Şarkı önerim;
Liability/Lorde
"Bir çığlık, karanlığın ördüğü zamanı yıkarak, Metha'nın kaderine dokunan bir yankı bıraktı."
"Bir asilzade, sosyal sorumlulukları yerine getirmeli, liderlik becerilerinizi geliştirmek için size verdiğim görevleri yerine getirmeyi unutmayın." diyen kadını umursamadan asalet ve kraliyet rehberi kitaplarına göz ucuyla baktım. Bugün kesinlikle asilzade kütüphanesine uğramam lazımdı. Daha önce oraya gittiğimde şövalye bilgeliği diye bir şey görmüştüm. Madem onlar beni eğitmiyordu, o zaman ben kendi kendimi eğitebilirdim. Zaten bir asilzade olduğum için beni içeri alırlardı. Ben de içeriden aldığım kitap ile sarayın arka bahçesinde istediğim gibi çalışabilirdim. Ancak babam beni yakalarsa sonu hiç iyi olmazdı. Beni sarayın diğer bölgelerine, daha az prestijli bir yere gönderir veya asilzade unvanımı geçici olarak askıya alabilirdi. Bu yüzden bahçenin ormanlık kısımlarında çalışma yapabilirdim.
Şövalyeler büyük çanı çalınca düşüncelerimden sıyrıldım. Lala çıkmamıza izin verdiğinde ben de kitapları buz mavisi çantama yerleştirip ayağa kalktım. Bu son dersim olduğu için rahat rahat asilzade kütüphanesinde araştırma yapabilirdim. Bu yüzden şimdiki hedefim asilzade kütüphanesindeki şövalye bilgeliğini almak ve arka bahçede çalışmaktı. Hedefimi gerçekleştirmek için hızlı adımlarla sınıfın kapısına doğru yürüdüm. Şu an sınıfların bulunduğu birinci kattaydım. İkinci kat sadece asillerin ve onların özel seçtikleri kişilerin olabileceği bir kattı. Üçüncü kat ise kral, kraliçe gibi soyluların girebileceği bir kattı. Benim hedefim ikinci kattaydı. Aslında bu katta da bir kütüphane vardı ama aradığım kitap ikinci kattaki kütüphanede bulunuyordu ve o kütüphane, bu kattakinin neredeyse üç dört katı büyüklüğündeydi. Bu yüzden adımlarımı hızlandırarak merdivenlere yöneldim.
Merdiveni daha yeni bitirmiştim ki bir şeye çarptım ve yerimde sendeledim. Durmak için ayağımı bir adım geriye attığım sırada ayağım boşluğa geldi. Ben tam merdivenlerden düşecekken biri belimden tuttu ve beni öne doğru çekti. "İyi misiniz leydim?" duyduğum erkek sesiyle başımı kaldırdım. Kumral saçları olan ve çim yeşili gözleriyle bana bakan bir şövalye gördüm. Aslında o ikinci kattaydı ve ben ikinci kata çıkabilen herkesi tanırdım ama onu ilk defa gördüğüme yemin edebilirdim. "Ben iyiyim, ama seni ilk defa görüyorum. Yeni mi işe alındın?" diye sordum dayanamayarak. O da önce sağ elini sol göğsüne bastırıp bana selam verdi. Ben de onun selamını alıp başımla karşılık verdim. Hemen sonra doğrulup cevap verdi. "Ben bu krallıktan değilim, leydim. Ben buraya Prens Alaric’in emrinde çalışıyorum."
Prens Alaric mi? O Eryndor’un prensi değil miydi? Burada ne işi var?
Merakıma yenik düşüp sordum. "Prens Alaric mi? O Eryndor’un prensi değil mi? Neden burada?" İlk başta bir şeyler söylemek için ağzını araladı ama sonra hemen geri kapattı. Daha sonra ağzında bir şeyler geveledi. En sonunda ise cevap verdi. "Evet, Eryndor’un prensi ama size neden burada olduğumuzu şimdilik söyleyemem leydim. Affedin." deyip tekrar önümde eğildi.
