Sabah kalktığımda burnuma çok güzel kokular geliyordu. Koşarak aşağı indiğimde Tunç’u karşımda görmeyi beklemiyordum. Gülümseyerek ağzıma krep tıktı. Annem ve Tunç’un anneside bizim gibi bebeklikten arkadaştı. Bu sayede bu kadar yakındık.’’İlayda yüzünü yıka şeytan yalamış heryerini’’ ne dediğini anlamadığım için aynaya baktım. Gerçektende yüzümün hali berbattı. ‘’Annem yine konuşturmuş sanırım’’ lavaboya yürürken konuşuyorduk. Birşeyler yapacağını anladığım için Tunç’u uyardım.lavaboya girip yüzümü yıkadım ve havluyu uzatmasını istedim. Bir anda gözlerim yanmaya başladı. ‘’Sabunu unutmuştun bende sabunla istedim İloş’’ diyerek sırıtıyordu. Yüzümü yıkayıp havluyu kafasına fırlattım. Koşup annemin arkasından sarıldım. Krep yetmez gibi birdempişi yapmıştı. Sofra yine asla bitiremeyeceğimiz kadar doluydu.Tunç arkamdan telefonumla gelirken telefonumun neden onda olduğunu sorguluyordum. Tunç konuşmaya başladı. ’’Seni biri aradı İlayda ama ismi hiç kız ismine benzemiyor, seside.’’ Telefonu almaya çalışsamda yukarı kaldırdı ve almama izin vermedi. ‘’Kim o onu söyle bari Tunç.’’ Telefonu bana verdi ve 3 kelime söyledi. ‘Demir Deniz Dinçer’ yüzsüzlüğün boyut açan adamı. Hızla mesaj yazmaya başladım.
-Aramak nedir ya, ruh hastası yüzsüz.
Telefonu kapatıp masaya bıraktım ve annem kim diye soran gözlerini bana çevirdi.’’Anne dünki anlattığım adam işte. Takıntılı sapığım.’’ Tunç ağzına bireyler tıkmaya başlamıştı bile. Hepimiz masaya oturup birşeyler yiyorduk. Annem hala babamın ölümü yüzünden çökmüş haldeydi. ‘’Tunç bugün benle Avm’ye gelirsin değil mi?’’ Durdu, tabiiki gelirim yanıtını alıp yemeye devam ederken telefonum tekrar çalmaya başladı. Telefonumu alıcakken Tunç aldı,bakıp sonra telefonu bana uzattı. ‘’Elvin’miş’’ dedi anneme doğru. Telefonu açtığımda yine ağlıyordu. ‘’Evin sakinleş bir güzelim. Ne oldu? Sakince anlat.’’ Bir anda bağırdı.’’Mami ayrıldı benden.’’ Dün demiştim bak kızım üzer bu çocuk seni yapma diye. ‘’Ben demedimmi. Hayır söyle dün dedim sana. Ah kızım ah. Gurur murur kalmadı sayende.Ağlamada ne yapıcağını düşün azıcık. Ağlarsan döverim’’ ağlamaya devam ediyordu konuşmanın böyle süreceğini anlayınca telefonu hoparlöre alıp yemek yemeye devam ettim. Tam 2 saat 51 dakika ağladı. En son ben seni sonra ararım diyerek kapattı. Demir yine mesajlar atıyordu.
Kimden:Demir Deniz Dinçer
-Kimdi o çocuk?
-Birşey sordum.
-O çocuk kimdi İlayda?
Taciz etmek bu demekti herhalde
Kime:Demir Deniz Dinçer
-Seni ilgilendirmeyen konular Demir bey. Başka ilgilendiğiniz birşey yokmuda bana sardınız böyle. (Görüldü)
Her mesajıma anında bakıyordu ve ben olabildiğince geç bakıyordum. Genetiğim buydu. Yazmasını beklemeden telefonumu kapattım ve sıcak bir duşa girdim. Zihnimi tamamen boşaltmam gerekiyordu. Şampuanımın bittiğini fark ettiğimde oflaya oflaya havluyla odama çıktım. Geri indiğimde gözlerim şok içinde açıldı ve banyoya koştum. Hayır halisülasyondu. Mesajlara bakmadığım için halisülasyon görüyordum. Duşa girip yıkanmaya başladım. Annem kapıyı tıklatıp ‘’Misafirin var hızlı çık’’ dedi. Nerden biliyordu. Nerden bilebilirdi. Hızlıca işimi bitirip odama çıktım. Avm’ye gideceğimiz için şık ve sportif giyindim. Aşağı inmeden telefonumu açtım ve artık gerçekten şok vaktiydi.
Kimden:Demir Deniz Dinçer
-Hakkında senden çok şey biliyorum İlayda. İnan bana çok şey. Evini biliyorum. Numaranı biliyorum.
-Hatta istersen birlikte girip bakalım o çocuk kimmiş. Ne dersin su perisi.
-İyi sen istedin.
