İçeriğe geç

Son Kalan

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Son Kalan

Bölüm 4

Çete

Acı içinde ve ayakta, bana silah doğrultan çeteye bakarken, "Sanırım sonum geldi" diye düşündüm. Belki de kasabamdan kaçmanın, ailemi geride bırakmanın bedelini şimdi ödeyecektim. Eninde sonunda yanlarında olacaktım bu yüzden kaçmak anlamsızmış. onlar beraber giderken ben yanlzı başıma gidecek olmamdı asıl sorun. Bu da bir korkak gibi kaçmamın cezası olacaktı.

4 kişilik bir çete, 3 erkek bir kadın. Bana dikkatle odaklanmışlardı; en ufak bir hareketimde bana acımayacaklarmış gibi bakıyorlardı. İçlerinden biri beni incelemeye başladı. Sargılarımı, ağaca tutunarak ayakta zar zor durduğumu fark etti. Ardından hareketlenip yerde yatan domuza bakıp tekrar bana döndü ve işaret parmağını doğrultarak:

"Bunu sen mi yaptın?" dedi, parmağını benden domuza kaydırarak.

Tek başıma olmama rağmen istemsizce belki de Linn’i kurtarabileceğimi düşündüğüm için,

"Evet," dedim, zar zor çıkan sesimle.

Acı içinde olduğumu ve zar zor ayakta durduğumu fark etmiş olacak ki elini yayını bana doğru germiş arkadaşının omzuna koyarak:

"İndirin silahları. Zaten kurduğu tuzak başarılı olamamış, ayakta duramıyor," dedi.

Bu sözleri üzerine tüm çete yaylarını gevşetti, kılıçlar kınlarına sokuldu.

Sonrasında bana iyice yaklaştı. Artık gözlerinin rengini bile seçebiliyordum: Açık kahverengiydi. Orta boylardaydı, tahmini 1.80 civarında. Sakalını yeni kesmişti ya da köseydi. Esmer değildi, ancak güneşte uzun süre kaldığından teni koyulaşmıştı. Tahminimce 30 35 yaşlarında ve çetenin lideriydi.

Beni dikkatlice inceledikten sonra:

"Neren ağrıyor? Neyin var?" diye sordu. Sonra arkasına dönüp ekibine:

"Assen, bu arkadaşla ilgilen. Diğerleri kamp kurmamız için hazırlık yapsın. Bu gece buradayız," dedi. Ardından bana dönerek:

"Sen de otur, dinlen. Bir an önce iyileşmeye bak," dedi.

Domuza bakarak da ekledi:

"Yemek ayağımıza gelmiş."

Yaralarıma bakmak için Assen yaklaştıkça güzelliği daha da belirginleşti. Güneşte kızarmış beyaz teniyle dikkat çeken kızıllığı, ona ayrı bir zarafet katmıştı. Açık kahverengi gözleri yakından bakınca kehribar rengine çalıyordu. Tahminen 30 yaşına yakındı. Güzelliğine o kadar dalmıştım ki seslendiğini ikinci kez tekrarlayınca fark edebildim:

" Hey sen! Hey iyi misin? Bu yaprakları iyice çiğne, asla tükürme. Ağrılarını keseceklerdir," diyerek elime birkaç yaprak verdi.

Yaprakların tadı o kadar kötüydü ki yüzüm ekşidi. Bunu gören Assen hafifçe gülümsedi ve işine devam etti.

Kaburgalarıma tek tek dokundu. O anda yerimden zıplayacak kadar acı hissettim. Liderine dönerek:

"İki kaburgası çatlamış. Başka bir şeyi yok gibi," dedi ve ardından bana dönerek:

"Mümkün oldukça az hareket etmeye çalış. Bir şeye ihtiyacın olursa beni çağır. Benim adım Assen, Senin ki ne" dedi.

Kafamı kaldırarak:

"Izoly," dedim.

Yine o tatlı gülümsemesiyle:

"Izoly? Ayzoly? İsmini telaffuz etmek zormuş. Sana başka bir şekilde seslenmem lazım," diyerek güldü.

Çiğnediğim yapraklar etkisini göstermeye başlamıştı. Ağrılarım artık dayanılabilir seviyeye gelmişti. Sargılarım bittikten sonra bana bakıp;

"işim bitti artık dinlenmeye bak, ben diğerlerine yardım edeceğim."

Assen kalkıp diğerlerine yardıma gitti.

Artık iyileşmeye başlamıştım ve kısa sürede ayağa kalkabileceğimi söylediler. Bu güzel bir haberdi. Ancak hemen ayağa kalkmam gerekiyordu; Linn’i bulmam lazımdı. Çok uzaklaşmış olamazdı ama ormanda tek başına kalması tehlikeliydi. Çevremiz yırtıcı hayvanlarla doluydu ve daha kötüsü, burası belli ki insanlar tarafından da sıklıkla avlanmak için kullanılıyordu. Zaten bu çeteyle burada karşılaşmıştım. "Umarım karanlık olmadan geri döner," diye düşündüm.

