İçeriğe geç

Son Fırsat

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Son Fırsat

Bölüm 1

Yine ve yine...

Dışarıdan içeriye süzülen güneş ışığı odanın ortasında uçuşan tozları belli ediyordu. Elimdeki kitabın sayfalarını çevirirken bile aklım başka yerlerdeydi. Diğer sayfaya geçince gözüme çarpan cümlelere bakarak düşüncelere daldım. "Bir şeyi istersen hiç düşünmeden peşine düş, çünkü eğer peşine düşmezsen tekrar fırsatın olmayabilir. Eline gelen fırsatları geri çevirme bu sana tanrının bir lütfudur." İstediğim şeyin peşine düşmem gerekiyormuş... Yani başarana kadar devam etmeliymişim... Ama ben en anlarım ki başarıdan? 5 yıl önce geldiğim bu evden onlarca kez kaçmaya çalıştım ama sonuç hep aynı hüsranla bitti yenilen hep ben oldum. Gerçi artık alışmıştım. Simli mor ayracımı sayfanın arasına terk ederek kitabı kapattım. İçime evin küflenmiş kokusunu çekerken içime yine o tanıdık huzursuzluk hissi kapladı. Köşedeki eski ama bir o kadarda etkileyici duran kitaplığıma yöneldim. Kitabı tozu yeni alınmış yerine yerleştirirken gözlerim yukarıdaki lambaya kaydı. Lambanın içindeki kırmızı ışık yanıp sönüyordu daha doğrusu kabusum yanıp sönüyordu demeliydim. Hiçbir şey olmamış gibi gözlerimi kaçırıp tekrar kitaplığıma baktım çünkü eğer bunu da fark ettiğimi anlarsa buraya gelir ve içimdeki kalan son umut kırıntısını yok ederdi. O adamı artık çok iyi tanıyordum. İnsanların duygularıyla oynamak onun için bir çocuk oyuncağıydı. O kadar iyi oynarki rolünü ruh duymaz, beden hissetmez, derinin üzerindeki tüylerin diken dikenolmasına neden olurdu. Daha fazla dikkat çekmemek için daha dün can sıkıntısından sildiğim, kitapların üzerinde olmayan tozları silkelemeye başladım. Olabildiğince rahat davranmaya çalışıyordum. Elimdeki kitabı boş olan yerine bırkarıktan sonra 5 yıl boyunca biriktirdiğim kitaplarıma baktım. Buraya her gelişinde yanına kitap getirir ve okumamı isterdi, evin içinde zaten sıkılıyor olan ben bunu reddetmiyor hatta sadece kitap için gelmesini dilediğim zamanlar bile olmuştu. Geriye çekilirken ileride eğer bir gün... Bir gün buradan çıkmayı başarırsam bu kitapları özleyeceğim geldi aklıma. Sanırım onlarıda almalıydım yanıma ama.. bu neredeyse imkansızdı kendimi bile kurtaramıyordum. Adımlarımı tuvalete doğru hızlandırdım. İçeri girdikten sonra lavabonun karşısına dikildim, ellerimle ona tutundum beni ayakta tutabilecek tek şey oymuş gibi. Başımı kaldırıp aynada kendimle yüzleştim. Sarı saçlarımı ışıltısını kaybetmiş, yıpranmıştı. En çok buna üzülüyordum çünkü bu saçlar en sevdiğim insandan kalmaydı bana. Elimle saçlarımı arkaya doğru taradıktan sonra elimi musluğa doğru götürüp musluğu kavradım. Sağa çevirip soğuk suyun akmasına vesile oldum. Hafifçe eğildim ardından ellerimi birleştirerek açtım, avuçiçime dolan suya yansıyan gözlerime baktım, bir hikaye anlatıyordu. Simsiyahtı. Hiç düşünmeden suyu yüzüme çarparak kendi nefesimi kestim. Başımı tekrar kaldırıp aynadaki yüzüme baktım. Gözlerimin altı uyuyamamaktan şişmişti, kararmıştı, umudunu kaybetmişti. Hiçbir zaman dış görünüşüme düşkün birisi olmadığım için umursamadan ışığı kapatıp tuvaletten çıktım. Bu haldeyken kafama takacağım son şey bile değildi. Şarjda takılı telefonuma doğru ilerlerken tekrar başımı kaldırıp lambadaki ışığa baktım ama bu sefer kırmızı ışık yanmıyordu kabusum sönmüştü!. İşte buda