İçeriğe geç

Son Görev

Bölüm 2 · 11 dk okuma

Son Görev

Bölüm 2

Aile

Dora Öz/ Avcı

Yurttan girdiğimde bahçede hiç görmediğim 2 erkek ve bizimkileri gördüm. Konuşmaktan çok kavga ediyor gibilerdi. Güvenliği geçtiğimden beri herkesin gözü üzerimdeydi. Ayşe yanıma geldi ve

"Seni arıyolarmış, bizde sorduk napıcaksınız diye, lazım dediler? Tanıyor musun?"

"Hayır."

Dedim ve yanlarına gittim. Uzun boylu, simsiyah saçları ve gözleri olan bana, yanında onunla aynı boylarda olan sarışınsa etrafındakilere bakıyordu.

"Buyrun, beni arıyormuşsunuz?"

Dediğimde sarışında bana döndü.

Siyah gözleri gözlerimi buldu ve

"Dora Öz, değil mi ?" Diye sordu.

En son birşeyler yapıp yapmadığımı düşündüm. Çokta uslu durmuştum. Yine ne sorun çıktı acaba?

"Evet?"

Hayır mı deseydim acaba...

...

Çocuklar yemekhaneye inmiş, bense sadece en son ne yaptığımı düşünüyordum. Ne yapmıştımda 2 kişi peşime takılmıştı? Tam yemekhaneye giricekken belimi bir el sardı. O an aklıma gelen ilk şey Ayşe'nin "senin için gelmişler, seni alıcaklarını söylüyorlar. Yine öyle biri almasın? Şey için..." Bu sefer karşılarında o küçük savunmasız kız yoktu. Kimse beni o pis işlerine karıştıramazdı. Belimi saran eli avcuma aldım ve birden tersine döndüm. Kolu ters dönünce inleyen adama baktığımda Sabri'yi gördüm.

"nE? Sabri senin burda ne işin var, bana nasıl dokunursun ahlaksız!"

"Benim olana dokunamaz mıyım güzelim?" Diyerek piç gülüşü attı. Gülüş atmasada piçti.

"Bana bir daha dokunursan dokunduğun ellerini kırarım!"

"Kır güzelim, böyle fantezilerinin olduğunu bilmiyordum..."

"Fantezini sikeyim!"

Diyip tam bacak arasına vurucakken ayağımı tutup beni yere düşürdü. Üstüme yattığında aklıma o gece geldi. Hayır, yine kriz geçiremezdim. Ben eski Dora değilim, büyüdüm ve güçlendim. Kimse bana dokunamaz. Bu sefer yatarken ayağımı unutmuş olacakki üstümdeyken ayağımı kaldırdığım an bacak arasına vurdum. Büyük bir inleme patladı ama bu onu daha çok sinirlendirmişti. Üstümden birkaç saniyeliğine kalkınca ayağa kalktım.

"Beni öyle kolay alt ediceğini mi sandın güzelim?"

Diye sorunca o gün aynı soru bana yöneltilmişti. Güçsüzce istemeden yere yığıldım. Bunu bağımsızlığım ilan ederek üstüme çıktı. O pis ağızı tam boynuma değecektiki Aysel Abla elinde tüfekle bahçeyi bastı! Ben hiçbir şey göremesemde Sabri'den kurtulmuştum ancak aklım o geceden kurtulamamıştı. Aklıma geldikçe hala çıldırıyor gibi hissediyordum! Bana dokunmasını istemiyordum, kimse bana dokunamazdı. Benim küçük olmamı artı yönden sayarak beni kullanamazdı. Öksüzlüğümü kimse kullanamazdı. Dokunmayın! Yaklaşmayın!

"Dokunma!.."

"Yaklaşma!.."

Kalbimdeki acı artık içime sığmıyordu, dışıma taşıyordu. O Sabri denen şerefsize güçsüzlüğümü ilan etmiştim. Aysel abla gelmeseydi Sabri denen pislik bana dokunucaktı. Aklımdan çıkaramıyordum o geceyi, o masumluğumu, o çaresizliğimi. Çığlık atarken boğazım yırtılacak kadar acımıştı. O günden beri çocuk değilim ben. O günden beri güçlü olmayı öğrendim, güçlülüğümü ilan ettim. Kimse bana dokunamazdı. Ama bugün... bugün Aysel abla olmasaydı kendimi hiç affedemezdim. Vicdanımı affettiremezdim. Bana dokunsaydı Sabri'yi gerçekten öldürürdüm. Şuan karşımda olsaydı o günün hırsıyla Sabri'yi öldürürdüm. Etrafımdaki sesler yükseldi, herkes Sabri diyordu. Sabri'nin ağzına sıçayım!

