İçeriğe geç

🌊Son Fener Bekçisi🌊

Bölüm 4 · 2 dk okuma

🌊Son Fener Bekçisi🌊

Bölüm 4

Mağaranın Derinlikleri ve Bir Uyarı

Sayfa 4: Mağaranın Derinlikleri ve Bir Uyarı ​Elara, fenerin kütüphanesinden aldığı kalın sicim ve el feneriyle gizli geçide girdi. Geçit, aşağı doğru, denizin sesinin daha boğuk duyulduğu bir tünele açılıyordu. Duvarlar, insan eliyle şekillendirilmiş, ancak zamanla deniz suyunun ve tuzun etkisiyle cilalanmış gibiydi. Yirmi metre kadar yürüdükten sonra, tünel aniden genişledi ve Elara, kendini büyük bir deniz mağarasının kenarında buldu. Mağaranın ortasından geçen gelgit suları, içeride yankılanarak korkutucu bir melodi oluşturuyordu. Mağaranın tavanı yüksek ve kubbeliydi, ancak el fenerinin ışığı, tavanın tamamına ulaşmakta zorlanıyordu. Duvarlarda, antik medeniyetlere ait olduğu anlaşılan, tuhaf figürler ve semboller oyulmuştu. Bunlar, balık tanrılarını, okyanusun öfkesini ve bir elinde ışık tutan, diğer elinde ise bir küre taşıyan gizemli bir insan figürünü tasvir ediyordu. ​Elara, diz çöktü ve ayaklarının altındaki kumlu zemini incelemeye başladı. Efsane, "Tanrının Gözyaşları"nın, sadece bahar ve sonbahar ekinokslarında, suyun en düşük seviyeye indiği anda ortaya çıktığını söylüyordu. Elara, takvimini kontrol etti. Ekinoks iki gün sonra başlıyordu. Doğru zamanda gelmişti. Heyecan, vücudunda elektrik gibi yayılıyordu. Tam o sırada, arkasından gelen bir sesle irkildi. "Git buradan, Doktor." Ezra Blackwood, tünelin girişinde, elinde eski ve ağır bir gaz lambasıyla duruyordu. Yüzü, gaz lambasının gölgesi altında sert ve tehditkâr görünüyordu. "Buraya ait değilsiniz. Aradığınız şey, bulacağınız enkazdan daha tehlikeli." Elara ayağa kalktı. "Ne aradığımı biliyorsunuz, Profesör. Bu mağaranın kapısını ilk bekçinin çizimleriyle açtım. Blackwood ailesinin sırrını da biliyorum." ​Ezra, mağaranın karanlık duvarlarına baktı. "O sır, dünyanın unutması gereken bir sırdır. Fener, sadece gemilere yol göstermez, o aynı zamanda bir mühürdür. Yüzlerce yıldır, bu fener ailesi olarak, biz burayı koruyoruz. Benim de görevim buydu. Şimdi siz geldiniz, bir tarihçinin merakıyla, bu mührü kırmaya çalışıyorsunuz. Başarısız olursanız, sadece kendinizi değil, fenerin koruduğu her şeyi tehlikeye atacaksınız." Ezra'nın sesi fısıltıdan bir kükremeye dönmüştü. Elara geri adım atmadı. "Bana neyi koruduğunuzu söyleyin. 'Deniz Tanrısının Gözyaşları' nedir?" Ezra, gaz lambasını kaldırdı ve lambanın titrek ışığı, mağaranın en derinindeki bir oyuğa vurdu. Oyuğun içinde, gelgit sularının dokunamadığı, mermer bir kaide üzerinde, pürüzsüz, kobalt mavisi bir küre duruyordu. Kürenin merkezinden hafif, hipnotize edici bir ışık yayılıyordu. "O bir eser değil, Doktor," dedi Ezra, sesi yeniden fısıltıya inerek. "O, bir cihaz. Ve ne zaman kullanıldıysa, büyük bir felaket getirdi."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.