Gördüklerim kolay kolay unutulacak şeyler olmadığı gibi üzerimde bırakacağı etkileri'de ayrı bir konuydu.
Şehirden geldiğimizden beri zaten onca şey yaşamış ve yılın yrgunluğu üzerimizdeyken, annem ve babamın gitmesi bizi piskoloji olarak kötü etkilemişti ama bu yaşadıklarım öyle her insanın yaşayayıp kaldırabileceği bir şey değildi.
Derken biraz daha düşünürsem kafayı yiyebileceğimi bilmemem elde bile değildi.
"Arman aşağı gel çabuk, çabuk!!.
"Ne oluyor lan hayırdır inşallah?.
Aşağı indiğimde babaanem dahil herkes dikkatli gözlerle televizyona bakıyordu.
Açıkçası herkesin televizyona böyle dikkatli bakması benide merak içine sokuyordu.
benimde bu denli dikkatimi çekmişti ve heves, korku derken onca şey yaşamıştık' ki çiftlikte bir televizyon olduğunu hatırlamıyorum bille.
Haberde yazılan ve görülenlere bakılırsa çin'den yayılan bir tür virüs salgın hastalığı yayılıyordu.
Acaba başka yerlere yayılır'mı?
yayılırsa nereye kadar yayılır? diye düşünürken zaten yayılmış Türkiye sınırlarına kadar gelmişti.
Sağlık bakanlığı ülkemize yayılma olasılığının çok yüksek olduğunu ve her an gelebileceğini falan söylüyordu.
" Ya bu çinlilerin başka işi yok kimisi laboratuvar da kimisi de hayvan pazarından yayıldığını söylüyor bunlardan da zaten bu beklenir.
Yakında bunlar birbirinin elini kolunu para karşılığında yemek için satarlar valla.
Acaba benim kollarım kaç tl yapar?
güzel yahni olur hemde :)
"Bu boş şakalarının hiç sırası değil Arman! .
"Ya sende hiç şakadan anlamıyorsun be abla? odun kafalı işte ne olucak hıh .
Neyse onca sesin arasında birden beklenmedik bir anda evin telefon çaldı.
Arayan annem olup, hıçkırıklar içinde ağlaya ağlaya ablamla konuşuyor ve ağlayış sesleri telefondan dışarıya kadar geliyordu.
O kadar kötü olmuştum'ki ablamın elinden telefonu alıp birazda ben konuşmak istedim ama ses telefondan dışarı çıkıyordu zaten.
Virus beyin cerahı olan babamada bulaşmıştı ve hastanede olduklarını söylüyordu.
Şehirde ve tüm ülke genellinde sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti.
Çiftliğe'de artık babamlar gelemezlerdi.
Çiftlik bizim için zaten güvenli ama, bir yandan' onları yani annem ve babamı çok düşünüyor, her hangi birini kaybettmekten çok korkuyordum.
Bu virüs, o gördüğüm şeyler, sürekli aklıma gelen ses, önümüzde'ki günler nasıl olucak.?
Bu gibi bürsürü düşünceler kafamı kurcalamasına karşı koyamıyordum.
Hisslerimi dışarıya hiç belli etmiyordum ama içimdekini yine en iyi ben bilirdim'ya o da ayrı bir konu.
Kafamı dağıtmak için türlü şeyler yapmak istiyordum ama Dışarı çıkamazdım çünkü, bu hiç güvenli değildi.
Ablam zaten bütün gün ders çalışıyor, mabbetine toyum olmuyordu.
Bende biraz clash of clans oynayayım dedim ama onca işin içinde hiç moral ve motivasyon kaynağı olmuyordu.
Artık ne yapacağımı şaşırmış durumda duvarı izlemek, hayal kurmaktan başka bir şey yapmıyordum.
Annem yine arada sırada arıyor, haber veriyor ve bizi soruyordu.
Babamın durumunun gittikçe normalleşmeye başladığını söylüyordu.
Artık onun hevesiyle çiftlikte ablamla oyunlar oynuyor, garip mi garip şakalar yapıyor vaktimizi az çok geçiriyorduk.
Virüs meselesi çıktığından bu yana 3,4 ay su gibi akıp geçmişti.
Onca şeyden sonra şunu anlamış ve ders çıkarmıştım'ki İnsan, korktuğu şeyden veya şeylerden kaçarak yada saklanarak değil karşı koyarak bir netlik kazanabilirdi.
Babannemin eskiden anlattığı bir olay tamda o sıra aklıma gelmişti ve hep derdi'ki.
" Bir gün insanlar, bir keçiyi demirli bir kafeste'ki bir kurdun bir kaç metre uzağında bağlamışlar keçi, o kurdun yanında olma korkusu ile ne ot yemeyi nede su içmeyi akıl etmiş.
Ve hayvan o korkusuyla açlıktan ve susuzluktan ölmüş.
Babaannem okuma yazma bilmezdi ama öyle mantıklı konuşurdu'ki ben bile hayranlıkla dinlerdim ve çokta güzel yemek yapardı.
Çiftlikteyken akşamları hiç boş durmazdım.
O gece'de şimdiye kadar'ki gerçrk anlamda okuduğum tek kitap olan Adolf Hitler di.
Yazarı ve oyuncusu bizzat nazilerin komutanıydı. Adam adeta kendi hayatını anlatıyordu.
Materyalist, alman işçi partisi,burjuvazi topluluğu, nazilerin dönemi falan anlatırdı ve çok güzel bir hikayeydi.
