Sabah gözlerimi sarayda bana verilen oda da açmıştım. Dün daha adını bilmediğim maskeli adam bana göstermişti yolu. Aslında ben ona yolu göstermesini söylememiştim. O yürümüştü bende sessizce onu takip etmiştim. Saraya yakın bir yolda da sesini çıkarmadan gözden kaybolmuştu. Bu adam kimdi ve amacı neydi bilmiyorum ama bana zorluk çıkaracak gibi duruyordu. Ama bir zorlukla karşı karşıya olduğunu bilmiyordu.
"Nora, son kez bardakları temiz mi diye edebilir misin?"
Akşam olmak üzereydi ve balo saati yaklaşıyordu. Ben dahil bütün hizmetkârlar koca sarayın içinde dört dönüyorduk.
"Elbette," diye seslendikten sonra masanın tozunu almayı bırakıp bardaklara yöneldim. Sabahtan beri çok bitkin hissediyordum. Acaba beni saraya hizmetkâr diye sokmasa mıydık? Çünkü Laura ve emirleri bitmek bilmiyordu!
Bardaklarda gördüğüm bir iki lekeyi sildikten sonra yarım bıraktığım işime yöneldim. Duyduğuma göre maskeli balo olacaktı. O yaratıkların içinde olmak... Tanrım, korkunçtu.
Kimin ne yaptığı belli olmayacaktı, zaten bir maske ile ilgili kötü anılarım vardı. Lanet olası adam.
"Kral Hector geliyor!"
Duyduğum isim karşısında sertçe yutkundum. Elimde ki bezle donup kalmıştım. Herkesin sıraya dizilip saygı duruşuna geçtiğini görünce bende üzerimde ki şoku çaktırmadan onlarla beraber sıraya durdum. Laura baş yardımcı olduğu için elleri önünde kralın önünde durarak, "Buyrun kralım," dedi.
Yıllardır onu görmemiştim. Saçları beyazlaşmıştı ama hala dinç duruyordu. Başında ki taçtan ödün vermiyordu. Duruşu dik ve sert bakıyordu. Elleri mücevher doluydu. Ben orada sefillikle mücadele ederken babam olacak adam mücevherlerin içinde yüzüyordu.
Kral Laura'yı es geçti ve her birimizin yüzüne teker teker baktı. Sert bakan gözleri beni bulunca durdu. Yüzüne hiç bakmadım. Biliyordum, bakarsam bakışlarımla onu yok edeceğimi. Ellerim, arkada yumruk bile olmuştu.
"Daha önce karşılaştık mı?" Beni tanıyacağından korkup sertçe yutkundum. Doğru, niye korkuyordum? Beni tanımazdı ki.
"Yüzüme bak!" Hâlâ yüzüne bakmadığım için eğen başımı saraya inleten bağırtısı ile kaldırdım. Ben ile beraber herkes korkmuştu. Korku ile yüzüne baktım ama gram korku oluşmadı, çünkü içimde ki intikam ateşi korkumdan büyüktü.
"Senle konuşurken yüzüme bakacaksın!" Sert bağırtısına hızla başımı salladım.
Durdu ve sert bakan gözlerini benden çevirdi. Tanımamıştı. Tam da tahmin ettiğim gibi.
"Bugün harika geçmesini istiyorum, en ufak bir sorunla karşılaşmak istemiyorum. Küçük prenseslerimi üzecek tek bir şey olursa bunu çok büyük ödersiniz," diye bize uyarısını yaptı. Küçük prensesler mi? Onlar bende bir iki yaş küçüktü sadece!
"Kralımız ne derse o olur!" diye herkes bağırdığında kral gururla gülümsedi. Dudaklarını okuduğum kadarıyla, "Güzel," dediğini anlamıştım. Merak etme Hector Ryan, yakında gülecek bir suratın ve itibarın kalmayacak. Hepsini başına yıkıp orada seni öldüreceğim. Sana koca bir enkaz yaratacağım.
Kral çıkıp gittiğinde herkes yarım kalan işlerime geri döndü. Karanlık çökmüş ve balo saatine çok az kalmıştı. Benim işim bitmişti. Son şeylere bakmak için mutfağa gittiğimde dün tanıştığım Jessica ile karşılaştım. Kendisi mutfaktan sorumluydu ve harika iş çıkarmıştı. Mükemmel organize etmişti her şeyi.
