İçeriğe geç

Son mesaj

Bölüm 10 · 5 dk okuma

Son mesaj

Bölüm 10

Ailemin sırrı

Okuldan eve dönerken tek bir düşünce aklımdan çıkmıyordu: “Gerçek kişi, Lara'nın ailesinin içinde.” Bu cümle telefonumun ekranından silinmiş olsa bile zihnimden silinmiyordu. Efe yanımda yürüyordu. Duru birkaç adım arkamızdaydı. Üçümüz de sessizdik. Sonunda Efe dayanamadı. “Mesajda ne yazıyordu?” Ona baktım. “Ailemden biriyle ilgiliydi.” Efe'nin yüzü gerildi. “Ne dedi?” “Gerçek kişinin ailemin içinde olduğunu söyledi.” Duru hemen yanıma geldi. “Bunu kesinlikle gerçek kabul edemeyiz.” “Biliyorum.” “Belki bizi birbirimize düşürmeye çalışıyor.” Efe başını salladı. “Bence de.” Ona baktım. “Ama bir ihtimal bile olsa öğrenmem gerekiyor.” Efe birkaç saniye sustu. “O zaman yalnız gitmeyeceksin.” “Efe...” “Hayır, Lara. Bu kez tartışmayacağım.” Sesindeki ciddiyet beni susturdu. “Tamam.” Eve geldiğimde annem mutfakta yemek hazırlıyordu. Her şey normal görünüyordu. Babam salonda televizyon izliyordu. Onları görünce içimde garip bir huzursuzluk oluştu. İki yıl boyunca hiç düşünmediğim şeyler bir anda şüpheli gelmeye başlamıştı. Annem bana döndü. “Neden bu kadar sessizsin?” “Yorgunum.” “Okulda bir şey mi oldu?” “Hayır.” Yine yalan söyledim. Odama çıkıp kapıyı kapattım. Telefonumu masaya bıraktım. Birkaç dakika sonra çekmecemi açtım. Mina'nın eski fotoğraflarından birini çıkardım. Fotoğrafın arkasında daha önce fark etmediğim küçük bir yazı vardı. “Bazen gerçeği bulmak için en yakındaki kişiye bakmalısın.” Kalbim hızlandı. Yazının altında bir tarih vardı. Mina'nın kaybolduğu geceden iki gün önce. Tam o sırada kapım çalındı. Hızla fotoğrafı çekmeceme koydum. Annem içeri girdi. “Bir şey mi arıyorsun?” “Hayır.” Annem bana birkaç saniye baktı. “Lara, son günlerde çok tuhaf davranıyorsun.” “Sadece biraz yoruldum.” Annem yatağın kenarına oturdu. “Mina'yı mı düşünüyorsun?” Bu soruyla donup kaldım. “Neden şimdi bunu soruyorsun?” “Çünkü onun adını son zamanlarda birkaç kez duydum.” “Kimden?” Annem cevap vermedi. “Anne.” “Bazen bazı şeyleri geçmişte bırakmak gerekir.” “Ben bırakamıyorum.” Annem yüzüme baktı. Gözlerinde korkuya benzeyen bir ifade vardı. “Bırakmalısın.” “Neden?” “Çünkü bazı gerçekler öğrenildiğinde hayat eskisi gibi olmaz.” Bu cümleyle içimdeki bütün şüpheler yeniden canlandı. “Sen ne biliyorsun?” Annem ayağa kalktı. “Hiçbir şey.” “Yalan söylüyorsun.” Annem bir an durdu. Sonra hiçbir şey söylemeden odadan çıktı. Kapı kapanınca telefonum titredi. Mina'nın numarasıydı. “Annen sana gerçeği söylemeyecek.” Ardından ikinci mesaj geldi. “Ama baban sakladığı şeyi hâlâ evde tutuyor.” Birkaç saniye sonra üçüncü mesaj geldi. “Çalışma odasına bak.” Kalbim hızlandı. Babamın çalışma odasına girmem normalde yasaktı. Ama artık geri duracak değildim. Koridora çıktım. Babam salonda değildi. Çalışma odasının kapısına geldim. Kapıyı yavaşça açtım. İçeride kitaplık, masa ve eski dosyalar vardı. Masanın çekmecelerini tek tek açtım. İlkinde hiçbir şey yoktu. İkincisinde eski faturalar vardı. Üçüncü çekmece kilitliydi. Telefonum yeniden titredi. “Anahtarı kitaplığın arkasında ara.” Kitaplığa yaklaştım. Kitapları tek tek kontrol ettim. Sonunda bir kitabın arkasında küçük bir anahtar buldum. Kilidi açtım. Çekmecenin içinde eski bir zarf vardı. Üzerinde Mina'nın adı yazıyordu. Ellerim titreyerek zarfı açtım. İçinden birkaç fotoğraf çıktı. İlk fotoğrafta Mina vardı. İkinci fotoğrafta okulun arka bahçesi. Üçüncü fotoğrafta ise Efe'nin babası. Ama asıl şaşırtıcı olan dördüncü fotoğraftı. Fotoğrafta babam, Efe'nin babası ve Mina'nın yanında duran kadın vardı. Üçü aynı masadaydı. Fotoğrafın arkasında tek bir tarih vardı: 23 Ekim. Mina'nın kaybolduğu gece. Nefesim kesildi. “Babam...” diye fısıldadım. Tam o sırada arkamdan bir ses geldi. “O fotoğrafı neden açtın?” Donup kaldım. Yavaşça döndüm. Babam kapının önünde duruyordu. Yüzündeki ifade daha önce hiç görmediğim kadar ciddiydi. “Sen bunu nereden biliyorsun?” “Lara, o çekmeceyi