Derken kalbimi ısıtan bir ses oldu. Beni korumaya gelen biri. Kalbim istemsizce ona inandı. Birşeyler diyordu ama duymuyordum. Beynim duyuyordu. Yavaş yavaş kendimi saldığımı hissettim. O an duymaya başladım.

"Bir...iki...üç..." yavaş yavaş sayıyordu ve sesi beni istemsizce rahatlatıyordu.

"Kimse yok, sadece sen... uçaktasın. Camdan dışarı bakıyorsun. Bulutları gördükçe sanki onların üstündeymiş gibi hissediyorsun, uçuyor gibi oluyorsun. A aa, havaya baksana."

İstemeden de olsa kafamı yukarı kaldırdım. Gökyüzü çok güzeldi. Sakinleştiğimi, huzurlandığımı hissettim. Devam etti.

Dört... beş... altı..."

Sesi sanki sonsuz huzur veriyordu. Kalbim onu sevmişti sanırım.

"Nereye gitmek isterdin?" Diye sordu aniden. Aklıma küçüklüğümden beri hayalim olan Kuzey Işıkları geldi.

"N... Norveç! Kuzey Işıkları."

"Kuzey ışıkları..."

Tekrar etti. Sakinleştiğimi fark ettim. İlk defa krizim 1 saat sürüp en sonunda uyuyarak krizimi unutmadım. Bu sefer birisi beni bu krizden çıkardı.

"Baksana, şurdaki bulut kuşa mı benziyor?" Sordu aniden.

"Nerdeki." Diye sordum çünkü görmüyordum.

"Şurdaki" diye söyleyince bulmaya çalıştım ama göremedim.

"Hayal gücün çok geniş, ben orada kuş göremiyorum..."

"Bende." Dedi itiraf edercesine

Konuyu değiştirmek için yaptığını fark edince dudaklarımın kıvrıldığını hissettim.

"Teşekkür ederim."

"Kendine dikkat et, küçük kız." Dedi . Ne küçük kızı aramızla en fazla 4 yaş vardır! Ayrıca kim ki bu adam? Devam etti. "Sen, bana lazımsın." Anlamıyordum, neden açık açık konuşmuyordu ki? Açıklama istiyordum sadece.

"Beni neden arıyorsunuz?" Diye soruverdim.

"Sen biraz daha iyi olunca konuşalım bunu." Dedi. Hiç içime sinmemişti, yinede kafamla onayladım. Sarışın çocuk bize doğru geldi.

Biz mi ?

NOLUYO YA BANA

Sarışın şaşkınlığını gizleyemeyerek

"Abi büyücü müsün, kızı nasıl etkisiz hale getirdin."

Bana karşı eşya gibi bahsetmeleri hoşuma gitmedi. Siyah gözlerini sarışına çevirip gözleriyle konuştu. Gözlerle anlaşıyorlardı galiba. Sarışın etkisiz hâl diyince aklıma krizdeyken ona birşey yapıp yapamadığım geldi çünkü kendi göğsümü tırmaklamıştım.

"Özür dilerim, kriz geçirirken ne yaptığımı bilmiyorum, sana zarar verdim mi?"

"Yok, sen o sırada uçakta uçuyordun." Dedi ve göz kırptı. Baştan anlamadım ama sonra bana uçak yolculuğu yaptırdığını hatırladım. Dudaklarım tekrar kıvrıldı. Galiba en çok dudak kıvırdığım gün, bugün olabilir. Birinin sana yardım etmesi böyle birşey olsa gerek. Minnet edercesine suratına baktım. Biraz dik dik baktığımı fark edince gözlerimi kaçırdım ve sonra müdüre yanıma geldi.

"Dora, iyi misin canımın içi?"

Gerçekten kriz geçirdiğim için mi böyle davranıyordu yoksa, yanımda olan 2 erkek için mi bilmiyordum ama yinede tebessüm ederek "iyiyim." dedim. Aysel abla yanıma koşar adımlarla geldi. Aysel abla yurdun herşeyidir.

"Yavrum, iyimisin, sana çok fazla dokunmadı değil mi ? Şerefsiz adam! Küçücük kıza göz dikmiş! Aralarında 8 yaş var! Senin onunla boğuştuğunu görünce güvenlikte duran tüfeği aldım."

"İyiyim, merak etme. Tam zamanında yetiştin vallahi. Biraz daha geç kalsaydın krizden gidicektim. Bir daha bir göreyim onu, olduğu yerde öldürücem!"

"Ayağına sıktım ama bir şey olmaz o şerefsize!"

