İçeriğe geç

Son Element Oyunu -Gökyüzüyle Dans-

Bölüm 19 · 5 dk okuma

Son Element Oyunu -Gökyüzüyle Dans-

Bölüm 19

Okyanus

🌬

Bir haftadır Judas yoktu. Ve ben bir haftadır Hovan'dan kaçıyordum. Ne yapmaya çalıştığını bilmiyordum fakat bana her be yaptıysa işe yaramıştı. Saatlerce onu düşünüyordum. Bu sürede pek odamdan çıkmamış sürekli Dix ve Jena ile sohbet etmiştim. Tabi bu genelde tek taraflı bir sohbet oluyordu. Onlarla sürekli aynı konuları konuştuğumdan verecekleri cevapları ezberlemişlerdi.

Bu sürede Toprak Krallığındakiler sessizliklerini korurken hava topraklarındakiler yerel halkı etkilemişlerdi. Her an yeni bir kargaşa çıkabilirdi.

Dix'e ve Jena'ya Hovan'dan bahsetmediğim zamanları mini bahçemde geçirmiştim. Hiçbir gelişme yoktu. Neden büyümediklerini bir türlü anlamıyordum. Diğerlerinin çiçekleri kocaman olmuştu. Sanırım çiçek ekimi bana göre değildi.

Bugün yine diğerleri gibiydi. Yemek salonuna inmeyi reddedip bahçeme gitmek için giyinmiştim. Artık hızlı bir şekilde bu krallıktan gitmeliydik. Judas tekrar geldiğinde Hava Kralını öldürme planlarına başlayacaktık.

Tam bahçeme gitme amacıyla merdivenleri teker teker inmeye başladığımda birisi sırtımdaki elbiseden tutarak beni yukarı doğru çekti. Elbisemi bıraktığında merakla beni tutan kişiye döndüm. Judas olamazdı. Benim dışımda her şeyle ilgilenir durumdaydı.

Karşımda Hovan'ı görünce yüzüm istemsizce düştü. İçten içe Judas'ı beklemiştim. Ya da Katherine. "Ne yapıyorsun?" Saçaları bugün daha sağlıklı gözüküyordu. Yüzünde tek iyi halde gözüken yeri saçlarıydı.

Gözlerinin altı morarmış, yüzü kızarmıştı. Ona küçük olan bir kıyafetin içinde yok olacakmış gibi duruyordu. Bizim yaptığımız plan mı onu bu hale getirmişti? Yüzüne baktıkça kendimi daha kötü hissediyordum.

"Benden kaçıyorsun?" bügün olmazdı. Belkide çiçeklerim bahçede çiçek açmışlarsa onları görmeliydim. Yine de bunu ona söylmeden oyunu uzattım."Saçmalık."

"Kaçmıyor musun yani?" ikimizde bu sorunun cevabını biliyorduk. Sormadı saçmaydı.

"Öyle bir kelime kullanmadım."

"Konuşmamız gerek, odama."

"Benim seninle konuşacak konum yok"

"Çocuk gibisin."

"Sen çocuk gibisin."

Hovan derin bir nefes alıp beni kucakladı. "Gel buraya." derdi adından. Beni odasına kadar götürdü. Derin bir nefes aldım.

"Ne var? Beni neden rahatsız ediyorsun?"

"Krallık benim. İstersem seni kovarım."

"Yani tehdit gibi mi algılamalıyım? Sırf seninle konuşmak istemiyorum diye beni koyacağını mı ima ettin sen az önce? Ne iması direkt söyledin. Öyleyse kov beni çünkü senle konuşana bir şeyim yok."

"Hayır, dur bekle. İlk önce dinle beni bi, ardından istediğin yere gitmene izin veririm. Bak ben genelde her şeyi batırıyorum. Yaratılış amacım yok. İyi biri gibiyim. Öyle olmasını çok isterdim ama öyle kalamadım. Halkımın ölümüne, sevdiklerimin ölümlerine nedene oluyorum. Hırsımın önüme geçemem sanıyordum ama diğer krallıklarla ayrılmadığını sne hayatıma girmeden önce anlamamıştım. Ben her şeyi mahveden tarafım, işin asılı ben bu krallığın, paraların, bu yönetimin ardından kimim bilmiyorum. Her yer karanlık. Korkuyorum. Her saniye. Evrendeki her şeyden. Sevdiklerime zarar vermeye kıyamazken bir baktım onların hayatlarını mahvetmişim. Sana beni sevmeni garanti edemem lakin beni kabul edersen seni ölene dek sonsuz sevgiye boğarım. Sen bu sevgide boğulup ölene dek. Pısırık diye bahsetiyorlar benden ve emin olki hiçbir yere uyum sağlayamayan kim olduğunu bilmeyen bir kral olmaktansa pısırık olmayı tercih ederim. Ve izin ver senin pısırığın olayım."

Dedikleriyle nefesim kesildi. Sabitler dakikalar geçti ben durduğum yerde kaldım. Yüzümü yere eğerek Sağ üst dudağımı ısırdım. Dakikalar böyle geçti.

En sonunda nefes alarak aramızdaki bu tuhaf şeyi kabullendim. "Bana kendin bahset." diye mırıldandım başımı kaldırıp gözlerine odaklandığında. Çok mükemmel bakıyordu. Ben gözlerindeki okyanusa dalıp boğulmaya razı oldum o saniye. Okyanusa yağmurlar yağdığını hissettim.