tanrının benim karşıma çıkardığı fırsatlardan bir tanesiydi. Telefonu şarjdan çekip çıkardığım gibi koşar adımlarla odama ulaştım. Kapı kolunu kavradım, kapıyı kendime doğru çekip açtım. Odaya girdiğimde beni küçük yatağım karşılıyordu. Üstünde sevgili Euria'm yatıyordu. Buda yine nereden geldiğini bilemdiğim, pusulu zihnimde çok sevdiğim birisinin bana hediye ettiği bir oyuncak bebekti. Evet sevdiğim biri diyorum çünkü görüntüler aklımda canlandıkça yüzünü göremediğim halde içimde bir kıpırtı, mutluluk hissediyordum. Oyuncağın saçları benimkiler gibi sarıydı ama onun saçları ışıltısını koruyordu benim saçım ise ışıltısını kaybedeli çok olmuştu. Bana kimin verdiğini bilmiyordum. Yüzü sisliydi hafızam gibi. Yüzünü göremiyordum, zihnimi bunun için birçok kez zorlamıştım ama nafile. Hemen yere eğilip yatağımın altındaki hazır bavuluma uzanarak çekip çıkardım. İçi hazırdı her şey istediğim gibi ilerliyordu tek yapmam gereken şey kendimi evin dışına atmamdı. Zamanım kısıtlıydı o her an burada olabilirdi bundan emindim. Ayağa kalkıp yataktaki euria'yı kollarımın arasına aldım. Bavulumu çekiştirdim, yere sürtündüğü için çıkan ses, bir başkası için rahatsız edici gelebilirdi ama benim benim umudumu doğuruyordu. Evin kapısını görünce içime yeşeren umut tohumlarına engel olamadım. Bir umut daha... bir fırsat daha... bu sefer bunu kaçıramazdım. Aylardır planlıyordum, küçük hatalar yapıp her şeyi mahvetmek istemiyordum. Bi' an bavulu bırakıp kaçmak istesemde bu düşünceden hemen vazgeçip kapıya doğru koştum. Kapıyı açıp geçmek istedim. Kapıyı açıp uçup gitmek istedim. Kapıyı açıp her şeyi geride bırakıp gitmek istedim. Yeni bir başlangıç istedim.. ama sert bir cisme çarpmamla birlikte bu tüm hayallerim yanıp kül olmuştu. Üstten bana bakan gözlerinin içi yangın halindeydi. Sönmüyordu. Söndürülemezdi. Dudaklarındaki oluşan sırıtış benim kabuslarımdaki gördüğümle aynıydı. Geriye adım atmak istedim ama elini havaya kaldırıp durmam için işaret verdi. Hareket etme girişimine bile girmiyordu çünkü itaat edeceğimi çok iyi biliyordu. Başımı eğmek istedim ama gözleri... beni tamamen esir almış durumdaydı. Sanki başımı eğdiğim an beni tanrıma kavuşturacakmış gibi bakıyordu. "Nereye gittiğini sanıyorsun?" Yüzündeki gülümseme korkunçtu. Ağlamama neden olacak kadar korkunçtu. "B-ben sadece..." Lanet olsun! Yine kekelemiştim ve ona korktuğumu belli etmiştim. Yine ona istediğini vermiştim ve elimdeki fırsatı kaçırmıştım yine ve yine... Gözleri kocaman olduktan sonra gülümsemesi daha da genişledi. Tek eliyle beni içeri itekleyince kıçımın üzerine düştüm. İnlemek zorunda kaldığım için kendime tekrar kızdım. Bavula bakarak "Ne bu? tatile mi giriyorsun?" Dedi üzerime doğru gelirken. "Bana nasıl haber vermezsin?" Sahte bir şekilde dudaklarını büktü. "Birlikte giderdik" sesindeki alaycı ton sinirimi tepeme çıkarıyordu ama sesimi bile çıkaramıyordum tam olarak Av ve avcı gibiydik. Avcının kim olduğu çok açıktı. Kollarımdaki Euria'yı sıkıca tutmaya devam ediyordum. Sırtım sert ve soğuk duvara değdiği an arkamdaki duvarı delip kaçmak istedim. Ama bu ne yazık ki imkansızdı.. Bu adam benim kabusumdu. Bu adam benim kabuslarımdaydı. Bu adam benim kabuslarımın sebebiydi.

YAZIM HATALARI VARSA KUSURA BAKMAYIN UMARIM KÖTÜ DEĞİLDİR😭🫶🏿 DENEYİMLİ DEĞİLİM SORRY🙏🏿

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.