"Tamam Aysel, sakin ol. Küçük çocuklar var burda sonra birbirlerine şerefsiz diyecekler, ne anlama geliyor onuda bilmiyorlar!"

Dediğinde 4 tane çocuğun birleşip "şerefsiz" ne demek diye tartışıyorlardı. Aysel abla başıma iş açmış oldu.

"Aysel güvenlikteki tüfeğide al, çocuklar artık yerini biliyo. Kavga ederler falan,alıverirler ordan. Güvenlikte nasıl güvenlikse! Çocuğumuza taciz girişiminde bulunuyor adam o sırada yemekhaneciyle flörtleşiyor! Hayır yani yaşınız başınız kaç?"

O sırada çocuklar müdürenin dediği herşeyi duymuş, flört ne demek, nasıl edilir diye konuşuyorlardı. Müdüre yanımızda olan "misafirlerimizi" unutmuş olucakki bir anda yüzü ciddileşti ve "Buğra Bey, sizde kusura bakmayın. Sizi odada bırakıp çıkıvermiş bulundum. Ama bizim için Dora çok değerli, Asiye'de öyle bir abarttıki!"

Değerli miyim?

Bugün burada olan herkes bir garip.

"Sorun değil. Birine bişey olmasını kimse istemez."

"Devam edelim mi konuşmaya , Buğra Bey?"

Birde güvenlikçiye flörtleşiyor diye kızıyor! Çocuğu olsaydı flörtleşmeye çalıştığı adamla yaşıt olurdu! Banane canım.

Adı Buğra'ymış.

"En son siz Asiye hanımı arıyordunuz, Müdüre Hanım."

Diyerek sanki birşey hatırlatmaya çalıştı

"Haa, hatırladım. Dora'cım," Dora'cım mı? Belki de yurttan ayrılacağım için bu kadar sevinçlidir! "Buğra Bey seninle konuşmak istiyordu. Odama çağırıcaktım ama malum..."

"Konuşmak?"

"Evet canım konuşmak istiyordu. Ben sizi yalnız bırakayım." arkasını dönüp tam gidicektiki

"Dora uzun zamandır dışarıya da çıkamadın, Buğra Bey işiniz yoksa kapalı ve sakin bir alanda Dora'yla konuşur musunuz. Yurdumuz hiç sakin değil bugün."

Bir şeyler mi planlıyor bu kadın?

"İsterse?"

Yurttan çıkmak için her şeyi yaparım.

"İsterim!"

"Size iyi sohbetler" diyip sırıttı yanımdan geçerken

"Buğra Beyin diyeceklerini iyi düşün, tüm hayatını değiştirebilir!"

Diye fısıladı.

Ne karıştırıyor bu kadın? Buğra Bey ne diyecek ki bana? Sırf müdüreye inat olsun diye işimin olduğunu söyleyebilirim.

"Hemen çıkalım mı?"

Üstüme baktım. Zaten daha düzgününü bulamazdım.

"Çıkalım ve sen-" durakladım, "siz bana ne söylemek istiyorsanız söyleyin."

"Ciddi olmana gerek yok. Rahat olabilirsin."

Ne olmuş olabilirde bu adam peşime takılıyor? Her ne söyleyecekse reddedeceğim. Müdürenin istediği bir şeyin doğru olduğuna inanmıyorum.

"Belkide ben böyle rahat oluyorum." Dedim umursamaz takılarak.

"Nasıl istersen."

Bu kadar iyi davranmak zorunda mıydı? Veya ben bunun altından bir şey aramak zorunda mıydım?

"Ne söyleyecekseniz söyleyin, tekliflerinize kapalıyım. Müdüreye asla güvenmiyorum ve onun desteklediği her şey bugüne kadar hayatımı kararttı.

"Ne gibi?"

"Tanımadığım birine karşı hayatımı ortaya dökecek değilim. Ayrıca sen kimsin ki? Beni nerden buldun?"

"Aile dostuyum dedim ya."

"Müdüreyi kandırabilirsin ama beni asla. Söylesene, ailem hakkında ne biliyorsun?"

"Sen doğduktan nerdeyse 12 ay sonra seni yurda verdiler. Gerisini oturduğumuz yerde anlatırım."

"Oturmak istemiyorum. Tanımadığım adamın peşine takılmış bir şekilde yürümek zaten rahatsız edici. Benimle doğru düzgün konuşucak mısınız yoksa yurda mı dönmeliyim?"

"Doğru düzgün konuşucam."

"Konuşun o zaman, heyecanla bekliyorum."

Aslına bakarsanız birazda olsun heyecanlanmıştım. Belki beni kandırıyor ama o zaman beni nerden, neden buldu? Ailemle alakası olamaz çünkü onlar öldü. Belki de abim filan vardır?