Jessica beni görüp gülümsedi.
"Hoş geldin, Nora. Bir şey mi eksik yoksa," diye sordu elinde ki tabağı diğer tabakların arasına dikkatlice bırakarak.
"Hayır," dedim gülümseyerek.
"Yalnızca yardıma ihtiyacın var mı diye sormaya geldim," dediğimde gülümsedi.
"Hayır yok." İşini bitirip bana döndü.
"Kral hep böyle sert midir?" diye asıl sormak istediğimi sordum.
Kollarını birbirine doladı ve dikleşti.
"On senedir buradayım ve evet tanıdığım kadarıyla hep böyle," diyince şaşırmadım. Gaddar adam. Ben küçükkende böyleydi.
"Ama kızlarının, oğullarının ve karısının yanında hiç böyle değil, " dediğinde tek kaşımı kaldırdım.
"Nasıl?"
"Orada çok mutlu ve huzurlu, sanki iki kişiyi oynuyor gibi duruyor," kafasını iki yana salladı.
"Bugün en mutlu günü, her neyse bunları konuşarak canımızı sıkmayalım. Yorucu uzun bir gece bizi bekliyor," dedi ve gülümseyerek omuzumu sıvazlayıp gitti. Bugünü ona zehir edecektim. Bugün onun en mutlu günü değil en unutulmaz günü olacaktı.
Diğer çalışanlara gözükmeden odama çıktım. Balo saati gelmiş herkes aşağıdaydı. Dolabımı açıp baktım ve elbiseye dair bir şey bulamayınca gizlice prenseslerin odasına gitmeye karar verdim. Kimseye yakalanmadan paramak ucumda yürüdüm. Az kalsın bir çalışan beni yakalayacaktı ama hemen boş bir alana geçip saklandım. Ucuz kurtulmuştum. Hemen odaya geçtim. Oda devasa büyüklükteydi ve akla gelecek bütün oda süsleri vardı. Yatağın boyutuna bir şey demek bile istemiyordum. Demek ben soğuk mermerler de yatarken sen kızlarını yumuşak yatakta yatırıyordun baba. Dolaba yönelip hemen bir elbise aldım. Elbise maviydi ve gri işlemeleriyle güzel duruyordu. Odama nasıl geçtiğimi bilememiştim. Hemen giydim ve saçlarımı yarım bir şekilde topuz yaptım. Tek yapmam gereken bir tane maske bulmaktı. Odamda birbirine bağladığım kumaşları pencereden sarkıttım ama bu lanet elbise yüzünden çok zor inmiştim. Elbisemi sirkeleyerek toparlandım ve dışarda maskeli bir kişiyi gözüme kestirdim. Bir adam içkisini yudumlarken birisiyle konuşuyordu. Tek yapmam gereken adamı tek başıma yakalamaktı. En sonunda diğer adam gitti ve maskesini alacağım adam tek başına kaldı. Buz gibi havayı içine çekti. Bu son çekişindi dostum. Tam saklandığım yerden çıkıp adamın boynunu kırıp öldürdükten sonra maskesini alacaktım ki daha yerimden bir iki adım ilerledikten sonra birisi sertçe kolumdan tuttu ve yüzüme bir maske taktı. Ben şaşkınlıktan küçük dilimi yutmak üzerydim ki beni kolumdan tutup koluna geçirdikten sonra saraya geçirdi. Bu hareketi sanki onunla beraber baloya katılmışım izlenimi veriyordu. Ama gerçekler o kadar basit değildi. Kimin olduğuna baktım.
Evet, o. Yine o maske bozuntusu adam.
"Sen... Bunu neden yaptın?" diye sordum yüzüne şaşkınca bakarak. O bana bakmadı ve ileriye bakmaya devam etti.
"Az önce sırf bir maske için masum bir canı alacaktın , azrail'in kızı."
Ben hâlâ ona şaşkınlıkla bakmaya devam ederken durdu. Kolum hâlâ koluyla iç içeydi. Bana baktı.
"Kurallar prenses, masum olduğu sürece kimseyi öldüremezsin." Sinirle dişlerimi sıktım.
