İçeriğe geç

SON FECİ ANKARA (YARI TEXTİNG)

Bölüm 3 · 7 dk okuma

SON FECİ ANKARA (YARI TEXTİNG)

Bölüm 3

AZER

Göz bebeklerim sinirle büyürken elimde ki telefonu yere fırlatmamak için zor durdum. Kimdi bu ve benimle neden oynuyordu? Mesajları Buseye gösterdiğimde engeli açmamı, onunla konuşup amacını anlamamı, fakat hiçbir kişisel bilgimi paylaşmamam gerektiğini söylemişti. Doğru söylüyordu. Ben de bunu üzerine engeli birkaç dakika sonra açmıştım. Sınıfa girdiğimizde gülümseyip herkese günaydın dedim ve sırama oturdum. Çok ama çok şanslı bir insan olduğum için Pelinsu ve iki itici arkadaşı ile aynı sınıftaydım. Allahtan Buse ve Yağız vardı ki yalnız kalmıyordum. En arka sıraya yönelirken Buse de Yağızın yanına oturdu. İkisi sevgiliydiler ve Buse her matematik dersinde Yağızın yanında oturuyordu, çünkü Buse tam bir matematik dehasıydı. Sevgilisine yardımcı oluyordu yani. "Sen yine mi geldin maviş?" Ah, Koray. Bizim sınıfın "komiği" olarak adlandırılan fakat hiç komik olmayıp, boş konuşan o çocuk. İkimiz de birbirimize fena gıcık oluyorduk üstelik. "Maalesef, hafta içi her gün okul olduğu için," dedim bıkkın bir şekilde. Koray hızla sırasından kalkarak yanımda ki boş sandalyeye oturduğunda amacını anlamıştım, dedikodu? "Kız o sarıldığın çocuk sevgilin miydi?" şaşırmamıştım. "Çocuğu tanımıyorum Koray, düşüyordum beni tuttu bu kadar." Neden bu kadar uzatıyorlardı ki? "Ben tanıyorum ama." dediği şeye göz devirip, "Neden soruyorsun o zaman?" dedim. "O çocuk Azer Çakır, okulun popüler, Pelinin peşinden koştuğu çocuk!" Korayın heyecanla söylediklerini dinledim, popüler mi? Ben neden tanımıyordum ki, lisenin başından beri bu okuldaydım ve o çocuğu bir kez olsun görmemiştim. "İyi de, ben o çocuğu hiç görmedim ki!" isyan ederek söylediklerim Korayı güldürdü. "Onu herkes tanımaz be kızım, okula geldiği mi var sanki." Ha şimdi anladım, bu Azer bizim kırk yılda bir okula gelen belalı wattpad erkeğimizdi. "Badboy mu?" diye sordum. Koray sorduğum soruya anlam veremezken başını iki yana salladı. "Ne alaka ayol? Nereden bileyim ben git sor." "Bizim sınıftadır şimdi kesin, hep öyle olur." Eğer bizim sınıftaysa tesadüfe pes ederdim. "Zaten bizim sınıfta?" Korayın soruyla karışık verdiği cevap beni güldürdü. Ha bir de bizim sınıftaydı? "Okul başlayalı iki hafta oldu ve bu çocuk iki haftadır okula gelmedi öyle mi? Ayrıca hoca yoklama alırken onun adını niye hiç söylemiyor?" Çok mantıklı konuşuyordum be. "Babası zenginmiş öyle duydum, Bilirsin sen, sende zenginsin bir telefona bakar." Haklıydı, bu dönemde her şeyi para ile çözebiliyorlardı. Ki Koray benden daha zengindi. "Anladım." dedim konuyu kapatmak istercesine. "Kız tavlasana çocuğu, bak sen de var o marifet güzel kızsın maşallah, hem Pelin de kudurur." Bu çocuğun kaostan başka işi yok muydu ya? "Ne diyorsun Koray saçmalama, işim gücüm var benim." hızla söylediklerim yüzünün asılmasına sebep oldu ve yanımdan kalktı. Bana doğru dönerken, "İngiltere prensesiyle konuşuyorum sanki, işi gücü varmış peh." Koray dilini damağıma vura vura sırasına geri otururken ona son bir defa ters bir bakış atıp kapıya baktım. Azer sınıfa girmişti. Azerin sınıfa girişiyle Pelinin de arkasından girişi bir oldu. Pelini sevmezdim ama yine de bir erkeğin peşinden bu kadar koşması