İçeriğe geç

Son Hedef

Bölüm 16 · 2 dk okuma

Son Hedef

Bölüm 16

Bölüm 16

Emniyet müdürlüğünün cinayet büro katında gecenin sessizliği sadece kahve makinesinin homurtusuyla bozuluyordu. Başkomiser Baran Tekin, masasının üzerine yaydığı delilleri tek tek inceliyordu: Torpido gözünden çıkardığı vişne kokulu plastik lolipop çubuğu, olay yerinden söktüğü siyah karbon ok ve Cevat Kara’nın kapatılan dosyasının fotokopisi. Parmaklarını şakaklarına bastırıp derin bir nefes verdi. Şehirde kadınlara şiddet uygulayıp cezasız kalan adamların peşine düşen bu çılgın kız, sıradan bir kanun kaçağı değildi. Sistemi hiçe sayıyor, aynı zamanda mafya masasının tepesine oturup kendi adaletini dağıtıyordu. Baran masadaki oka dokunurken aklındaki soru sabitti: Onu içeri mi tıkmalıydı, yoksa şehre getirdiği bu vahşi dengenin peşinden mi gitmeliydi?

Aynı saatlerde güvenli evin banyosunda lavabonun kenarı açılmış boya tüpleriyle doluydu. Alya, aynanın karşısında arkasına yaslanmış, ağzındaki vişneli lolipopun çubuğunu parmaklarıyla çevirerek gülüyordu. Meltem ise elinde fırçayla Alya’nın meşhur pembe saç tutamlarına kömür karası boyayı sürerken başını iki yana sallıyordu.

"Bana saklanmak için boyatmadığını biliyorum Alya," dedi Meltem, kaşlarını çatarak. "Yine o komiserin aklıyla oynamak için yapıyorsun bunu, değil mi?"

"Saklanmak sıkıcıdır Meltem," dedi Alya, gözlerinde kıvılcımlar çakarak. "O komiser pembe saçlı bir gölgenin peşinde olduğunu sanıyor. Ona aradığı hedefin hemen burnunun dibinde olduğunu göstermek çok daha eğlenceli. Biraz kafa karışıklığından kimseye zarar gelmez."

Meltem iç çekip fırçayı son kez gezdirdi; Alya’nın oyunlarına karşı çıkmanın imkânsız olduğunu çok iyi biliyordu.

Ertesi sabah, kentin gürültüsünden uzak ormanlık alanda serin bir sis ağaçların arasından süzülüyordu. Alya, simsiyah parlayan yeni saçlarını sıkı bir at kuyruğu yapmış, gri spor taytı, kapüşonlu ceketi ve kulağındaki kulaklıklarla toprak yolda hafif tempoda koşuyordu. Dudaklarının kenarında yine o minik vişneli lolipop çubuğu vardı; adımları ritmik ve sessizdi.

Birkaç yüz metre ötede, toprak yolun virajında sivil aracıyla bekleyen Baran, elindeki kahve kartonunu tutarken koşu yolunu gözlüyordu. Bölgenin Karadağ malikânesine yakınlığı ve eski istihbarat notları onu buraya çekmişti.

Virajı dönen siyah saçlı kızı gördüğünde Baran’ın bakışları bir anlığına dondu.

Boyu, adımlarındaki o esnek yaylanma, omzundaki hafif duruş... Her şeyiyle o gece çatıdan atlayan avcıyı andırıyordu ama aradığı o meşhur pembe saçlar yoktu; yerini kapkara, parlak tutamlar almıştı.

Alya, arabanın yanından geçerken başını bir milim bile çevirmedi; ancak tam Baran’ın hizasına geldiğinde ağzındaki lolipopu yanağına kaydırıp yüzünde belli belirsiz, alaycı bir tebessüm bıraktı. Havaya yayılan hafif vişne kokusu, Baran’ın ciğerlerine dolduğu anda komiserin gözleri kısıldı.

Baran elindeki kahveyi bırakıp arabanın kapısını açtı; Alya ise hızını hiç kesmeden ormanın derinliklerine doğru süzülmeye devam etti. İki avcının gündüz gözüyle oynadığı ilk sessiz satranç hamlesi tam da o toprak patikada başlamıştı.

Bölüm sonu

1 yorum