İçeriğe geç

Son Element Oyunu -Gökyüzüyle Dans-

Bölüm 3 · 10 dk okuma

Son Element Oyunu -Gökyüzüyle Dans-

Bölüm 3

Siren

🎶Ashley Sienna-Siren

🌬

"Babam beni kurtarmış, eğer o beni Arel'in kabilesine bırakmasaymış beni öldüreceklermiş. O da annemin tahtına daha rahat konmuş hem. Benden de kurtulmuş. Bir ara hatırlatta yanına uğrayıp tahtımı geri alayım."

Yaptığım büyü sayesinde hızlı bir şekilde diğer kabilelerin olduğu yeri saptamıştım. Geleceğimi önceden haber verip tüm kabileleri bir araya topladığımdan toplu bir toplantı haline gelmişti.

Toplantımızı deniz kenarında bir masanın başında yapıyorduk. Sandalyeler eskiydi üzlerleri yosun tutmuştu. Toplantıyı kimse duymasın diye soğuk rüzgarın üstümüze üstümüze geldiği bu ıssız adada yaptığımıza emindim. Adada sadece birkaç ağaç dışında pek bir şey yoktu. Çok ağaç olmasada masayı kamufle ediyordu. Beni masanın bir ucuna Grimm'i diğer ucuna oturtmuşlardı. Grimm'in gözleri benim üzerindeydi benimki onun. Diğer kabilelerin liderlerinin gözleri ikimizin arasında mekik dokuyordu.

Grimm, siyah saçlı buğday tenli oldukça yaşlı olan Jdea Kabilesinin başındaki liderdi.

"Bu bilgiler bizi ne ilgilendirir." konuşan Grimm'di. Buradaki herkesten daha büyük bilge ve gaddardı. O yüzden toplantı genel olarak benimle onun arasındaydı. Diğer kabinlerin liderleri sadece benim fikrimi duymak için toplanmışlardı.

"Seninde istediğin bu değil mi? İntikam? Özgürce yaşamanıza izin verilmediği için yıllardır azınlık gibi etrafta dolanıyorsunuz. Babamın tahtı benim bir işime yaramaz. Krallıklarla işim bitince gökyüzüne kendi tahtımı inşa edeceğim. Ve bu dört krallığı yönetecek birilerine ihtiyacım var. Ne dersin, bu yolda benim sadık dostum olmak ister misin?"

"Ne gibi bir sadık dost?" anladığına emindim. Sadece detaylardan emin olmakta ısrarcıydı. Birkaç gib sonra Ateş Krallığını ele geçirmeye başladığımda hepsi benimle olacaktı. Yıllardır savunma ve saldırı için birbirlerine yardım ediyorlardı.

"Bilirsin işte çıkardı bir dostluk. Buradan sonra Ateş Krallığına gideceğim. Bir orduyla gitsem daha kolay olmaz mı? Bugün bana yardım edenler yarın krallıkların başında olacak olanlar."

"Ben kabulüm siz?" toplantı başladığından beri ilk defa gözlerini gözlerimden çekip diğer kabile liderlerine baktı. Hepsi birer birer başlarını salladılar. Grimm öldüğünde hepsinin tahta geçme ihtimali artacaktı. Hem hangisi daha güçlü ve zekiyse tahtı ona bırakacaktım. Grimm'in bundan haberi yoktu. Nihayetinde yaşlanmıştı. Deniz kızları ölümlülerdi.

Grimm tekrar bana dönüp yüzüne ufak bir sırıtış ekledi. Hükümdar olmak şimdiden onu cezbetmişti. By da demek oluyordu ki kabilesi yok olsada dönüş dem benimleydi. "Kabul ama önce hazırlık yapmalıyız." Başımı onaylarcasına salladım. Savaş sahasında en iyi olmalıydık. Hata yapmaya şansımız yoktu.

"İstediğiniz kadar zaman sizin olsun." Gözlerim hızlıca tüm liderlerin gözlerine değdi, tepkilerini ölçtü. Gözlerindeki derin hırs aşırı derecede belli oluyordu.

Toplantı bittiğinde herkes ayrılıp kabileletine haber vermeye gitti. Bende Judas'ı ardım. Onu bilgilendirmem gerekti. O benim bu yoldaki esas ortağımdı.