Hayaldi değilmi. Kafamda kurdum ben bunları. Hiç gelmedi buraya değilmi. Aşağı inerken çok tedirgindim. Nasıl bilebilirdi bunları. Kimden öğrenebilirdi. Aşağı indiğimde beyaz gömleği ve mavi pantolonuyla karşıladı beni. Tam karşımdaydı Demir Deniz Dinçer. Deniz kadar mavi gözleri beni incelerken konuşmaya başladı ‘’Nereye gidiyorsun, bırakayım.’’ Hayır cevabı istemiyor gibiydi ama ben tabiiki ‘’Tunç ile gideceğim Demir’’ diye cevap verdi. ‘’Zorla götüreceğim seçeneklerde var İlayda.’’ Kastettiği şeyi az çok anlamıştım ama Tunç ile gidecektim. ‘’Neden gelmiştin’’ diye sorduğumda artık sabrı taşmıştı sanırım. Annemin yanına gidip birşeyler konuştu geri döndüğünde ise omzuna çuval gibi attı ve anneme teşekkür etti. Sırf annem izin verdiği için susuyordum yoksa yüzü kıpkırmızı gezerdi. Arabaya oturduğumda kavgaya hazırlanıyordum. Yanıma oturduğu an konuşmaya başladım. ‘’Senin ne haddine beni kucağına almak. İyimisin sen ya. Evime çat kapı giriyorsun. Evimin yerini nerden biliyorsun. Numaramı nerden biliyorsun. Ne tür bir sapıksın sen. İsmimin anlamı neden ezberinde. Daha çok ne biliyorsun.’’ Yaklaşıp arkamdan kemerimi aldı ve kemerimi bağladı. ‘’Gerçekten ne susmaz kızmışsın su perisi. O zaman başlıyorum. Seni kucağıma almadım omzuma aldım. Evet teşekkür ederim iyiyim. Evine çat kapı girmedim senden cevap istedim yazmadın. Evinin yerini ve numaranı nerden bildiğim bende kalsın. Ayrıca sapık değilim. Bildiğim şeylerde çok değil. Mesela bitter çikolata sevmezsin daha çok beyaz çikolata seversin. En sevdiğin çiçek papatyalar. Çikolata değil meyveli pasta tercihindir. Muz ve greyfurt hiç sevmezsin. Polene ve çileğe alerjin var. En büyük hayalin dünya turu yapmak. 2 çocuğun olsun istiyorsun. Bir kız bir erkek. En sevdiğin şarkı kan ve gül ama Kıraç’tan. Daha varda boşver.’’ Hayatınızda bir şok anı olur ya. İşte tam olarak onu yaşadım. Sessizliği bozmak için açtığım radyoda kan ve gül çalmaya başladı. Beni gerçekten tanıyordu benim kendimi tanımadığım kadar. Ankara’da bugün hava 24 dereceydi ama esiyordu. Ben hala duyduklarımın şokundaydım. Avm otoparkına girip park ettikten sonra kapımı açtı fakat ben hala şok içindeydim. Kemerimi çıkarıp arabadan indim. ‘’İlayda iyimisin’’ beklemiyordum. Hiç beklemiyordum. ‘’Kimsin sen Demir’’
Herseye ay yakışmamış bu kötü daha iyisi yokmu diyor. ‘’Demir gerçekten salakmısın. Ne güzel oldu işte’’ hiçbirşeyim beğenmezdi bir insan ya. ‘’Yakışmadı İlayda, pardon ama götün gözüküyor o şortla’’ niye bakıyorsunki o zaman sapık diyorum işte ben. Kabine dönüp asıl kıyafetlerimi giydim. Çıktığımda 9 paket dolusu kıyafetim vardı. ‘’Demir taşıyabilicekmisin o kadarını, maalesef kasın varmı yokmu bilmiyorum.’’ Öyle bir baktıki, sanki ciddimisin sen der gibi. ‘’İstersen senide kucağıma alayım.’’ Dil çıkarıp mağazadan çıktım. Bütün paketleri tek eline toplamıştı ve beni ensemden tutup yönlendirmeye başladı. ‘’Şimdi otoparka iniyoruz İlayda Tekin ve sesini çıkartmıyorsun’’ sinirle döndüm ‘’Bağırırsam, ne yaparsın.’’ Bunu demele yeniden çuval olmam bir oldu. Gerçekten annem için susuyordum. ‘’DEMİRRR KOZMETİK MAĞAZASI NE OLURRR’’ oflayarak yere bıraktı beni. Koşarak ilk bulduğum mağazaya girdim. Allık bakarken yanıma bir çalışan gelip yardım etti. Yaka kartında Açelya yazdığını gördüm. Açelya bir anda bana döndü. ‘’Özür dilerim ama bilmek istiyorum, 20 Eylül 2022’yi hatırlıyormusunuz’’ sorusu üzerine düşünmeye başladım. 20 Eylül Elvin’in doğum günü. Başka ne olabilirdi. Gerçekten hatırlamıyordum. Galerimi açıp fotoğraflara girdim. İlk fotoğrafım 22 Eylül 2022’de çekilmişti bu telefonda. ‘’Hayır, hatırlamıyorum’’ dedim. Açelya numaramı istedi ve verdim 9.600 TLlik alışverişimide Demir’e ödettikten sonra otoparka indik. ‘’Demir doğruyu söyle nerden öğrendin bu kadarını.’’ Sustu cevap vermedi. ‘’Bin arabaya hadi İlyada’’ geçiştirdi beni. Sinirim bozulsada belli etmemeye çalışıyordum. Arabaya binip kulaklığımı taktım. ‘Ağlama ben ağlarım’ açıp geri yaslandım. Demir kulaklığımın tekini alıp büyük ihtimal kendine takmıştı. ‘’İlayda seni annenin evinemi bırakayım kendi evinemi.’’ Kendi evim diye yanıt verip yatmaya devam ettim. Eve varıp eşyalarımı yukarı çıkardık. Demir’i uğurlayıp Tunç’un evine yürümeye başladım. Bende olan anahtarla eve girdim. ‘’Tunç ben geldimmmm’’ diye seslendim. Salona girdiğimde donup kaldım ve çığlığı bastım. Tunç’un karnında bir bıçak vardı ve etrafı kandı.