Ne demek söyleyemem? Yine babam ne işler çeviriyordu? Umarım bu beni etkilemez! "Neyse, burada ne kadar kalacaksınız?" sorduğumda doğruldu ve çim yeşili gözlerini bir an da olsa bana dikti. Sanki bir şey söylemekle söylememek arasında gidip geliyordu. Nihayet derin bir nefes aldı ve yanıtladı: "Şimdilik bir süre burada kalacağız, leydim. Ama tam süreyi bilmiyorum. Prens Alaric’in talimatlarına bağlı." Cevabı yeterince açıklayıcı değildi ama daha fazla zorlamanın bir anlamı da yoktu. Sadece selam vererek yanından geçtim. Kütüphaneye doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım. Çok fazla zaman kaybetmiştim. Bir an önce o kitabı bulmam lazımdı. Kütüphane saat dörtte kapanacaktı ve şu an saat üçtü; bu yüzden acele etmem gerekiyordu.
Koridordan sağa döndüğümde kütüphane hemen solumdaki odadaydı. Şövalyelerin önünde durdum ve konuşmaya başladım. "Kapıyı bana açacağınızı umuyorum." dediğimde kütüphanenin kapısını araladılar. Onlara içtenlikle gülümseyip içeriye girdim. Ben girdikten sonra kapıyı hemen kapattılar. Bu kütüphanede Metha Krallığı’nın bütün geçmişi yer aldığı için burayı çok özenle koruyorlardı.
Hemen solumdaki ilk rafa yöneldim. Neredeyse bütün kitapları es geçtiğim sırada arkamda bir ayak sesi duyunca irkilerek arkamı döndüm. "Sizi korkuttuysam üzgünüm leydim." diyen kişiyi görünce gözlerimi kocaman açtım. Karşımdaki kişi Adel’di. "Adel, burada ne işin var?" sesim fazla meraklı çıkınca gülümsedi. "Size birkaç farklı kitap bulmam için gönderildim." soruma yanıt verdikten sonra sorgulayan bakışları beni buldu. "Peki sizin burada ne işiniz var?" sorduğu soru ile bakışlarımı kaçırdım. Ben bakışlarımı kaçırınca bıkkın bir ifadeyle bana baktı. "Yine kralın onaylamayacağı bir şey yapıyorsunuz, değil mi?" sesi bakışlarından daha bıkkın çıkınca ona kıkırdayarak kitapları gösterdim. "Bu kitapların arasından benim istediğim kitabı bulabilir misin?" dediğimde başını onaylar anlamda yavaşça salladı.
☽⚜︎-------------------------------------------------------------------------------⚜︎☾
"Hadi ama bu kitapla ne yapacaksınız?" Kütüphanenin kapanmasına sadece beş dakika kalmıştı ama hâlâ kitabı bulamamıştık ve ben bulmak için itiraz ettiğim için Adel sürekli yakınıyordu. "Hadi Adel, biraz daha hızlı! Onu bulmamız lazım!" O kitabı gerçekten bulmamız lazımdı. Ama Adel bunu bir türlü anlamıyordu. "Ama bulamıyoruz çünkü sadece ben arıyorum!" şimdide her işi sadece kendi yapıyormuş gibi yapıyordu ama bende çalışıyordum!
