🌬
Hovan'la elele tutuşup hem yan odadaki toplantı odasına adımladık. Bu oda bu kattaki en büyük odaydı. Kocaman masadan başka raflarda dosya doluydu.
Masada, Hovan'ın asistanı, Hovan'ın en sadık yardımcısı, kardeşi ve Judas oturuyordu. Hovan başa oturduğunda ona en yakın sandalyeye geçmem için beni yanına çağırdı. Sandalyeye geçtiğimde Judas'a bir bakış attım. Judas'ın tanına geçmiştim. Karşımda Hovan'ın kardeşi vardı, karşımdaysa yardımcısı. Hovan'ın asistanı ayaktaydı.
"İsyan'ı çıkaran halktan bazıları suikastçileri onaylıyorlar. Durum vahim. Hızlıca olay yerine gitmek gerek. Onları ancak hükümdar susturabilir. Isıa'da olmuş."
Asistan konuşunca "Sizde geliyorsunuz." dedi. Başımı salladığımda "Sen dışında masadaki herkes."dedi. "Sen Keure'yle kal." diyerek beni tembihledi. Asistanın adı Keure olmalıydı. Saniyeler içinde odadaki herkes ışınlanıp Isıa'ya gitti.
"Ne zamandır?" Keure konuşunca başımı ona çevirdim. Nihayet kız kıza konuşabilecektik. Fakat dediğini anlamıştım. "Ne ne zamandır?" Hafif grimsi saçlarımı yüzünden çekerek geri doğru itti. "Hovan ve sen."
Bu konuyu konuşmak istemiyorum. Kendimde değildim o kadar. Ne yaptığımı bilmiyordum. "Haa...şu konu. İnan bilmiyorum." yanıtım baştan savma ve güvensizlik içeriyordu.
Siyah gözleri bu cümleyi söylerken dinmiş gibiydi. "Onu seviyor musun?" bu sorular nerden geliyordu ve neden bitmiyordu? "Bilmiyorum."
"Onun kalbini kırarsan seni gebertirim.Hayatına anlam veren her şeyi elinden alırım." anlamsız ve boş teklifi beni güldürmüştü. Umutsuz bir aşık.
"Hey sakin, ona aşık falan mısın?" dediğim şeyle kaslarını gevşeterek Hovan'ın az önce oturduğu yere oturdu. Beni yakın mesafeden süzmeye başlayınca aynısını ona yaptım.
Beyaz gözlere gergin yüz hatlarına ve kahverengi saçlara sahipti. Tüm bunlar birleşince ortaya bir şaheser çıkmıştı. Derince nefesimi vererek onu izlemeye devam ettim. Hovan benim olmasaydı bu konuda endişelenebilirdim sanırım.
"Onun sonu olmandan korkuyorum sadece kimseye böyle yapışmamıştı." dediklerinden sonra yüzü çöktü. Gerçek yüzü ortaya çıkmıştı. O gerçekten Hovan'ı seviyordu.
Dalgaya karışık "Sana bile." dedim. Benim yüzümdeki gülümsemenin aksine beni öldürecekmiş gibi bakıyordu. Geriye çekilerek aramızdaki mesafeyi fazlalaştırdı. "Kes şunu." diye sertçe baktı bana.
"Özür dilerim sadece dalga geçiyordum." Gözlerini benden çekerek etrafta dolaştırdı. Dikkatini dağıtmışken sorabileceğimi düşünerek konuşmaya başladım. "Hey baksana sana bir şey sora-"
Cümlemi bitirmemişken "Git." diyerek sözümü böldü. Anlamayarak ona döndüm. Tam olarak neyi kast ettiğimi anlamış mıydı yani? "Ne?" diye sordum beni tam olarak nereden kovduğunu anlayabilmek için.
"Hovan'ın yanına gitmekten bahsetmeyecek miydin? Öyleyse git. Aşıksan onu kırmaktan çekiniyorsan."
Gülümseyerek yanına yaklaşık yanağına bir öpücük kondurdum. "Teşekkürler." saniyeler içinde kendimi Başva Köyüne ışınladım. İsyanın nerde çıktığını biliyordum. Bunu bizzat Judas ve ben ayarlamıştık.
Hovan köy meydanına köylü halkı toplamış uzlaşmaya varmaya çalışıyordu. İmkanlardan isyanı esas çıkartan ordum sıvışarak yok olmuşlardı.
Duvara doğru ilerleyerek bir taşın üstüne oturdum. Hovan hepsine daha fazla imkan vermekten bahsediyordu. Hepsiyle teker teker ilgilenip konuşuyordu. Kardeşiyse not alıyordu.
Kardeşi arada bir Hovan'a kaçamak bakışlar atarak ilgilendiğini belli ediyordu. Gözlerini yanına bitmiş topluluktan alarak etrafına bakınmaya başladı. O sırada geride durmuş beni gördü. Gözlerindeki ifadeyi okuyamıyordum. Belki bu çok uzağımda olduğundandı ama gözleri kesinlikle farklı bakıyordu. Kesinlikle çok uzaktaydım ben.
Judas beni fark ettiğinde sırtını bana döndü. Sanırım şimdi umursamama sırası ondaydı. Hovan bakışlarını çekmiş yanında duran adamla ilgilenmeye devam etmişti.
Saniyeler sonra sırtımda derin acılı ve hızlı bir baskı hissettim. Acıyla iki büklüm olurken çatırdama sesi gelmişti. Ne oluyordu? Arkamı dönmeye çalıştığımda gözlerim bir anda karardı ve hareket edemez hale geldim.
🌬