"Kuralların canı cehenneme. Ben istersem ne olursa olsun onu alırım, bayım." Yüzüme baktı ve bir şey demedi. Bir müzik çalmaya başladı. Herkes dansa kalktı. Kadınların elbiseleri dans ettikçe havalanıyor ve ortama mükemmel bir görüntü sağlıyordu. İkiz prenseslerin kim olduğunu babamı fark edince ettim. Birisinin saçları kızıl birisinin ise kahverengiydi. İkizlikle hiç bir alakaları yoktu ve misafirlerle gülerek sohbet ediyorlardı. Az önce ki bana bağıran babamdan eser yoktu. Mutlu bir baba görüyordum. Kızlarının saçlarını okşuyor ve onlarla sohbet ediyordu. Kızları güldükçe o da gülüyordu. Bana cehennemi yaşatan babam bu kızlarına cenneti yaşatıyordu. Bana işkence etmek için ellerini kaldıran babam o kızların saçlarını okaşamak için kaldırıyordu. Onlara baktıkça sinirle göğsüm inip kalkıyordu. Ellerim yumruk olmuştu ve büyük ihtimalle avcumu kanatıyordum. Birden yumuruk olan ellerime birisinin dokunduğunu hissettim. Kimin dokunduğunu görünce yumruklarım yumuşadı. Ona nasıl hitap edeceğimide bilmiyordum. Maskeli adam mı demeliydim? Avcuma baktı tırnak izi olan ellerime baktı. Hâlâ kanıyordu.
"İçinde ki acıyı öldürmedikçe başkalarını öldürmeye devam edeceksin, prenses," dediğinde bozguna uğradım. Bir beyaz mendil çıkardı ve elimde ki kanı sildi. Mendili atmak yerine tekrar cebine koydu ve önümde eğilerek bana elini uzattı.
"Bu dansı bana lütfeder misiniz prenses?" Bir süre eline baktım. Buraya dans etmeye gelmemiştim ama bir dansa da hayır diyecek durumda değildim. Sakinleşmezsem bugün burada ölü çıkabilirdi.
Eğilerek teklifini kabul ettim ve siyah eldivenli elleri ile beyaz eldivenim buluştu. İyi ki yavaş klasik bir müzik çalıyordu yoksa o hızlı, hareketli dansları yapabileceğimi sanmıyordum.
"Sen buraya niye geldin?" Diye sordum kulağına doğru.
"Maske benim uzmanlık alanım biliyorsun," dediğinde gülerek göz devirdim. Evet öyleydi.
"Sana ne diye hitap etmeliyim? En önemlisi yüzünü neden göstermiyorsun?" Son soruda gerildiğini hissettim. Kulağıma eğilip,
"Yüzümde görmek istemeyeceğin şeyler var prenses," dedi. Kaskatı kesilmiştim. Yüzü yaralı mıydı?
"Bana, Victor de. Adımı senden saklayacak değilim." Victor... Victor.... Bana bu isim neden bu kadar tanıdık geliyordu.
"Ve ayrıca burada bir katliam çıkacaksa bunu ben yaparım sadece prenses," dediğinde alayla güldüm.
"Elinden geleni ardına koyma, Victor," dediğimde beni kendi etrafımda döndürerek göğsüne yapıştırdı.
"Elimden gelenleri tahmin bile etmek istemezsin," dedi kulağıma doğru ve beni göğsunden çekip uzaklaştırdı. Tekrar eski dans edişimize döndük ama iki eli de belimdeydi. Benimde iki elimde geniş omuzlarında.
"Ne demek bu?" diye sorduğumda cevap vermedi ve o sırada zaten müzik durdu. Herkes eğlenceli müziğe geçip eğlenmeye başladı.
Victor ile yeterince zaman kaybetmiştim. Sakinleşmek için ettiğim dans daha da sinirimi bozmuştu. Artık intikamın ufak bir kısmını almanın vaktiydi.
Tam haraket edecekken birisi müziği bastıracak şekilde hiddetle bağırdı.
"Emma nefes alamıyor yardım edin!" Herkes sesin geldiği yöne baktı, bende şaşkınlıkla Victora baktım. Ancak onun gözlerinde hiç bir şaşkınlık yoktu. Bir süre sonr
a bir ses yükseldi.
"Prenses, Emma Ryan öldü."