"Adel çok sızlanıyorsun. Ayrıca bende arıyorum." cümlemi yeni bitirmiştim ki aradığım kitap ile göz göze geldim. "İşte burada Adel!" sesim tahmin ettiğimden de heyecanlı çıkmıştı. Bu durum Adel'i güldürürken beni daha çok heyecanlandırmaktan başka bir işe yaramıyordu. Hemen kitabı diğer tozlu kitapların arasından çekip aldım. Bu kitapta ihtiyacım olan tüm bilgiler bulunuyordu. Heyecanla elimde tuttuğum kitabın üzerindeki tozları elimle silkeledim ve Adel'in göz hizasında tuttum. "İşte bu aradığım kitap!" Adel elimde tuttuğum kitabın ismini okuyunca gözleri kocaman açıldı. "Kral sizi şu an bu kitabı tutarken bile görse neler yapacağından haberinizin olduğunu umut ediyorum." Adel beni hiç tanımıyormuş gibi konuşuyordu. "Ben asla babamdan korkmadım ve korkmamda." dedim cüretkar bir ses tonu ile. "Anlıyorum prenses ama yine de dikkatli olun derim." Benim sesim ne kadar cüretkar çıktıysa onun ki de bir o kadar endişeli çıkmıştı. Benim için endişeleniyordu. Ona gülümsedim ve yaklaşıp onu anlından öptüm. Bizi uzaktan gören biri kesinlikle bizi kardeş zannederdi. Aslında bende onunla gerçekten kardeş olmayı isterdim ama maalesef annelerimiz ve babalarımız farklıydı.
Onu öpünce yüzünde tatlı bir gülümseme yerini aldı. Tam bir şey söyleyecekken şövalyeler artık kütüphaneden çıkmamız gerektiğini söylediler. Bizde onlara zorluk çıkartmayıp oradan ayrıldık. Koridorda yürürken başımı çevirip omzumun üzerinden dışarıya baktım. Benim bu saatten sonra sarayın dışına çıkmam yasaktı çünkü ben küçükken bu saatlerde dışarı çıkmıştım ve tam da o sırada beni kaçırmaya çalışmışlardı. Akıllarınca beni kaçırdıktan sonra babam ortaya beni bulmaları için para ödülü verecekti ve onlarda beni sonradan bulmuş gibi yapıp parayı alacaklardı. Ama bir şekilde onların beni kaçırdığı babamın kulağına gitti. Daha sonra beni geri alıp o adamları astırdı ve normalde benden sorumlu olan şövalyeler benim yanımdan ayrıldığı için onları da işinden attı. O gün bugündür dışarı bu saatte çıkmam yasak. Bende o yüzden işimi yarına bıraktım ve odamın yolunu tuttum. Adel'de yanımdan ayrılmıştı. Bu yüzden tek başıma odama doğru yürürken aklıma yaklaşık bir saat önce tanıştığım şövalye geldi. O başka krallıktan olduğu halde ona güvenebilirmişim gibi bir his oluşmuştu içimde.
Hani derler ya iyi insan lafının üstüne gelir. Tam odamın önüne varmıştım ki kumral saçlı şövalye yine karşıma çıktı. O da beni görünce hemen sağ elini sol göğsüne bastırıp biraz eğildi. Bende karşılık olarak bu sefer bende ona küçük bir röverans yaptım. Daha sonra ikimizde doğrulduk ve bu sefer ilk konuşan ben oldum. "Adınız neydi şövalyem?" dediğimde duraksadı.
Bu ilk önce bekleyip sonra konuşmak onun alışkanlığı falan olmalıydı herhalde. O da benim düşündüklerimi duymuş gibi konuşmaya başladı. "Hayır leydim, bu benim alışkanlığım değil." dediğinde anlamaz gözlerle ona baktım. Bu şövalye benim zihnimi falan okuyor olamazdı değil mi? "Duraksamamın nedeni, benim geldiğim yerde şövalyelere pek bu şekilde hitap etmezler. O yüzden biraz şaşırdım." Yüzüme bir gülümseme takındım ve konuşmaya başladım. "Ama Meta Krallığındasınız şövalyem ve burada tam tersi." dediğimde onunda yüzünde küçük bir gülümseme belirdi. "Haklısınız leydim." dedi kibar bir sesle. Daha sonrada yine tam eğilecekken durdu. Daha sonrada bana baktı. "Şu an Meta Krallığındayım ve nasıl kendimi tanıtacağımı bilmiyorum." arada kalmış sesine kıkırdadım. "Normalce kendinizi tanıtabilirsiniz şövalyem." deyip ona kendini tanıtması için fırsat verdim. O da bunu anlayıp kendini tanıtmaya başladı. "Öncelikle ben Eryndor'lu ve Prens Alaric'in kişisel şövalyesiyim. Adım Elliot Silva. Son olarak yirmi yaşındayım." dedi ve sustu. Bende gülümsemeyi silmeden kendimi tanıtmaya başladım. "Ben Meta Krallığının öz prensesiyim. Adım Nora Takhisis. Son olarak on dokuz yaşındayım." Dediğim de ikimizde güldük. Daha sonra ona rövans yaparak başımı hafifçe öne eğdim. "Sizinle tanışmak büyük şeref şövalyem." O da bana uyarak sağ elini sol göğsüne bastırarak benim gibi başını hafifçe öne eğdi. "Asıl sizinle tanışmak büyük şeref leydim." Elliot tam sözünü yeni bitirmişken sarayda bir çığlık sesi yükseldi. Aynı anda başımızı kaldırıp çığlığın geldiği yöne döndük. "Bu ses çok tanıdık." dedi Elliot. Aslında çığlık banada tanıdık gelmişti. Biraz düşününce aklıma gelen şeyler ile yutkundum.