hoşuma gitmiyordu. Onu bu konu da uyarsam muhtemelen karşılıksız olmadığını söylerdi. Her neyse. Gözlerimi uzun boylu esmerden ayırırken önüme döndüm elimde ki kalem ile oynayıp oyalanmaya devam ettim. Birkaç saniye sonra Azerin karşımda dikilmesi bir oldu. Mavi renkli gözlerimi ela gözlerine sabitlerken 'ne var?' anlamında kaş göz yaptım. En sonunda, "Yanına oturabilir miyim, başka yer yokta." dedi ve sağ elini ensesine atarak kaşıdı. Birkaç metre geride olan Peline baktığımda sinirden kızardığını fark etmiştim. Tam konuşacağım an da Pelin sözümü kesti. "Benim yanım boş Azer, yanıma oturabilirsin." Pelinin cilveli bir şekilde söylediklerine göz devirdim. Azer hala bana bakarken Pelini duymazdan geldiğini anlayarak tebessüm ettim, Koray kıkırdarken yanımda ki sandalyenin üzerinde ki çantamı alarak yanıma, yere koydum. Pelinin morardığını anlarken Azere dönüp elimi uzattım, "Rana ben." Bilerek yapmıyordum, onunla tanışmak istemiştim. Elimi sıkıp "Azer ben." dedi ve karşılıklı gülümseyerek ellerimizi ayırdık. Ders bittikten sonra Koray beni lafa tutmuştu ve şu an birlikte kantine gidiyorduk. Zaten 15 dakika olan tenefüsümü onunla geçirmek istemeyerek tuvalete girmiştim. Yine Anonimden birçok mesaj gelmişti. Onu platoniğim diye kaydetmiştim. Platoniğim: Engeli kaldırdın mı Platoniğim: Kaldırmışsın Platoniğim: Rana Platoniğim: Bir takıntılı veya psikopat değilim Platoniğim: Bunu aklından at Platoniğim: Elbette günün birinde karşına çıkıcam ama şimdi değil Platoniğim: İkimiz de hazır olduğumuzda olacak bu Ben derse hemen girmeden önce yazmıştı bunu. Platoniğim: Çok güzelsin Platoniğim: Kalbim öyle bir atıyor ki Bunu da ben dersten çıktıktan sonra yazmıştı, yeni yazmıştı. Rana: bizim okuldansın Platoniğim: Evet aynı okuldayız Rana: ne zamandır tanıyorsun beni Platoniğim: 2 yıldır tanıyorum Rana: tamam Platoniğim: Birazdan kimya dersin var Platoniğim: Aynı zamanda sınavın var Rana: hassiktir Rana: sınav mı vardı Rana: nasıl ya unutmuşum Platoniğim: Şimdi sakin oluyosun ve beni dinliyorsun Rana: he Platoniğim: Sıranın altında banka sabitlenmiş bir kağıt var Platoniğim: Soruları doldurulmuş olan sınav kağıdı Platoniğim: Sınav başladığında hoca bir dakikalığına sınıftan çıkacak Platoniğim: Sen de o arada kağıtları değiştireceksin Platoniğim: Anlaştık mı? Rana: NE Rana: SEN CİDDİ MİSİN Rana: ALLAHIM NE KADAR ŞANSLIYIM Rana: SENİ VERENE KURBAN Rana: offf Rana: cidden çok teşekkür ederim çok Rana: götümü kurtardın şu an Platoniğim: Seni sınavdan düşük alıp beş tane ekstra ders almaktan kurtardım Platoniğim: Helal olsun bana Rana: her eve lazım senden bi tane Rana: biz bayağı iyi anlaşacağız seninle anonim bey Platoniğim: Öyle olacak Rana Han Hazretleri Rana: OHA RANA HAN HAZRETLERİ Rana: çok hoşuma gitti Rana: neyse hadi zil çalacak Platoniğim: hayırli işler bol kazançlar Rana: eyw cümlemize. Telefonumu kapatıp cebime atarken tuvaletten sevinçten zıplaya zıplaya çıktım. Çok şanslıydım be! Platoniğim ile çok iyi anlaşacaktık. Tuvaletin kapısında dikilen Koraya tip tip baktım. "Tuvalete mi düştün ne yapıyorsun iki saattir orada." Salak beni burada mı beklemişti? "Biriyle konuşuyordum." dediğim an gözleri büyüdü ve malum soruyu sordu. "Azerle mi!" heyecanla söyledikleri ile başımı iki yana salladım ve "Hayır arkadaşımla." deyip onu hayal kırıklığına uğrattım. Sınıfa girdiğimizde her şey umduğum gibi ilerlemişti. Platoniğim beni kandırmamıştı ve sözünü tutmuştu. Sınav benim için harika geçerken diğerleri epey zorlanmıştı. Şimdi sınavdan yüksek alıcağım için herkes beni çok zeki sanıcaktı. Ayrıca Azer'in bu ders sınıfa gelmemesi dikkatimi çekmişti ama umursamamıştım. Okul o şekilde gelip geçerken Platoniğim ile hiç konuşmamıştık. Okul bugün dolu dolu geçmişti ve çok yorulmuştum. Son ders çıkışı Buse ve Yağız ile bir saat okulda oturup sohbet ettikten sonra onları eve göndermiştim. Şimdi ise elimi yüzümü yıkamak adına lavaboya gelmiştim. Lavaboya girdiğim an biri sırtıma dokundu ve beni düşmem üzere hızla yere itti. Refleks olarak tam düşmek üzereyken sağ elim ile kapının kenarına tutundum, beni iten kişi kapıyı hızla çarparken elim araya sıkışmıştı. Ağzımdan küçük bir çığlık firar ederken hızla elimi çektim. Elimi geri çekerken daha da acıdı çünkü elimi sıkıştığı yerden çekip derimin az da olsa kesilmesine neden olmuştum. Yere oturup sakinleşmeye çalışırken elimin, daha doğrusu parmaklarımın acısından kıvranıyordum. Elim soyulmuştu, derim kalkmıştı ve çok korkunç görünüyordu. Acısından bahsetmeme gerek yoktu. Parmaklarımın kırıldığına emindim çünkü böyle bir acı olamazdı. Gözlerim dolmuştu ve kapı ise kapanmıştı. Ayağa kalkmaya çalıştım ve sol elimi kapının kulpuna atıp ayağa kalktım. Göz yaşlarım gözlerimden firar ederken kapının kilitli olduğunu fark ettim. Elim yandığı için üflüyordum. Çok kan olmasa da derim kalktığı için diri diri yandığını hissediyordum. Parmaklarımı ise hissetmiyordum bile. Asla hareket ettiremiyordum. Telefonum yanımda değildi, çantamdaydı. Çantam ise tuvalet kapısının önündeydi. Tüm öğrenciler okuldan çıkmıştı ve şu an okulda biri var mıydı bilmiyordum. Ağlamam hıçkırıklara dönüşürken sol elim ile kapıya vurup, "Kimse yok mu? Kilitli kaldım burada!" sesimin çıktığı kadar bağırmaya devam ederken yorulmuştum. Koskoca okulda beni duyan kimse yok muydu? Yaklaşık bir dakika sonra kapıya yaslı olan anlımı kaldırıp göz yaşlarımı tişörtüme sildim. En sonunda, "Kapıyı açın!" diye bağırdım avazım çıktığı kadar. "Rana!" umudum olan ses gözlerimi aralamama neden olurken hızla konuştum. "Benim, Rana ben! Kilitli kaldım burada!" kelimeleri ard arda sıralarken sevinçtem kalbim kasılıyordu. Kapının önünde ki kişinin nefes nefese kalmış sesini işitirken anahtar sesi duyuldu. Kapı açıldığında karşımda ki kişiyi görmeyi beklemiyordum. Azer Çakır. Beni gördüğü an gözleri parlayan Azer bana sarıldı. "Çok şükür iyisin." Azerin dediklerine anlam veremezken onun bana sarılması ile elimde ki acıyı çoktan unutmuştum. Pahalı parfüm kokusunu solurken geri çekildi ve iki kolumdan tutup bana baktı. "Korktun mu sen?" şefkatle sorduğu soru kaşlarımı çatmamı sağlarken, "Saçmalama." deyip elimi havaya kaldırıp ona gösterdim. Azer elimi görür görmez duraksayıp irkilirken, "Biri kapıyı üzerime kapattı, o sırada araya sıkıştı." Azerin nefes alış verişi hızlanırken sinirlendiğini anlamıştım. Dişlerini sıkarak bana bakan adama baktım. Neden bu kadar sinirlendiğini anlamıyorken bana daha da yaklaştı. "Sana bunu yapandan birlikte intikam alacağız."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.