafı bana uzattı. Fotoğrafta ikimiz vardık. Ben gülümsüyordum. Efe yanımda duruyordu. Fotoğrafın tarihi iki yıl öncesine aitti. “Bu fotoğrafı daha önce görmüştüm.” dedim. “Nerede?” “Mina'nın kutusunda.” Efe başını salladı. “Çünkü fotoğrafı Mina çekti.” Fotoğrafa baktım. Bir şeyler zihnimde kıpırdamaya başladı. Bir yaz akşamı. Bir park. Mina'nın kahkahası. Efe'nin bana bir şey söylediği an. Sonra görüntü kayboldu. Başım ağrıdı. Efe hemen koluma destek oldu. “İyi misin?” “Bilmiyorum.” “Lara...” Gözlerimi kapattım. Bir anlığına Efe'nin sesini daha önce duyduğumu hissettim. Çok daha önce. “Sen bana o gece bir şey söyledin.” dedim. “Ne söyledim?” “Hatırlamıyorum.” Efe sessiz kaldı. Sonra yavaşça, “Beni hatırlamanı istemiyordum.” dedi. Gözlerimi açtım. “Neden?” “Çünkü Mina'nın kaybolmasından sonra sana söz verdim.” “Ne sözü?” “Bir daha seni bu olayın içine çekmeyecektim.” “Ama şimdi buradasın.” “Çünkü işler değişti.” “Ne değişti?” Efe bana bakarken yüzündeki ifade yumuşadı. “Seni kaybetmekten korkuyorum.” Kalbim hızlandı. Ne diyeceğimi bilemedim. Birkaç saniye sonra Efe elini kolumdan çekti. “Ama senden bir şey daha sakladım.” “Ne?” “Mina'nın kaybolduğu gece, sana bir mektup verdi.” “Ne mektubu?” “Sana vermem için.” “Nerede?” Efe çantasını açtı. İçinden katlanmış eski bir kâğıt çıkardı. Bana uzattı. “Bunu iki yıldır saklıyorum.” Kâğıdı titreyen ellerimle açtım. Mina'nın yazısıydı. “Lara, eğer bunu okuyorsan, sana söylemediğim şeylerin hepsini öğrenmenin zamanı gelmiştir. Efe'ye güvenmek istemeyebilirsin. Ama o gece seni koruyan kişi oydu. Sana zarar vermek isteyen kişi ise...” Mektubun devamı yırtılmıştı. “Kim?” diye fısıldadım. Efe başını iki yana salladı. “Bilmiyorum.” Tam o sırada telefonum titredi. Mina'nın numarası. Mesajı açtım. “Mektubun eksik olduğunu fark ettin.” Ardından bir fotoğraf geldi. Fotoğrafta mektubun devamı görünüyordu. Son cümle netti. “Sana zarar vermek isteyen kişi, sandığından çok daha yakınında.” Duru arkamızda sessizce duruyordu. Üçümüz de birbirimize baktık. Sonra Duru'nun telefonu çaldı. Ekrana baktığında yüzü bembeyaz oldu. “Kim arıyor?” diye sordum. Duru cevap vermedi. Telefonu bana uzattı. Ekranda arayan kişinin adı yazıyordu. Mina. O anda telefonun diğer ucundan bir ses geldi. “Lara...” Donup kaldım. Bu sesi iki yıldır yalnızca rüyalarımda duymuştum. Ama şimdi gerçekten duyuyordum. “Mina?” Karşı taraftan kısa bir sessizlik geldi. Sonra fısıltıyla tek bir cümle söyledi: “Efe'ye sakın güvenme.” Telefon kapandı. Efe'ye baktım. O da bana bakıyordu. Fakat yüzündeki korku, benimkinden çok daha büyüktü. Çünkü Efe telefonun ekranına bakarken yalnızca bir şey söyledi: “Lara... Mina'nın sesini duydun, değil mi?” Başımı salladım. Efe gözlerini kapattı. “O zaman artık biliyorlar.” “Kim?” diye sordum. Efe cevap vermedi. Telefonum yeniden titredi. Yeni mesajın altında yalnızca şu yazıyordu: “Şimdi sıra sende.”
Bölüm 6
Arkamdaki gölge