Yorgunluktan mı, yoksa ağrılardan mı bilmiyorum, onların çalışmalarını izlerken yine uyuya kalmıştım. Gözlerimi ateşte yanan odunların çatırdama seslerrine ve atılan kahkahalara açtım. Çoktan gece olmuştu.

"Uyandı bizimki" dedi biri. Assen yanıma gelip:

"Nasıl oldun? Ağrıların ne durumda?" dedi ve elindeki tabağı uzatarak:

"Al bunu ye, kendine gelirsin. Kemiklere iyi gelir" diye ekledi.

Yemeği aldım ve yeme başladım. Yemek yerken bugün hiç yemek yemediğimi hatta 2 3 gündür mdeme giren yemek denelicek tek şey buydu. Elimdeki yemeği bitirip onları izlemeye başladım. Neşeli ve samimi bir ekiptiler.

Lavaboya ihtiyacım vardı ve onlardan yardım istemeden kendi başıma gidebileceğimi düşündüm sonra Assen ayağa kalkmaya çalıştığımı fark etti ve yanıma geldi. Lavabo ihtiyacım vardı ama Assen’e bu konuda çekinerek:

"Başka biri yardım edebilir mi?" dedim ve başımı öne eğdim.

Anlamış olacak ki Obby diye birini çağırdı. Obby, ekibin en yaşlısı gibi duruyordu 40'larına yaklaşmış, sessiz sakin ve ciddi birisine benziyordu. yüzünde hiç mimik değişmeyen sakin birkişiliği vardı. 1.70 boylarında iri ve kaslı birisiydi. Gözleri koyu kahverengi ve esmer birisiydi.

Obby koluma girerek ateşin ışığının ulaşmadığı karanlık bir noktaya götürdü. Ağaca tutunmama yardım etti ve ardından arkasını dönerek;

"Bitirdiğinde seslen," dedi.

Sen oradayken nasıl rahat olabilirim ki diye düşünmekten kendimi alıkoyamadım.

Bir süre sonra çağırdım. Tekrar koluma girip beni ateşin başına götürdü.

Kendi aralarındaki sohbetlerini dinliyordum. Gülüşler kahkalar arasında neşelerini izliyordum. Belli ki çok uzun süredir beraberler samimiyetleriniden bunu çıkarabiliyordum. Anıları tamamını anlatmadan sadece bir kaç kelime ile tarif edip renkleri değişinceye kadar kahkaha atacak kadar eğleniyorlardı. O sırada o kadar gülüşün arkasından gelen sessizlik sonrasında liderler gözlerime baktı ve;

"Anlat bakalım delikanlı. Neden bu haldesin? Nereden geldin? Adın ne? Ailen var mı? Varsa nerede? İnan ki hepimiz merak ediyoruz," dedi ve arkadaşlarına dönerek onay beklercesine baktı.

Herkes gözlerini bana dikmiş bakıyordu. O anda tek düşündüğüm, aileme ne olduğunu bilmememdi. Aslında biliyordum ama kabullenemiyordum. Onları terk ettiğimden bahsedersem korkak olduğumu düşüneceklerdi. Buraya kadar kaçtığımı söylersem güvenilmez biri olduğuma ikna olacaklardı. Bu düşünceler arasında gözlerim dolmuştu. Lider bunu fark etti ve:

"Benim anladığım kadarıyla cesur ve korkusuz birisin. Yani şu domuzu bu şekilde tuzak kurup ve tereddüt etmeden öldürmek herkesin harcı değil," dedi. Arkadaşlarına dönüp ekledi;

"Burada kimse senin yaşlarındayken böyle bir şeye cesaret edemezdi."

Sanırım beni motive etmeye çalışıyordu ve bu işe yarıyordu. O an düşündüğüm şey, iyi insanlara denk geldiğimdi.

Tam o anda çalıların arasından bir hışırtı duyuldu. Herkes aniden ayağa kalkıp silahlarına davrandı. Lider;

"Dikkatli olun ateşe ve kokuya her şey gelmiş olabilir." diyip kılıcı sımsıkı kavradıktan sonra çalıya doğrusu;

"Heyyy çık dışarı her kimsen!" diye bağırdı ve,

O anda çalıların arasından Linn titreyerek çıktı.

Onu görür görmez heyecandan acılarımı unuttum ve:

"Linn!" diye sevinçle ayağa kalktım. Ancak ağrılarıma dayanamayarak yere yığıldım.

Bölüm sonu

3 yorum