Salondaki sessizlik, yerdeki korumanın acı dolu iniltisiyle bölündü. Masadaki yaşlı kurtlar, önlerinde yayılarak oturan yirmi iki yaşındaki kıza bakarken ilk kez bir belirsizliğin pençesine düşmüştü. Alya’nın bacak bacak üstüne atışındaki o umursamaz rahatlık, salondaki ağır silahlı adamların varlığını tamamen hiçe sayıyordu.
Vecdi Sancak’ın yüzündeki alaycı ifade yerini kaskatı bir öfkeye bıraktı. Masaya iki elini birden dayayarak öne doğru eğildi, gözlerini Alya’nın ağzında çevirdiği lolipoptan ayırmadan tıslar gibi konuştu.
"Bileğin kuvvetli olabilir küçük Karadağ," dedi Vecdi, damarları şakaklarında belirginleşirken. "Ama sokak dövüşüyle koca bir şehri yönetemezsin. Babanın gölgesi çekildi. Karadağ ailesinin sevkiyat rotaları, liman anlaşmaları ve kasadaki paylar... Bunları o elindeki oyuncak yayla mı koruyacaksın?"
Alya lolipopu dişlerinin arasına sıkıştırıp başını hafifçe yana yatırdı. Gözlerinde ne bir korku ne de tereddüt vardı; aksine bir kedinin avıyla oynamadan önceki o vahşi ışıltısı parlıyordu.
"Limanlar da rotalar da babamın kanıyla kuruldu, Vecdi," dedi Alya, tane tane ve buz gibi bir sesle. "Kimse o rotalardan tek bir kuruş çalmaya kalkmasın. Çünkü ben babam gibi masada oturup pazarlık yapmam. Çizgiyi aşanın kalbine oku saplar, sonra da cesedini konseyin kapısına asarım."
Masadaki diğer üyeler tedirgin bakışlarla birbirlerini süzdü. Hiçbiri Cihan Karadağ’ın kızının bu kadar pervasız olacağını tahmin etmemişti. Alya oturduğu deri koltuktan aniden ayağa kalktı; adımları o kadar sessiz ve hafifti ki sanki zemine hiç basmıyordu. Masanın etrafında yavaşça dönerek Vecdi’nin tam arkasında durdu.
Vecdi dönüp bakmaya yeltendiği anda Alya elini adamın omzuna koydu. Dokunuşu hafif görünse de parmaklarının arasındaki baskı, adamın kaslarını kilitler nitelikteydi.
"Bana bak Vecdi," diye fısıldadı kulağına doğru, ağzındaki vişne kokusu adamın puro dumanını bastırarak. "Babama kurulan pusunun kokusu buralardan geliyor. O kokunun kaynağını bulduğumda, kimsenin yaşına başına ya da masadaki yerine bakmam. Şimdi herkes işine baksın, yoksa bir sonraki toplantıyı morgda yaparız."
Alya arkasını dönüp kapıya doğru yürürken Rıza da hemen ardından adım attı. Kapının eşiğinden çıkmadan önce son bir kez durup masaya döndü ve ağzındaki çubuğu işaret parmağıyla hafifçe çevirdi. Masadakiler tek bir kelime bile edemeden arkasından sadece kapının sert kapanma sesini dinledi.
Alya konaktan çıkıp geceye adım attığı anda cebindeki telefon titredi. Arayan Meltem’di; ekranda beliren bildirim şehri sarsacak yeni bir avın ve peşlerine takılan kuralcı bir polisin ilk ayak seslerini taşıyordu.