"Kabul ettiler." arar aramaz dediğim için birkaç saniye algılamasını bekledim. Öteki taraftan bir kahkaha yükselince gülmeye başladım. Görmesini ister gibi. İlk zaferimizdi. Sayılır en azından.

"İşte senden beklediğim performans." bu kadar sevineceğini düşünmemiştim. Ona savaş ruhunu aşıladığıma inanamıyordum. Hırslı bir Rena daha.

"Oradakilerde konuştun mu?" konuyu değiştirmek yerine Ateş Krallığındaki ortaklarına bahsedip bahsetmediğini sordum. Arama boyunca benim yaptıklarımdan bahsedemezdik.

"Burası da hazır durumda." sesi bana güven veriyordu. Oraya gittiğimiz saniye kazanmış sayılacaktık. Benim kalabalık ordum ve onu güçlü ordusu birleşince bitirecektik.

"Bir haftaya kalmadan oradayız." kendime itiraf emek istemesemde onu özlemiştim. Ailemden uzaktım ve onun yokluğuyla birleşince oraya dayanılmaz bir acı çıkıyordu.

"Güzel, özlemiştim seni." dediği şeyi söylerken sırıttığı belliydi. İstemsizce sırıtıp göz devirdim.

"Yılışık." havanın iyice soğumasıyla titredim. Bana inat esiyormuş gibi rüzgar daha fazla esmeye başlamıştı.

"Sen nasılsın?" konuyu değiştirmesiyle dediği şeye omuz silktim. Nasıl olduğumu ben bilmiyordum bile.

Duygularımı tam anlamıyla izah edemeyeceğimi düşünerek "Karmaşık." diyerek kısa kestim.

"Görev yüzünden mi?" başımı hayır anlamında salladık. Onu göremediği aklıma daha sonrasında geldi. Şu sıralar kafam allak bullaktı. Ateş Krallığını yok etmeden rahat etmeyecektim.

"Su Krallığındakilere söyle, onlar da hazırlansınlar." sadece sirenler ve Ateş Krallığındakiler değildi kozlarım. Babamın hükümdarlık yaptığı krallığımda sirenlerin yarısı kadar bir ordum vardı.

"Sen konuşsan daha iyi olmaz mı?" başımı yeniden hayır anlamında salladım. Yanında değil göremez. Haklısın. Ama her defasında unutuyorum. Biraz dinlensem güzel olur.

"Yoruldum." sesimdeki yorgunluğu fark ettiğine emindim. O yüzden üstelemeyi ve canımı sıkmayı ilk defa reddedip "Ben ararım." diye girişti

"Teşekkürler." diye mırıldandım. Kapatacağımı fark ettiğinde "Benim nasıl olduğumu sormadan mı kapatacaksın?" dedi. Yüzüme aniden bir gülümse belirdi. Bana çok değişik hissettiriyordu. Sesini duyduğumda güvende hissediyordum. Kan bağımız varmış, beni korurmuş gibi...

"Nasılsın?" sesim zoraki diyormuşum gibi çıksana öyle değildi. Onunla konuşmak benim yorgunluğumu alıyordu. "Özlem dolu..." dediği şeyle kocam bir kahkaha attım. "J. kimse sana yılışık olduğunu söylemiş miydi?"

Düşünüyormuş gibi bir ses çıkarttı. "Hemen hemen her gün bir siren." gözlerimi devirdim dediği şeye

"Ben deniz kızı değilim." ben bir hükümdardım. Hükümdarların alt kollarına ait değildim. Belki öyle olsak hayat daha kolay olurdu. Hayat hiç kolay olmayacak.

Umursamıyormuşçasına çıkan sesiyle "Benim için öylesin." diye mırıldandı. Konuyu değiştirmek adına

"Eram'ın haberi var mı?" diye sordum. Eram'ın bilip bilmediğini umursamıyordum aslında. O adam sıkıntılıydı. İçindeki gücü fark etse tüm ordumuzu yok edebilir. Ama o da bir yaratık ve negatifliğe yönelecek. Kaçacağına bahse girerim. "Olacak?"

"Korkuyor musun?" Cevabını bileğim halde sormuştum bu soruyu. O benim askerimdi. Benim. O asla korkmazdı. Baştan almıştı tüm riskleri.