İç sesim Gerçek dünyaya dön Dora diyordu. Herhangi bir aile bireyim yaşasaydı beni bulurlardı, değil mi ?

Bulmazlardı.

Ben içimde kargaşa yaşarken alışveriş merkezinin önüne geldiğimizi fark ettim.

Kapalı alan bu muydu?..

"Burada napıcaz?"

"Eğer teklifimi kabul edersen 20 Ağustos için sana elbise bakıcaz."

"20 Ağustos mu?"

Bir şey söylemeden AVM'deki kafeye girdi.

"Birşey atıştırmak ister misin?"

"Teklifini öğrenmek isterim."

Garsonu çağırdı. Cheesecake ve kahve istedikten sonra bana döndü.

Şükür!

"Anlattıklarımı sabırla dinleyeceksin ve burdan kaçmayacaksın. Aksi taktirde anlattıklarımın yarısını duymuş olucaksın ve kafan daha çok karışacak."

Konuşmaya gerek duymadan kafamı salladım. Bitsinde kalkayım havasındaydım. Umursamıyormuş gibiydim ama anlattıklarını can kulağıyla dinleyecektim. İstemesemde ona güvenmiştim. Bana bir iyilik yapmıştı, bende karşılıksız bırakmayayım, değil mi?

"Aslında çoğu şeyi bende bilmiyorum. Her şeyi sen teklifimi kabul edersen daha kolay ve çabuk öğrenicez." Demek gereken tek şey bendim. Konu dikkatimi çekmeyi sağlamıştı.

"İlk baş gizlilik adına konuşucaklarımızın aramızda kalıcağına dağir bu kağıdı imzalaman gerekiyor." Dediğinde ters bir bakış attım.

"Prosedür." Dedi bıkkınmış gibi. Beğenmiyorsanız başka kapıya Buğra Beyciğim!

Ben kağıda bakarken kafasındakileri toplamaya çalışıyormuş gibiydi. Bu kadar ciddi mi?

Allah aşkına adamı tanımıyorum bile, her zaman ciddi olup olmadığını nerden bileyim?

Kağıtta gizlilik sözleşmesi vardı. Kalem vermesi için elimi uzattım.

"Ne?"

Ters bir bakış atıp bir elime bir sözleşmeye baktım.

"Ne yapmalıyım? İmzalamayı ret mi ediyorsun?"

Daha fazla dayanamayınca elini aldım. Sıkı avucunu açtım.

Hâlâ anlamamıştı ve ne yapacağıma bakıyordu!

Avucundan kalemi aldım. Sözleşmeye imzamı attım ve açık avucuna birkez daha kalemi verdim.

"Ne bakıyorsun, sende imzanı atsana?"

"Ha, evet."

Karşıma sağlıklı bir insan çıksa şaşarım. Beynindeki hücreleri kaslarına mı aktarmış?

Kaslarına mı baktın Dora?

Yuh!

Uzun parmaklarıyla kalemi tuttu ve güzel imzasını attı.

Ne oluyor sana? İmzasının güzel olduğuda nerden çıktı?

Acaba çift kişilikli olabilir miyim? Bir yanım hayatımda olan şeyleri övüyor, diğeri sövüyor!

"Başlıyorum. Eğer bu konuştuklarımızı herhangi birine ağzından kaçırırsan yüklü miktarda tazminat yersin. Ona göre ağzına sahip çık."

"Ne yani ben patavatsız mıyım?"

"Bilemiyeceğim."

GICIK!

"Hangi dağda kurt öldüde birinin bana ihtiyacı oldu."

"Belki senin bana ihtiyacın olucak?"

Dudakları kıvrıldı. Gülüşü güzeldi ama ilk gülüşünü tehdit yiyerek görmek istemezdim.

Nerde isterdin Dora?

"Komikmişsin de."

"Şaka yapmayı sevmem, becerememde."

"Beceremedin zaten."

"Ama komik olduğumu söyledin?"

"Soğuk espriler yapıyorsun demekki."

"Komik miymişim, komikmişim."

Yok daha fazla katlanamıyacağım. Sandalyemi hızla çektim ve tam oradan uzaklaşıcaktım ki Buğra'nın sesi yükseldi,

"Ailenin yaşadığını biliyor musun?"

Duraksadım. Bu sefer komik değildi. Şaka yapıyor gibi bir hali de yoktu. Yavaşça yüzümü ona döndüm.

"Şakalarınız soğukluktan çıktı Buğra Bey. Dondurucusunuz, tıpkı kendiniz gibi. Ama garip olan bu sefer komik değilsiniz."