Çığlık çok tanıdık gelmişti çünkü bu Adel'in çığlığıydı! "Kahretsin bu Adel'in çığlığı!" dedim panikleyerek. Hızla Elliot'a döndüm. "Hadi gidelim. Başına bir şey gelmiş olabilir." o da dediğim şeyi kafasıyla onayladı ve sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladık. Çığlık Adel'in gittiği yönden geldiği için aynı yerleri tekrar geçtik. Yol ayrımına gelince biraz yavaşladık. Önümüzde merdiven vardı ama ses bu kattan geliyordu. Bu yüzden etrafımıza bakınmaya başladık. Sol tarafımdan gürültüler yükselmeye başlayınca o tarafa doğru koştuk. Bir kere daha sola dönünce karşımızda bir kalabalık vardı. Elliot ile ikimiz kalabalığın arasından sıyrılarak öne doğru yürürdük. En öne ulaşınca Gördüğümüz şey ile gölerimiz nerdeyse yuvasından çıkacaktı. Duvarın kenarında kafası kopmuş bir şekilde duran üvey annemi görünce midem bulandı. Kusmamak için kafamı kaldırınca duvarda üvey annemin kanı ile yazılan yazıyı görünce buz kesildim.
Duvarda kanla 'NORA TAKHİSİS BENİ BUL!' yazıyordu. Hadi ama niye ben? Bakışlarımı yere çevirince Adel'in yerde oturduğunu gördüm. Ona bir şey olup olmadığını görmek için yanına yanaştım. "Adel iyi misin?" sesimi duyunca bir anda kafasını bana doğru çevirdi. Gözleri ağlamaktan yorgun bakıyordu. Beni görünce oturduğu yerden kalktı ve koşarak bana sarıldı. Derin bir nefes aldım. "Sakin ol Adel." dedim sesimi yumuşatmaya çalışarak. Ben konuşunca bana daha sıkı sarılınca bende onun sarılışına karşılık verdim. Büyük ihtimalle Adel bügün yaşadıklarını uzun süre unutamayacaktı. Burada kalmaya devam ederse psikolojisi daha çok bozulacağı için onu kendi odama götürme kararı aldım. Adel'den ayrılıp elini tuttum ve onu kalabalığın arasından çıkarttım. Daha yeni çıkmıştık ki bu tarafa doğru gelen babamı gördüm. Endişesi yüzünden okunuyordu. "Nora şükürler olsun iyisin!" koşar adımlarla yanıma gelip bana sarıldı. "Ben iyiyim baba ama eşin için aynısını söyleyemem." benden ayrılınca onu dikkatlice inceledim ama yüzünde en küçük bir üzüntü ifadesi bulamadım. "Nora, odandan çıkmayacaksın. Bu suikastı kim yaptıysa o asılmadan odandan dışarıya adımını dahi attığını duymayacağım!"
