Okuldan çıktığımızda hava çoktan kararmaya başlamıştı. Koridorlar birkaç dakika içinde boşalmış, az önce yüzlerce öğrencinin sesiyle dolu olan okul binası sessizliğe gömülmüştü. Efe önümden yürüyordu. Ben ise birkaç adım gerisinde, telefonumu elimde sıkıca tutuyordum. Az önce gelen mesaj hâlâ ekranımdaydı. “Yakınlaştığınızı görmek güzel. Çünkü ikinizden birinin bana ulaşması an meselesi.” Mesajı defalarca okumuştum ama ne demek istediğini anlayamıyordum. “Bana ulaşmak” derken kimi kastediyordu? Mina'yı mı? Yoksa bütün bunların arkasındaki kişiyi mi? Efe bir anda durdu. “Burada bekle.” Başımı kaldırdım. Okulun eski idari bölümünün önündeydik. “Niye?” “Güvenlik odasına gireceğiz.” Kaşlarımı çattım. “Bizi yakalarlarsa?” Efe bana dönüp sakin bir şekilde baktı. “Yakalanmayacağız.” “Bunu nereden biliyorsun?” Bir an sustu. “Çünkü daha önce buraya geldim.” İçimdeki şüphe yeniden büyüdü. “Efe, sen bu okula daha dün gelmedin mi?” “Evet.” “O zaman burayı nasıl biliyorsun?” Gözlerini kaçırdı. “Şimdi bunları konuşmanın zamanı değil.” “Tam da zamanı.” Efe birkaç saniye sustuktan sonra kapıya yöneldi. “Bana güvenmek zorunda değilsin. Ama Mina'nın gerçeğini öğrenmek istiyorsan benimle gelmelisin.” Bu cümle beni susturdu. Kapının önüne geldiğimizde cebinden küçük bir anahtar çıkardı. Anahtarı kilide soktuğunda ona şaşkınlıkla baktım. “Bu anahtar nereden sende?” “Birinden aldım.” “Kimden?” “Bunu sonra anlatırım.” “Senin ‘sonra anlatırım’ dediğin her şey başımıza başka bir sorun açıyor.” Efe hafifçe gülümsedi. “Bunu kabul ediyorum.” Kapı açıldı. İçeri girdiğimizde küçük güvenlik odasının duvarlarını onlarca kamera ekranı kaplıyordu. Efe bilgisayarın başına geçti. Ben ise kapının yanında durup koridoru kontrol ettim. “Hangi tarihi arıyoruz?” diye sordum. “23 Ekim.” Bu tarihi duyduğum anda içimde bir ürperti oluştu. Mina'nın kaybolduğu gece. Efe bilgisayarda tarihi seçti. Ekrana okulun güvenlik kameralarından alınmış kayıtlar geldi. Giriş kapısı, bahçe, merdivenler, koridorlar ve en sonunda arka bahçe. Efe görüntüyü açtı. Saat 21.43'tü. Ekranda Mina belirdi. İki yıl önceki hâliydi. Saçları omuzlarına düşüyordu. Üzerinde o gece giydiği mont vardı. Birkaç saniye tek başına yürüdü. Sonra görüntünün kenarından ben girdim. Kalbim hızlandı. “Ben bunu hatırlamıyorum.” Efe cevap vermedi. Ekrandaki ben, Mina'nın yanına gidiyordum. Birkaç saniye konuştuk. Ses kaydı yoktu ama hareketlerimizden tartıştığımız belliydi. Mina ellerini kullanarak bir şeyler anlatıyor, ben ise başımı iki yana sallıyordum. Sonra Mina bir anda arkasına baktı. Yüzündeki ifade değişti. Korkmuştu. Ben de onun baktığı yöne döndüm. Ama kameranın görüntüsünde kimse görünmüyordu. Efe videoyu durdurdu. “Burada.” “Ne var?” “Mina birini gördü.” “Kim?” “Bilmiyorum.” Görüntüyü