"Şaka yapmayınca komik nasıl olabilirim?"

"Saçmalamayı kes! Benim ailem öldü. Videosunu bile gördüm. Ev cayır cayır yanıyordu. Canımı daha fazla kimse acıtamaz!"

"Söylesene evde yangın olduysa sen neden yanmadın?'

Bunu hiç sorgulamadım. Çünkü doğduğumdan beri yurttaydım ve annem olarak ordaki büyüklerimi biliyordum. Beni inandırmışlar mıydı? Kimse ölmedi mi? Hayır. Sadece kafamı karıştırıyor...

"Sana yangın videosu açsam ve orda yandığımı söylesem inanır mısın?"

"İnanmazsın çünkü önünde sapa sağlam duruyorum. Aileni karşına getirsem bana inanır mısın?"

"Sana inanmıyorum. Yanmamış olsalar bile umurumda değil. Sağlıklı olmaları daha iyi değil mi? İşime gelir."

"Peki niye yıllar boyunca öldükleri söylendi, niye yurda bıraktılar? Hiç merak etmiyormusun?"

"Sen pisliksin! Beni kandırmaya çalışıyorsun veya çalışmıyorsun, ama sen pisliksin! Bu bildiğin sandığın şeyleri bana karşı kullanıyorsun! Ne diyeceksin, istediğin şeyi yapmazsam ailemi mi öldürüceksin? Onlar zaten ölü! Ama sen bir pisliksin! Onlara karşı savunmasız kalan birini kullanmaya çalışıyorsun! Ölüler ya da diriler. Bir daha karşıma çıkma. Tehdit göndereyim hiç deme. Benden sana birşey çıkmaz. Denek değilim ben."

Sinirlenmiştim. Aslında içimden onun yüzünün ortasına çakmak geliyor!

N

eden çakmıyorsun? Yüzünün pürüzsüzlüğü bozulacak diye mi?

İçimden düşündüklerime daha çok sinirlendim. O sırada cheesecake geldi. Garsondan aldığım gibi Buğra denen adama geçirdim. Birşey demedi. Sadece bakıyordu.

Sinir ifadesi versene be adam!

Daha çok sinirlenmek istemedim çünkü birine zarar verirsem cezası benden çıkacaktı. Sinirle konuştum.

"4 gün sonra 18 yaşıma giriyorum ve kendime iş bulmam lazım. Müdüreyi ara ve akşam sekize kadar gelmeyeceğimi söyle. Bir daha da karşıma çıkma."

İhtiyacım olucakmış! Bak,bak? Bütün amipler beni buluyor çıldırıcam!

Cafeden çıkıcakken kolumu tuttu.

Demiyor muyum ben buna karşıma çıkma diye? Cidden hücrelerini kaslarına vermiş!

Kaslarına bakıyoruz, e iyi.

"Yeter!"

Dışımdan mı söyledim?

"Çantanı unutmuşsun."

Yaa çantamı getirmiiş

Salak iç ses!

"Tamam... Teşekkürler Buğra Bey."

"Arda Bey."diye çevirdi

E Müdüre Buğra diyordu? Umursamamış gibi çekip gitmek isterdim ama ondan kolumu almam gerekiyordu.

"Bırakıcakmısınız Arda Bey?"

Arda'da güzelmiş he♡."

Yeterr!! Bana karşı oynamaya mı geldiniz?

"İş arayacağım dedin. İş söylesem yapar mısın?"

"Ben masamdan kalktığımdan beri komik değilsiniz Arda Bey."

Arda de! Arda de!

"Ben bugün hiç şaka yapmadım Dora Hanım."

Beyciliğe karşı hanımcılık diyorsun yani?

Öpüşelim diyorum.

İç sesimin libidosu mu yüksek?

"Sizinle hiçbir konuda şakalaşmadım Dora Hanım. Gayet ciddiyim ama siz bütün gün komik olmadığımı söyleyip durdunuz. Sizin bir aileniz,işiniz olabilir. Eğer kabul ederseniz."

Ne yani evlilik teklifi edip kabul edersek aile mi olucaz?!

İÇ SES!

>

Merhaba! Finalde bizi birazcık merakta bıraktılar. Acaba Dora ne cevap verecek?

İç sesin söyledikleri Dora'nın fikrini birazcıkta olsa değiştirebilir mi?

Hepsinin cevabı bir sonraki bölümdee. PUADHAHDH

Sizi ve yazmayı seviyorum, kendinize iyi bakın ve kimsenin sizi üzmesine için vermeyin. Sonraki bölüm görüşürüz!

İg/songorevv

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.