"Neyden?" o korkmayasın rağmen bilmemezlikten gelmeyi seçmişti. Yıllar boyunca en yakınım dediği kişiye benim yüzümden yüzünü çevirecekti. En kötü zamanında onu yalnız bırakacaktı. Ve Eram onun yüzünden en yalnız hissettiği zamanı yaşasa bile.

"İhanetini affetmemesinden." belki başka bir paralel evrende şansları vardır.

"Asla." biliyordum. Benim askerim korkmazdı. Beni yarı yolda bırakmazdı. Bir ara onu en sadık yardımcım bölümüne aktarmalıydım. Benden daha çok işimize sadıktı.

Destek vermek adına "Haketti." dedim. Telefonun arkasında başını salladığına emindim. O yüzden sırttım.

O da beni tekrarlayarak "Haketti." dedi. Bu kez ben başımı salladım. Göremeyeceğini bilip hissedeceğinden emin olsam da.

"Enna nasıl?" dediğim şeyle karşıda birkaç saniye ses gelmedi. Derin bir sessizlik çökmüştü. "Kırgın." haklı olduğundan bir şey demedim. "Haklı." telefonun diğer ucundan derin bir yutkunma sesi geldi.

"Haklı olmadığını söyleyemem ama bu plan mahvedilemeyecek kadar önemli. Sen şu an daha önemlisin. Parlama vaktin geldi." son cümleyi zoraki söylemiş gibi çıkmıştı sesi.

Ortamı neşelendirmesin tel yoku konuyu unutturmak olduğundan "Ben hep parlamıyor muydum. Yoksa bana da mı yalan söyledin?" dedim dalgaya karışık. İşe yarımız olacakki telefonun diğer ucundan bir gülümseyen Judas fışkırdı.

"Asla. Onu benim hayatım için söylemiştim. Şu an söylediğim tüm evren hakkında." Ayağımın altındaki su birikintisine odaklandım. Gözlemin içi gülüyordu. Sadece kadim bir dost değildi, bunu ötesindeydi.

Onunla tanıştığım gün uzun zikzaklarla dolu hayatımın en şanslı günü olduğuna eminim. O gün dönüm noktamı yaşamıştım. "J. Seni özledim."

Konuşmamız sorasında çok fazla duygu değişimi yaşamıştık. Ve şu anda baskın olarak özlem vardı. "Yarın oradayım." başımı yeniden olumsuzsa salladım. Bu huydan vazgeçmemiz gerekiyor. Evet.

"Hayır, sadece bunu bil."

"Geleceğim. Bunu gelmem için söylediğini biliyorum. Rüyanda savaştığını görmen dileğiyle deli." telefonu yüzüme kapatmasıyla kahkaha atmam bir oldu. Telefonu yere fırlatıp "Asıl deli sensin!" diye bağırdım. Sanki duymasını istermiş gibi. Yarından sonra çok yoğun olacaktı o yüzden bugün sadece gülmek istiyordum.

🌬

Beş saat sonra ilk topsuzumuz yere tekrar çağırdı Grimm. Bu kadar hızlı haber salmalarını beklemiyordum. Saat sabahın algısıydı verenin çok uykum vardı. Toplantın yarısında uyuya kalmamak için il alıp kendime büyü yaptım. Yosun dolu bu asaya alışıp sevmeye başlamıştım.

Toplantı başladığında aralarında adlarını bilmediğim bir kız var bir erkeğin daha olduğunu fark ettim. Ama sorgulamamayı tercih ettim. Nasıl olsa açıklar diye umarak.

"Büyüyle gitmek tehlikeli, önceden saptayabilirler hem sayımız çok, bu mantıksız. Onun yerine yer altı tünellerini kullanalılım." yer altı tünelleri? Burada neler oluyordu ve bunlar neyden bahsetiyorlardı?

"Not edildi." adını dahi öğrenme nezaketine girmediğim bir kadın eliyle büyü yaparak sudan bir not defteri yaratıp ona Grimm'in dediklerini yapmaya başladı.

"Yer altı tünelleri mi var?" kendini tutamayarak merak ettiğim o soruyu sormuş bulunmuştum. Yer altı tünelleri varsa neden ban daha önce duymamıştım bile.