tekrar oynattı. Mina birkaç adım geriledi. Sonra bana bir şey söyledi. Ben onun kolunu tuttum. Birkaç saniye sonra ekran karardı. Efe'nin parmakları klavyenin üzerinde dondu. “Ne oldu?” “Kayıt kesildi.” “Ne kadar?” “Yedi dakika.” Yutkundum. “Yedi dakika mı?” Başını salladı. “Evet.” “Tam o yedi dakikada ne olduğunu bilmiyoruz.” “Henüz.” Efe kaydı ileri sardı. Saat 22.02'de görüntü tekrar başladı. Arka bahçe bomboştu. Mina yoktu. Ben yoktum. Efe de yoktu. Sadece boş bir bahçe görünüyordu. Sonra başka bir kameraya geçti. Saat 22.04. Koridorda kapüşonlu biri yürüyordu. Elinde küçük bir çanta vardı. Yüzü görünmüyordu. Kişi kameranın önünden geçtikten sonra bir anda durdu. Başını kaldırıp doğrudan kameraya baktı. Elindeki telefonun ekranı görünüyordu. Ekranda bir fotoğraf vardı. Benim fotoğrafım. Nefesim kesildi. “Bu kişi beni takip ediyormuş.” Efe görüntüyü durdurdu. “Sadece seni değil.” “Ne demek istiyorsun?” “Mina kaybolmadan önce de seni izliyor olabilir.” “Bunu nereden biliyorsun?” Efe cevap vermedi. Ona döndüm. “Yine bir şey saklıyorsun.” “Lara...” “Hayır. Artık yeter.” Sesim titriyordu. “Mina'nın kaybolduğu gece ne olduğunu bilmek istiyorum. Sen de biliyorsun. Bunu yüzünden anlayabiliyorum.” Efe birkaç saniye bana baktı. Sonra gözlerini yere indirdi. “Her şeyi bilmiyorum.” “Ama benden çok şey biliyorsun.” “Evet.” “Neden?” Sessizlik oldu. Efe sonunda başını kaldırdı. “Çünkü Mina bana senden bahsetti.” Kalbim hızlandı. “Ne söyledi?” “Seni korumamı istedi.” Bu cümleyle ne diyeceğimi bilemedim. “Benden neden seni korumanı istedi?” “Çünkü birilerinin seni takip ettiğini biliyordu.” Efe'nin sesi ilk kez gerçekten endişeli çıkmıştı. “Ve ben onu dinlemediğim için...” Cümlesini tamamlamadı. “Ne oldu?” “Onu kaybettim.” Gözlerimi ondan kaçırdım. İçimde garip bir his oluştu. Efe'ye hâlâ güvenmiyordum. Ama onu ilk kez sadece şüpheli biri olarak görmüyordum. O da bu olayın içinde kaybolmuştu. Belki o da iki yıldır cevap arıyordu. Ekrandaki görüntüyü tekrar açtı. Kapüşonlu kişi hâlâ koridorda yürüyordu. Efe görüntüyü yakınlaştırdı. “Bir dakika.” “Ne?” “Şuna bak.” Kapüşonlu kişinin elindeki çantanın üzerinde küçük bir işaret vardı. Kırmızı bir yıldız. Aynı işareti Mina'nın eski defterlerinden birinde görmüştüm. “Bu işareti tanıyorum.” Efe bana baktı. “Nereden?” “Mina'nın defterinde vardı.” “Bana hiç söylemedi.” “Belki sana söylemediği şeylerden biri de buydu.” Efe hafifçe başını salladı. “Olabilir.” Tam o sırada bilgisayar ekranı karardı. “Ne oldu?” Efe klavyeye bastı. Ekran geri gelmedi. Sonra siyah ekranın ortasında beyaz harflerle bir cümle belirdi. “Aradığınız şey burada değil.” İkimiz de donup kaldık. Altına ikinci bir cümle geldi. “Çünkü çok geç kaldınız.” Efe ayağa kalktı. “Buradan çıkmamız