(NASTYA’NIN ANLATIMIYLA)
Umutun çok tehlikeli bir duygu olduğunu o an kavradım. Boş sayılabilecek bir umutla bu yolculuğa çıktık ve elimizde hiçbir şey yok.
Ellerim titriyor ve onlara engel olamıyorum. Onları bulamamıştık. Boş bir amaç uğruna krallığımızı bırakmıştık.
Ağlamaktan gözlerim şişmişti ve Karya’nın da durumu benden farklı değildi. Aryaz ise duygularını belli etmemek için yüzümüze bile bakmıyor sadece dümenin başında duruyordu.
Akşam yemek için çağırdığımızda gelmek dahi istemedi. “Benim orada ölmem gerekiyordu Nastya.” dedi sadece. Aklına yine bu korkunç şeylerini getirmesi beni korkutuyordu. Bunu açıkça ona söyledim.
Karya ile sessizce yemeğimizi yedikten sonra ona da bir tabak hazırladım ve ona götürdüm.
Yemeğe bakmadı bile. Herkes uyumaya gittiğinde o uyumadı. Kendini öldürmeye çalışıyordu. Yalvararak uyumasını söyledim beni dinlemedi bile.
Ağlaya ağlaya uyudum. Uyuduktan birkaç saat sonra Aryaz’ın bağıran sesine uyandım. “Sıkı tutunun, çarpacağız!” Karya ile birbirimize sarıldık ve çarpmanın etkisiyle sürüklendik. “Herkes iyi mi?” dedi Karya. “Ben iyiyim. Siz?” diyen Aryaz’ı cevapladım. “Bizde iyiyiz.”
Bu ada haritada yoktu bile. Gece olmasına rağmen üstümüzü bile değiştirmeden elimize fenerlerimizi alıp gezmeye başladık. Kısa bir süre içinde öksürük sesleri duymaya başladık. “Anne, baba!” diye bağırdı Aryaz var gücüyle. “Aryaz?” diyen cılız sesleri duyunca Aryaz koşmaya başladı. “Anne!” diye bağırdım boğazıma yırtarcasına. “Kızım Nastya, buradayız!” Hemen Aryaz’ın anne ve babasının yanında gördüm onları. “Karya, Nastya kızlarım!” dedi babam. Dördümüz birden sarıldık. Her şeyi unutmuştum. “Bizi buldunuz!” “Evet anne bulduk.”
Yıllara rağmen yaşamayı başarmışlardı. Şuan 40’lı yaşlarındaydılar.
Doğa, onları çok fazla yıpratmamıştı ancak yaraları vardı. Onları hemen bota aldık ve ilk yardım setiyle yaralarını saldık. “Biz şimdi Karya ile kardeş miyiz?” Annem onaylarcasına kafasını salladı. Karya’ya sıkıca sarıldım.
”Onlara güzel bir kahve yaptım. Masaya oturunca onlara nasıl açıklayacağımı düşünüyordum. Bir anda Aryaz elimi tuttu sanırım açıklamayı o yapacaktı.
İkimizin ailesi de şok içinde bize baktılar.
”Anne, baba ben Nastya’yı seviyorum ve o da beni seviyor biz…”
Hepsi hem şok hemde sevinç içinde bize bakıyordu. “O zaman en yakın zamanda düğün planlıyoruz.” dedi Aryaz’ın babası. “Evet, babacığım. Tabi saygıdeğer Arsilyalıların da izniyle.” Şok içinde Aryaz’a bakıyordum.
”Ah, hep bunun hayalini kurduk. Tabi ki de.”
”Anne, bunları boş verin size noldu?”
”Bir gemi kazasıyla buraya düştük ve amcanlar her zaman burada olduğumuzu ve yaşadığımızı biliyordu ancak hiçbir zaman yardım göndermediler.”
Aryaz ellerini sıkıyordu ve çok haklıydı.
“Ama siz bizi buldunuz! Artık mutluyuz. Orada bize yardımcı olan bir kabile vardı. Yıllarca onlarla kaldık. Adada dolaşırken sesinizi duyduk.”
”Üçünüz de o kadar büyüdünüz ki…”
”Ama o kabile sizin gittiğinizi biliyor mu?”
”Ah, evet. Sizin sesinizi duyunca gideceğimizi anladılar.
”Peki o yaralar neydi?”
”Onlar adadaki dikenli çalılıklardan dolayıydı. Önemli değiller. Dördü de tek tek duş aldı ve hepsine de kıyafet verdik. Hepimiz güverteye çıkıp sarılıp sadece yıldızları izledik. Hayatımın en mutlu gününün ardından beni nasıl bir cehennemin beklediğini bilmiyordum.