kapat.” “Hayır.” Fotoğrafları göğsüme bastırdım. “Mina'nın kaybolduğu gece sen neredeydin?” Babam sustu. “Cevap ver.” “Bu konuyu konuşmayacağız.” “Neden?” “Çünkü seni korumaya çalışıyorum.” “Benden ne saklıyorsun?” Babam bana doğru bir adım attı. “Lara, o gece okulda olanları hatırlamaman senin için daha iyi.” Bu cümleyle bütün vücudum ürperdi. “Sen benim hatırlamadığımı biliyordun.” Babam cevap vermedi. “Bana ne olduğunu biliyorsun.” Sessizlik. “Mina'ya ne olduğunu da biliyor musun?” Babam gözlerini kaçırdı. “Bilmiyorum.” “Yalan.” Babam bir anda sertleşti. “Bu konuyu kapat.” “Hayır!” Sesim yükseldi. “İki yıldır herkes bana yalan söylüyor. Mina kayboldu, ben bazı şeyleri hatırlamıyorum, Efe o gece beni bulduğunu söylüyor, şimdi de sen bana hiçbir şey söylemiyorsun. Artık susmayacağım.” Babam birkaç saniye bana baktı. Sonra alçak bir sesle konuştu. “Mina'nın kaybolduğu gece okulda yalnız değildiniz.” Kalbim hızlandı. “Kim vardı?” “Bunu söyleyemem.” “Neden?” “Çünkü o kişi hâlâ seni izliyor.” Bir an nefesim kesildi. “Kim?” Babam cevap vermedi. Telefonum titredi. Yeni mesaj vardı. “Babanın söylediği doğru.” Sonra ikinci mesaj: “Ama sana eksik anlattı.” Üçüncü mesaj geldi. “Çünkü seni korumak için değil, kendi sırrını korumak için sustu.” Babam telefonuma baktı. “Mesaj mı geldi?” Telefonu sakladım. Babamın yüzü değişti. “Lara, telefonunu bana ver.” “Hayır.” “Şimdi.” “Neden?” Babam cevap vermedi. Ben geri çekildim. “Sen o gece ne yaptın?” Babamın gözlerinde korku gördüm. “Lara...” Tam o sırada evin kapısı çaldı. İkimiz de sustuk. Babam hızla çalışma odasından çıktı. Ben de peşinden gittim. Kapının önünde annem duruyordu. Ama annemin elinde bir şey vardı. Küçük, eski bir telefon. Mina'nın telefonu. Gözlerim telefona kilitlendi. “Anne...” Annem ağlamaya başladı. “Bunu sana söylemek istemiyordum.” “Bu Mina'nın telefonu.” Annem başını salladı. “Evet.” “Nereden aldın?” Annem cevap vermeden önce babama baktı. Babam gözlerini kapattı. Annem sonunda fısıldadı. “Mina onu kaybolduğu gece bana verdi.” Kalbim hızlandı. “Neden?” Annem gözyaşlarını sildi. “Çünkü sana güvenemediğini söyledi.” “Bana mı?” “Hayır.” Annem başını iki yana salladı. “Kendisini koruyamadığını düşündüğü için.” “Ne demek bu?” Annem telefonu bana uzattı. “Bunu açarsan her şeyi öğrenmeye başlayacaksın.” Telefonu aldım. Ekran hâlâ çalışıyordu. İçinde tek bir ses kaydı vardı. Tarih: 23 Ekim. Saat: 03.17. Parmağımı kayıt tuşunun üzerine götürdüm. Tam açacakken telefonum titredi. Yeni mesaj: “Dinleme.” Birkaç saniye sonra ikinci mesaj geldi. “Çünkü o kayıtta Mina'nın son sözlerini değil, senin sesini duyacaksın.” Donup kaldım. Efe'yi aradım. Telefonu açtığında hiçbir şey söylemeden ağlamaya başladım. “Lara?” “Efe...” Sesim titriyordu. “Mina'nın telefonu bende.” Uzun bir sessizlik oldu. “Nereden buldun?” “Annemdeymiş.” Efe'nin sesi değişti. “Lara, o telefonu sakın yalnız açma.” “Neden?” “Çünkü o kaydı iki yıl önce dinledim.” “Ne duydun?” Efe birkaç saniye sustu. “Senin sesini.” Telefon elimde titremeye başladı. “Ben ne diyordum?” Efe'nin cevabı çok kısa oldu. “Mina'ya, 'Bunu kimseye anlatma. Özellikle Efe'ye.' diyordun.” Gözlerim büyüdü. “Ama ben seni tanımıyordum.” “Ben de tam olarak bunu çözmeye çalışıyorum.” O anda odanın içinden bir ses geldi. Telefonun hoparlöründen değil. Gerçekten odanın içinden. Eski telefon kendi kendine açılmıştı. Kayıt başlamıştı. Mina'nın sesi duyuldu. “Lara, eğer bunu dinliyorsan...” Ses kesildi. Ardından benim sesim geldi. “Mina, kaç.” Ve kayıt aniden sona erdi. Efe telefonda sessiz kaldı. Ben ise tek bir şeyi anlayamıyordum. İki yıl önce Mina'yı kaçması için uyaran kişi bendim. Peki neden bunu hiç hatırlamıyordum? Ve Mina neden benden değil de Efe'den saklanmasını istemişti? Telefonun ekranında son bir bildirim belirdi: “Artık gerçeğin yarısını biliyorsun. Yarın sana diğer yarısını göstereceğim.” Sonra mesajın altında bir isim çıktı. Mina.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.