gerekiyor.” “Ama—” “Lara, şimdi.” Tam kapıya yönelmiştik ki ekran yeniden değişti. Bir fotoğraf açıldı. Fotoğrafta Mina vardı. Ama bu fotoğraf iki yıl önce çekilmiş değildi. Saçları farklıydı. Üzerinde farklı kıyafetler vardı. Ve fotoğrafın altında geçen aya ait bir tarih yazıyordu. “Mina...” diye fısıldadım. Efe ekrana yaklaştı. “Bu imkânsız.” “Ama fotoğraf burada.” “Birisi eski fotoğrafı değiştirmiş olabilir.” “Hayır.” Fotoğrafın sağ alt köşesinde küçük bir işaret vardı. Mina'nın kullandığı sembol. Üç çizgi ve ortasında küçük bir nokta. Onu çocukluğumuzdan beri kullanırdı. “Bu onun işareti.” Efe sessizleşti. Fotoğrafı biraz daha büyüttü. Mina'nın arkasındaki duvarda büyük bir sayı vardı. 23. Altında ise küçük bir harf. L. “Lara...” dedi Efe. “Bunun seninle ilgili olduğunu düşünüyorum.” “Ben de.” Telefonum titredi. Mesaj Mina'nın numarasından gelmişti. “Fotoğrafı gördün.” Hemen ardından ikinci mesaj geldi. “Artık sana inanmak zorundayım.” Kaşlarımı çattım. “Neye?” Üçüncü mesaj geldi. “Benim yaşadığıma.” Kalbim hızlandı. Efe mesajları okudu. “Buna cevap verme.” “Ya gerçekten Mina'ysa?” “Ya değilse?” Bu soru ikimizi de susturdu. Sonra Efe telefonumu bana geri verdi. “Fotoğrafın nerede çekildiğini bulmalıyız.” “Nasıl?” “Arka plandaki duvarı araştıracağız.” “Ve sonra?” “Sonra oraya gideceğiz.” “Tek başımıza mı?” “Hayır.” Efe bir an durdu. “Duru'ya söyleyeceğiz.” Başımı salladım. “Duru'ya güvenebilir miyiz?” “Bilmiyorum.” “Harika. Kimseye güvenemiyoruz.” Efe bana baktı. “Bana da mı?” Bu soru beklemediğim kadar ağır geldi. Birkaç saniye cevap veremedim. “Sana güvenmek istiyorum.” dedim sonunda. Efe'nin yüzünde belli belirsiz bir şaşkınlık oluştu. “Ama?” “Ama korkuyorum.” “Neden?” “Çünkü sana güvenmeye başladığım anda senden bir şey daha öğrenmekten korkuyorum.” Efe başını eğdi. “Ben de senden korkuyorum.” Kaşlarımı çattım. “Benden mi?” “Seni kaybetmekten.” Bu cümle ikimizin de sessizleşmesine neden oldu. Efe hemen gözlerini kaçırdı. “Neyse. Buradan çıkmalıyız.” Ben de başka bir şey söylemedim. Ama o andan sonra Efe'ye bakışım değişmişti. Aramızda ne olduğunu henüz anlayamıyordum. Belki yalnızca aynı sırrın içinde sıkışıp kalmış iki kişiydik. Belki de bundan daha fazlasıydı. Fakat şu an bunun cevabını düşünmeye zaman yoktu. Koridora çıktığımızda okul tamamen sessizdi. Efe önümden yürüyordu. Merdivenlere geldiğimizde bir ses duyduk. İkimiz de durduk. Koridorun sonunda bir gölge vardı. Kapüşonlu biri. Bize bakıyordu. “Efe...” Gölge bir anda koşmaya başladı. Efe peşinden gitti. Ben de arkasından koştum. Merdivenleri indik, koridoru geçtik ve arka kapıya ulaştık. Kapıyı açtığımızda soğuk hava yüzüme çarptı. Bahçede kimse yoktu. Efe etrafa baktı. “Kayboldu.” “Bu kadar hızlı nasıl?” “Burayı iyi biliyor.” Ayağımın