"Asırlar önceye dayanıyor. Farklı krallıklara aitler gizli gizli krallıklara gidip ispiyonculuk yapsın diye inşa edilmiş. İşin ironik kısmı dört krallıkta bunu uygulamış. Hiçbiri birbirinden haberdar olmadan bunu yapmışlar. Dört farklı geçit var, bazı geçit noktaları hasarlarlı bazıları kullanılamayacak kadar kötü ama en mantıklı seçenek bu. Bazı geçit yerleri birbiriyle çakılıyor. Bir gurup gönderip hangilerinin kullanılabileceğini saptayalım bugün. Yarına kadar bitsin."

"Su Krallığındanda ittifaklarım var." Grimm bana, 'bunu neden daha önce söylemedin?' der gibi bakmaya başladı. Sırıtarak "Harika. Haber ver en geç bu gece onlar yola çıksınlar. Yarına kadar burada göremek istiyorum." dedi.

"Pekala." diyerek mırıldandım. Bot defteri yaratmak yerine telefonumu çıkarıp Judas'a yazdım.

"Kaç kişi?" anlaşılan Grimm'de bugün meraklı günündeydi. "Sirenlerin yarısı kadar." savaş başlamadan bitti saymamın bir diğer nedeniydi onlar.

"Güzel. Bir diğer konu koordinasyon. Yıllardır deniz kızlarımız bu konuda eğitim alsalar da bugün itibariyle eğitimimiz üç katına çıktı. Guruplaşmayı iyi yapmamamız gerek. Büyüye yatkın sirenler geçitlerde önden harek etsinler varır varmaz krallığı koruma katmanı içine alsınlar. Geçitlerin girişlerini büyüyle kapasınlar, olduğu kadar. Su Krallığından getireceğin büyücüler onunla uğraşmak yerine bir kısmı krallıktaki önemli kişilerin kaçmasını önlesin. Onları da yakalım ki başa geçecek götü kendilerinde bulamasınlar. Diğer kısmı savunmayı geçenleri öldürmek için büyüye başvursun. Sirenlerin büyüye yatkın olmayanları önemli kişileri yakalayıp su altına götürmemize yardımcı olacak. Senin içerdeki yardımcıların gördüğü kişiyi yakacak ve kralın özel hazinesini çıkarmaya çalışıp acil durum tuşuna basmasına engel olacak. Eğer acil durum düğmesini basarsa hem başka yere ışınlanır hem korunur hem de hazine kilit altına alınır. Kralın yakınlarından biriyle ittifak kurduysan bu daha iyi bütün bunlar olurken kralın derin bir uykuya dalması işimizi daha kolaylaştırmış olur. İşimiz kolaylaşır. Kralın yardımcısı kralı krallıktan çıkarıp dış bahçeye götürüp en güvenilir sirenlerimizden olan Rat'a emanet etmeli. Onu emanet ettikten sonra krallık yanarken burası onlara kalacak. Onu ve seni öznel eğitim alanlarımızdan birine götürüp senin ne yapacaksan onu yapmana yardım edeceğiz. Sonra kralın yardımcısı Ateş Krallığının başına, ben Su Krallığının başına geçeceğiz. Sirenlerimin üçte biri sende kalacak diğer saldıracağın krallık için, başa geçtiğimde iletişimde kalacağız şifacılardan da ordu sağlayacağım sana, anlamadığım yer?"

"Çok uzun konuştun." Grimm kara gözlerini bana doğrultup Derince, tahammülü yokmuş gibi bakmaya başladı."Anlamadığın yer." diyerek tekrar üstlediğinde gözlerimi devirip "Hallederim. Ve evet, Judas var." dedim.

"Buranda sonra nereye gideceksin?" umurunda değildi hem zamanın geçmesi hemde formalite icabı sorduğuna emindim. "Hava hastanesine oradan da büyük ihtimal Hava Krallığına." hava hastanesi, Hava Krallığında kalıp delirmiş olan kişilerin kim oldukları bilinmeyen kişiler tarafından yönetildiği yerdi. Şansa bak ki Aidran Delmar benim çok yakın bir arkadaşımdı. Aynı zamanda Toprak Krallığının çok sevgili veliahtıydı. Toprak Krallığını işgal etmeye başladığımda babasını ben gıkımı çıkartmadan sersemletip öldürmeme yardım edecekti.