Savaşstrateji konularını her zaman çok sever dim ve aynı zamanda en çok sevdiğim derste tarihti.
Nedense bunun dışında üzerimde çok değişik hafif bir koku vardı.
Biraz köpek kokusuna benziyor ve onu anımsatıyordyu.
Vucüdum sanki deri döküyör gibiydi.
Ne oluyor bana?
şaşkınlık içinde sağ sola bakıp aklıma gelen tek şey olarak gidip banyo yaptım.
Ama üzerimde'ki koku dahada artmıştı ve çok gariptir'ki o kulağıma gelen o sesin anlamını artık biliyordum.
Bana tekrar ormana gitmemi söylüyordu'ki buna karşı babaannemin hep anlatığı konular cesaret veriyordu.
Ninemin ve ablamın artık ormana gitmeme izin vermelerinden yana olmadıklarını biliyordum'ki buna adım gibi'de emindim.
Sabah olduğunda kahvaltıdan sonra hiç bizimkilere belli etmeden kulübeden dedemin tüfeğini pencereden sarkıtarak alıp çiftlikten çıkmıştım.
Ama ormana vardığımda aklıma unuttuğum bir geerçek gelmişti'ki oda ben Tüfek Kulanmayı bilmiyordum.
Kenarında bir kancası olan bir av tüfeğiydi ve tek bildiğim otomatik bir tüfek olup markası LAZER di.
bir an öylece durup etrafı sezercesine baktım.
Artık yapacak bir şey yok diyerekten tüfeği otların arasında bırakıp orman'da ilerlemeye devam ettim.
Yine o ağaçlarla çevrili garip yere vardığımda etrafımı biranda kurtlar sarmıştı.
Daha korkmaya bile izin vermezlerken, içlerinden büyük olan bir kurt, benimle konuşmaya başladı.
Gördüğüm o rüyadaki kurtların hepsi burdaydı ve kulağıma sürekli gelen o ses bu büyük kurttan geliyordu.
"Arman hoş geldin. Sen artık insan değilsin! Sen bir kurt sun! ve artık gerçekleri görüp yaşamaya layık görüldünn.
"Ne diyorsunuz sizlerde nesiniz? ne istiyorsunuz benden?.
"Senden kendini kabulenmeni istiyoruz yaşadıkların artık geride kaldı önünde ise koca bir dünya.
kiç nedenini bilmezken içimde tuttuklarımı söyledim.
"Geçen sefer ormanda gezerken bir kurt bana saldırdı neden?
"Demek artık kurt dilini çözmüşsün arman.
Sen artık bir insan değilsin, kurt gibi koktuğun için sana yabancılık çekerek sana saldırdı.
"Peki bundan sonra ne olucak?.
"Senin bize yardım etmek gerek arman.
Sen artık ölümsüzsün.
Bana gözlerimi kapatmamı ve sakin bir halde kendimi bir kurt olarak hissetmemi söyledi.
Çok büyük bir korku vardı üzerimde gözlerimi açtığımda etrafındaki tüm kurtlar küçücüktü.
Kendimi hiç olmadığı kadar çevik hissediyordum ve hepsi bir an biraz geriye çekilip benden uzaklaşmıştılar.
"Siz neden bu kadar küçüldünüz? diye sorunca birden tüm kurtlar benden korkmaya başladılar çok şaşırdım ve onların neler düşündüklerini anlayabiliyordum.
İçlerindeki o benle konuşabilen farklı renkteki kurt.
"Biz küçülmedik sen değiştin dedi.
Biraz sırıtarak sağıma ve soluma baktım ama bakmaz olaydım.
gölgem dahil aynı bir kurda benziyor ve çok daha korkutucu görünüyordu.

O şaşkınlık içinde bir çığlık attım ama öyle bir batğırmıştım'ki koskoca orman benim sesimle yankılanıyordu çok şaşırdım açıkçası.
"Arman sakin ol!.
"ben nasıl eski halime dönüşücem.?
"gözlerini kapa ve eski günlerini hatırla.
Gözlerimi açtığımda neyse'ki eski halime gelmiştim.
Ne oldu bana?
hem böyle dönüşebilecek miyim?.
" Bundan sonra ölümsüz bir kurtsun, artık diğer varlıkların düşüncelerini anlayabiliyorsun ve Süper bir güce sahipsin ve bu gücünü herzaman iyi şeyler için kullanmalısın.
Çünkü herhangi bir ani hareketinde bir canlı ölebilir şuan başlangıçtayız ve her geçen gün dahada değişiceksin biraz zaman gelme ve yanlız kal dedi.
O kurt konuşmasının bitirdikten sonra ordan ayrılarak çiftliğe döndüm.
Hiç belli etmeden ahıra girip atımı seviyormuş gibi yaptım.
Tamda o sıra ablam içeri girdi biraz haklı olarak kızdı bana.
"Sen sabahtandır neredeydin!.
"Ahırdaydım.
"Madem burdaydın neden hiç sesini çıkmıyor?
"Tamam abla ya özür dilerim ne bağırıyorsun.
Konuştuktan sonra ablam içeriden gitti.
At nedense benden korkuyordu.
Kesin bir kurt olarak koktuğum içindi herhalde diye düşündüm ve bende oradan uzaklaşarak kendi odama ayrıldım.
LÜTFEN YORUM yapmayı ve oy vermeyi unutmayınız:);)