yanında bir şey fark ettim. Eğilip yerden küçük bir fotoğraf aldım. Fotoğrafı çevirdiğimde kalbim duracak gibi oldu. Mina vardı. Yanında Efe. Ve diğer tarafta ben. Fakat fotoğrafın arkasındaki tarih iki yıl öncesi değildi. Bugünün tarihiydi. Altında Mina'nın el yazısıyla tek bir cümle vardı. “Lara, artık sana gerçeği anlatmamın zamanı geldi.” Fotoğrafı elimden düşürdüm. “Efe...” Efe fotoğrafı aldı. Yüzündeki ifade bir anda değişti. “Bu imkânsız.” “Neden?” “Çünkü bu fotoğraftaki yer...” “Neresi?” Efe cevap vermedi. “Efe!” “Mina'nın saklandığı yer.” Kalbim hızlandı. “Nerede?” Efe bana baktı. “Şehrin dışında eski bir depo var.” “Orada mı?” “Bilmiyorum.” Tam o sırada telefonum titredi. Yeni bir mesaj. “Yarın gece 03.17.” Altında bir konum vardı. Ekrandaki haritaya baktım. Konum, Efe'nin söylediği eski deponun tam üzerindeydi. Birkaç saniye sonra yeni bir mesaj daha geldi. “Tek başına gelme.” Sonra bir mesaj daha. “Ama yanında Efe'yi de getirme.” Efe'ye baktım. O da mesajı görmüştü. “Biri bizi ayırmaya çalışıyor.” dedi. “Ya haklıysa?” “Değil.” “Nereden biliyorsun?” Efe gözlerimin içine baktı. “Çünkü Mina beni tanıyordu.” “Belki artık tanımıyor.” Efe başını iki yana salladı. “Mina'nın benden neden korkmamı istediğini bilmiyorum. Ama sana zarar vermeyeceğim.” Birkaç saniye birbirimize baktık. Sonra Efe yavaşça geri çekildi. “Yarın gece oraya gitmeyeceksin.” “Gideceğim.” “Lara...” “Mina yaşıyorsa onu bulacağım.” Efe gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. “O zaman yalnız gitmeyeceksin.” “Sen gelmeyeceksin.” “Ben gelmezsem seni kim koruyacak?” “Belki kendimi.” Efe hafifçe gülümsedi. “Bunu senden beklemiyordum.” “Artık beni küçümseme.” “Küçümsemiyorum.” Bir an sustu. “Tam tersine.” O gece eve dönerken aklımda tek bir şey vardı. Mina yaşıyor olabilirdi. Ama eğer yaşıyorsa neden iki yıl boyunca saklanmıştı? Neden şimdi bana mesaj gönderiyordu? Ve en önemlisi, neden Efe'yi ondan uzak tutmaya çalışıyordu? Eve girdiğimde herkes uyuyordu. Odama geçtim, kapıyı kapattım ve yatağıma oturdum. Telefonumu açtım. Saat 03.17'ye yaklaşmıştı. Tam telefonu bırakacakken yeni bir mesaj geldi. Mina'nın numarasıydı. Mesajı açtım. “Lara, eğer bunu okuyorsan beni arama.” Birkaç saniye sonra ikinci mesaj geldi. “Çünkü beni bulduğunda, Efe'nin sana anlattığı her şeyin yalan olduğunu öğreneceksin.” Son mesaj geldiğinde elim titredi. “Ve en kötüsü... Efe seni ilk gördüğü gün tanıyordu.” Telefonu kapattım. O anda odanın içinde yalnız olduğumu sanıyordum. Ta ki pencerenin önünde duran gölgeyi fark edene kadar. Gölge hareket etmedi. Ben de hareket edemedim. Sonra telefonum yeniden titredi. Bu kez gelen mesaj yalnızca üç kelimeydi: “Arkana bakma, Lara.”
Bölüm 5
Kayıtlar
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.