"Güzel. Sizin anlamadığınız yer?" işim bitince Grimm'i Su Krallığından alı koyup öldürecektim. Canımı çok sıkıyordu. Kimse bir şey demeyince yüzüne sahte bir gülümseme kondurup ayağa kalktı. Asıl yılışık buydu.

"Daha güzel. O zaman topntıyı bitirelim. dedi ve çekip gitti.

Tam Rat ile gidecekken arkamdan "Rena." diye seslendi. Arkamı dönmeyip söyleyeceği şeyi duymak için durdum. "Sirenlerin iki saattir eğitimde, senin katılmak için bir saatin var değerli kullan." diyerek esasında şimdi çekip gitti.

🌬

Rat'ın kaldığı mini barınaktaydım bir süre. Beni ağırladığından ona karşı daha sevgi doluydum. Suyun altındaydı barınağı. Sessizdi genel olarak. Duyun altında çok ses olmazdı genelde.

"Ne zamandır bu böyle."dediği şeyi algılayamayız birkaç saniye dediği şeyi algılamaya çalıştım. İçimdeki hırstan bahşediyor olmalıydı.

"Yirmi yaşımdayım." neredeyse yirmi bir. Çok hızlı büyüyordum. Zaman çok hızlı geçiyordu.

"Olmuş baya?" dediği şeyle başımı onaylar gibi sallayıp "Sen ne zamandır Grimm'in altındasın?" diye sordum.

Bana ufak bir tebessüm bahşetti. Rat siyah saçlı siyah gözlü esmer oldukça çekici bir adamdı. Benden kat ve kat daha büyük ve olgundu.

"Oldu baya." diye cevapladı. Asırlar bile olmuş olabilirdi. Sirenlerin ömürleri sadece iki yüz dört yıldı. Ben binlerce yıl yaşayabilirdim. İstersem asırlarca...

"Özgür yaşamak için Su Krallığından ayrıldık diye biliyorum. Neden birinin altında yaşatıyorsun onları."

"Özgürlük güvensizlik veriyor. Özellikle şu dönemde avcılar fazlalaştı. Güveneceğimiz kimse yok. Özgürlük biri sana görünmez elleriyle yardım etmeden olmuyor."

"Seni Su Krallığının başa geçireceğim." dediğim şeye oldukça şaşırmış ve afallamış gibi görünüyordu."Ne?"

"Sadece biraz sabret. Hava Krallığını yok ettikten sonra Grimm'i indirip seni geçireceğim Rat."

"Teşekkürler." başımı 'ne demek' der gibi salladım.

"Eee anlat." Başını geriye yatırıp bir süre öyle durdu. Yorulmuştu sanırım. "Neyi?" saha fazla yormak istesemde bir kere sormuştu. "Amacını." dudaklarını büzüp düşünüyormuş gibi yaptı. "Aşk?" evrende yapılacak milyarlarca şey vardıran aşk mı? Le kadar klişe ama! "Ne?"

"Bir gün aşık olunabilecek biri olmak istiyorum." mantıklı fikirler verebildiğini düşünmüyordum. Yorgundu. "Ne? Köpekbalıklarına tapsan daha az yadırgardım herhalde." alayın karşısında sırıtarak gözlerini tekrardan gözlerime kilitledi

"Köpekbalıklarına zaten tapıyorum. Onlar mükemmel yaratıklar."

"Ama biz sevilmeyecek kadar kötü insanlarız."

Başını onaylar gibi salladı. Artık verebileceği tepkileri ezberlemiştim. "Bir gün aşık olmazsak yıllar yıllar sonra birbirimize aşık olalım mı?" Sırıtarak başımı hafifçe yana yatırdım. "Daha saçma bir istek duymadım ben." Gülerek "İşte, parmağını getir" dedi. Serçe parmağımı tutarak kendine doğru yakınlaştırdı. Sonra kendininkini benim parmağıma yaklaştırarak serçe parmağını parmağıma kenetleyip "Söz ver." dedi.

"Söz. Hadi sende."

"Söz."

🌬

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.