"Az önce kendimi bilmediğimi söylemden mi zaten? Sen kendine bahset." dediği şeyle yanından ayrılıp odasını dolanmaya başladım. Dosyalarını karıştırıp bir şey arıyormuş gibi yaptım. "Zaten beni tanıyorsun, kim olduğumu biliyorsun. Parti gecesi söyledin."

Hovan'a yaklaşarak yanında bittim. Aramızdaki mesafe yok denebilecek kadar azdı. Nefesi nefesime karışıp beni gıdıklıyordu. Bu kadar yakında olduğumdan bendenime sinyalleri göndermiştim. Kalbim yerinden çıkacak gibi çarpıyordu. "Parti gecesi olanları hatırlamıyorum. Ama senin kim olduğunu biliyorum. Evrendeki en güçlü kadın." dediği şeye gülerek daha fazla yanına yaklaştım. parmak uçlarımda yükselerek onun boyuna geldim. dudaklarına nefesimi üfleyip hızla geri çekildim.

Geri çekildiğim saniye beni belimden yakalayarak kendine çekti. Üstüme eğilerek dudaklarıma yapıştı. Gözlerim sımsıkı yumarak kendimi ana bıraktınız Nefesi ferahlatıcıydı. Belimdeki elini sıkılaştırarak diğer elini yüzüme yerleştirdi. Bu hareketi istemizce bana güven vermişti.

Görevim Hovan yüzünden alt üst oluyordu. Ve ben buna razıydım. O buna değerdi. Benim güzel hükümdarım.

Öpüşünü derinleştirmek için dudaklarını şehvetle ağzımın içine yuvarladı. Ellerimi onun boynuna yerleştirip kendimi ona bastırdık. Ona olabildiğince yakın olmak istiyordum. Bana birkaç günde neler yapmıştı. Bacak aramın ıslandığını fark edince bacaklarımı birbirine bastırdım.

O hırsla bana sahip olmaya çalışırken bilmediği tek şey abana sahip olamayacağıydı. Yaptığım hareti fark etmiş olacakki saniyelik dudaklarımız ayırıp bacaklarımı aralayıp beni koltuğa yasladı. Koltuğa oturduğunda dibime girerek bacaklarımı daha fazla aralayıp bacak arama yerleşti.

Ellerini çeneme sıkıca yerleştirip ona bakmamı sağladı. "Ne hissediyorsun."

düşünmeye başladım neler oluyordu kalbime? Bedenime? derin bir nefes alarak "Bilmiyorum." yine yanıtladım. "Karmaşık." başını sallayarak "Birazdan anlarız onu." dedi.

Ellerini tekrar yüzüme yerleştirip bu kez daha hızlı ve daha şehvet dolu öpmeye başladı. O a istekle karşılık verim. Onun yanında rölü bırakıyor gibiydim. Ne yaptığımı bilmiyordum ama delirmiş gibiydim. Giydiği, ona fazlasıyla yakışan beyaz gömleğin düğmelerini asılarak düğmeleri kopardım.

Benden ayrılması için durduğumda öpmeye devam ettiğinden onu iterek sendelemesini sağladım. Bana ne yaptığımı anlamıyor gibi bakıyordu. Ama bu sorun değildi. Gömleğinin açıkta bıraktığı aralıktan karın kaslarını inceledim. Ve birkaç sıyrığı. Karın kaslarını üstünde lanet ve bıçak izleri vardı. İzleri onu bu güne getirmişti. Hayranlıkla vücudunu izledim. Gömleğini yavaşça çıkartarak onu fazlasıyla inceme şansı yakaladım.

Ona karşı ne hissettiğimi bilmiyordum. O kilerine benim sözlüğümde yoktu. Hızla yerlerimizi değiştirerek koltuğa oturttum. Yavaş yavaş karın kaslarını öperek kaşık çizgisine geldim. Çizgiyi yalayarak geriye çekildim. Hızla dayanamıyor gibi oturduğu yerden fırlayarak üzerime doğru yürüdü.

Duvara sertçe yapıştığımda boğazımı serçe tutarak öpmeye başladı. Ona karşılık verdiğimde dudaklarımı ısırmaya başladı. Bütün bunların hepsi sabitler içinde gerçekleşiyordu. İstemsizce durulanlarımdan bir inişti kaçtı. Canım yanıyordu. Ve ben daha fazla yanmasını istiyordum.

Beni belimden tutarsak havaya kaldırdıktan sonra kucağına aldı. Öpüşe ye devam ederken ustalaşmış sayılırım. Duvarla onu arasında sıkışmışken kendini bana daha fazla yasladı. Hissedilebiliyordum.

Onu dualarını ısırarak kaybetmeye çalışırken kapı sertçe açıldı. Hovan başını kaldırarak gelene baktı. "Köyde kargaşa çıkmış, halk isyan ediyor." gelen Hovan'ın asistanıydı. Hızlıca konuşarak içeri daldığında abajurlarımız ona kitlenişti.

Hovan "Çık dışarı!" diye gürlediğinde asistanı özür dilerlerse hızla çıktı. Hovan ofisin en uç köşesindeki çekmeceyi açarak beyaz bir gömlek çıkardı. Ben üstüme başıma çeki düzen verirken bir çırpıda giyindi. Utanmıştım. Aramamda her ne varsa bu ü kimse öğrenmemeliydi.

Hoca ise bunu. Tam tersini düşünüyormuş gibi bana yaklaşıp ellerimi tuttu, yüzümü okşayarak kapıya doğru yürümemi sağladı. Bu kapıdan geçtikten sonra her ne olacaksada beraber olacaktık.

🌬

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.