(NASTYA’NIN ANLATIMIYLA)
Saat 02.27 ve ben onu deli gibi özlüyorum. Uyuyamıyorum. Nedenini anlayamıyorum ona çıkışan benim, ilişkimizi kurtarmaya çalışan o. Kafam doğru düzgün çalışmıyor ve yarın keşfe çıkabilecek gibi de hissetmiyorum.
Canım sıkıldı, battaniyemi aldım ve güverteye çıktım. Aryaz da güvertede oturuyordu. Ne yapacağımı şaşırdım. Güvertenin gıcırdayan tahtaları beni ele verdi. Aryaz arkasını döndü, bana baktı ve kafasını “gelebilirsin” anlamında salladı. Yine üstüne bir şey almamış ve üstüne üstlük beyaz gömleğinin düğmelerini açmış, esmer tenini ve karın kaslarını ortaya çıkarmış, gemi sallandıkça saçlarına vuran su damlaları saçlarını ıslatmış ve altında hala kotu vardı. “Uyumadın mı sen?” dedim. “Hayır, sende uyumamışa benziyorsun.” Sesinde ufacık duygu yoktu ama içinde duygu tufanları koptuğunu adım gibi biliyordum. “Üşüteceksin, gömleğinin düğmelerini de açmışsın. İlikle onları.”
”Hasta olmam ben, beni hasta edecek tek bir şey var o da sen ve senin yokluğun.”
Cevap vermedim çünkü dalgalı bir ilişki istemiyorum. “Üşütmen keşif için iyi olmaz.” dedim ve düğmelerini iliklemeye başladım. Elim çıplak tenine değdi. Onun aksine bembeyaz tenim ve ince uzun parmaklı elim karın kaslarının üzerinde birkaç saniye gezindi. O an sırıttığını gördüm. Karın kasları çok sertti ama elimi hemen çektim. Düğmelerinin göğüs kısmına geldiğinde göz göze geldik. Hemen gözlerimi çektim ve işime odaklandım. İçimdeki ses ona sarılmam için bana yalvarıyordu ama yapamazdım. İşimi bitirip ona kaçamak bir bakış attığımda doğruca dudaklarıma bakıyordu. O an çok yakın olduğumuzun farkına vardım ve hemen kendimi geri çektim. “Çok uykum geldi, uyumaya gidiyorum.” dedim ama ne kadar dürüst olduğum tartışılırdı. Bir şey demedi. Onu öylece bıraktım.