Babam onu bulmaktan söz ediyordu ama onu bulabileceğini hiç sanmıyordum. Çünkü her kimse bu saraydan ya da bu krallıktanmış gibi değil. Bu krallıktan kimse böyle bir şey yapmaya cesaret edemez. Bu daha farklı bir şey. Ama ne? Beni düşüncelerimden tutup çıkaran bir şövalyenin krala seslenmesi olmuştu. "Lordum burada bir not var!" babamla bakışlarımızı bir birimizden çekip arkamızı döndük. Elliot elinde ir parşömenle yanımıza geldi. Babamdan önce davranıp kanlı parşömeni elime aldım. Elimin kan olmasını umursamadan parşömeni açtım. Parşömenin içinde sadece bana yazılmış bir not vardı.
Notta şunlar yazıyordu;
"Nora Takhisis, gerçekleri öğrenmek istiyorsan gece yarısı sarayın kuzey kapısına gel. Yanında kimse olmasın. Unutma, sırlar kanla yazılır."
Anlamaz gözlerle parşömene bakmaya başlayınca babamda meraklanıp sordu. "Ne yazıyor notta Nora?" Onlar notu görmesin diye parşömeni hızla geri kapattım. "Hiç bir şey yazmıyor." diye onları geçiştirdim. Adel'in bileğinden tutup onu odama doğru sürükledim. Kimse beni görmeden gece yarısı odamdan çıkmam lazımdı. "Parşömende ne yazıyordu abla?"
"Odama gidelim söylerim Adel."
☽⚜︎-------------------------------------------------------------------------------⚜︎☾
"Yani o nota güvenecek misin?" başımı onaylar anlamda salladım. "İçimden bi his ona güvenmem gerektiğini söylüyor." ona biraz daha yaklaşıp ellerini tuttum. Şimdi gitmesi lazımdı. Saat gece yarısına geliyordu. "Saat gece yarısına geliyor. Artık gitmen lazım." O da itiraz etmedi ve başını sallayıp gitti. Gece yarısına yarım saat vardı. Bu yüzden biraz kütüphaneden aldığım kitaba göz gezdirebilirdim. Kitabı uzanıp elime aldım. Kitabı karıştırırken içinden bir not daha düştü. İçimden 'Bir not daha mı?' diye geçirmeden edemedim. Notu elime alıp okumaya başladım.
"Yalnız gelmelisin, ama unutmamalısın: Gece yarısı kuzey kapısına varman, sonra hangi yolu seçeceğin seni test edecek. Saraya yakın birisi seni bekliyor, ama dikkat et—gölgelerdeki dost her zaman güvenilir olmayabilir. Sözleri takip et, bedelini ödemek zorunda kalabilirsin."
"Buda neydi şimdi?" yine hiç bir şey anlamamıştım. Ama aklıma gelen şey ile buz kestim. Biri benim hangi kitabı alacağımı biliyor olmalıydı ki bu notu koymuştu. "Sen kimsin?" sesli düşündüğümü fark etmemeiştim. Belki başka notlarda vardır diye kitabı tekrar elime aldım. Tekrar kitabın sayfalarını karıştırmaya başladım. Ama içinden hiçbir şey çıkmadı. Ben kitabı incelerken kapıda bir gürültü koptu. Sanırım saryada yine birşeyler olmuştu. Kapıdaki şövalyeler gidince bende gizlice odamdan çıktım. Babam sarayda yaşanan bu olaylardan sonra kapıma iki tane en iyi şövalyelerinden dikmişti. Onlardan kurtulmak için bu olayı kullanabilirdim.
Parmak uçlarımda odamın kapısını kapattım ve kuzey kanadına doğru yürümeye başladım. Kuzey kapisindaki şövalyelerinde olmadığını görünce rahat bir nefes aldım. Aralık kapıdan dışarı çıktığımda diğer şövalyelerinde olmadığını görünce içimde bir ürperti oluştu.
Normalde görev yerlerini terk etmezlerdi. Nereye gitmiş olabilirler?
Ben şaşkın gözlerle kendi etrafımda dönerken saraydan bir çığlık sesi daha yükseldi. Ben tam sarya girecekken biri beni kolumdan tutup durdurdu.
"İçeriye gitmemelisiniz leydim."
