İçeriğe geç

Son Ejderha Efendisi

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Son Ejderha Efendisi

Bölüm 2

★*GİRİŞ*★

Şarkı önerim;

Young and Beautiful/Lana Del Rey

"𝐊𝐀𝐋𝐁𝐈𝐌 𝐊𝐈𝐑𝐈𝐊𝐓𝐈 𝐓𝐈𝐏𝐊𝐈 𝐎𝐍𝐃𝐀𝐍 𝐆𝐄𝐑𝐈𝐘𝐄 𝐊𝐀𝐋𝐀𝐍 𝐊𝐎𝐋𝐘𝐄 𝐆𝐈𝐁𝐈, 𝐊𝐀𝐋𝐁𝐈𝐌 𝐘𝐀𝐑𝐈𝐌𝐃𝐈 𝐓𝐈𝐏𝐊𝐈 𝐎𝐍𝐔𝐍 𝐊𝐀𝐋𝐁𝐈 𝐆𝐈𝐁𝐈"

Uyanık olmama rağmen hala yatakta yatıyordum ve tavanı izliyordum. Bir türlü düşüncelerimden sıyrılamadığım için ben de onlardan kurtulmayı değil, onların üzerine gitmeye karar vermiştim. Fakat bu pek de iyi bir karar olmamıştı çünkü bu sefer aklımda haddinden fazla soru işareti oluşuyordu. Tüm bu soru işaretlerini

çözmekse hiç kolay olmayacak gibiydi.

"Artık kalkmalısınız hanımım." Duyduğum sesle yatakta doğruldum ve sırtımı yatak başlığına yaslayıp, oturur pozisyona geldim. Gözlerimi ise kestane saçlı kızın bal

rengi gözlerine diktim. "Adel şu an kimse yok yani benimle rahat rahat konuşabilirsin." dedim. Daha önce benim ile bu şekilde konuşması hiç hoşuma gitmediği için benim yanımda bana ismim ile seslenmesini istemiştim ancak babam bu nedenden dolayı az kalsın Adel'i kovuyordu. Bu yüzden sadece tek olduğumuzda benimle normal konuşabiliyordu.

"Madem öyle o zaman artık yatağından kalk ve üstünü değiştir abla." Aslında ikimizde hemen hemen aynı yaştaydık. Sadece ben ondan bir yaş daha büyüktüm. Ayrıca aramızda hiç kan bağı olmadığı halde onunla abla kardeş gibiydik. Bu yüzden bana çoğunlukla abla derdi. Doğrusu bende buna alışmıştım. Aklımdaki düşüncelerden sıyrılıp ona içtenlikle gülümsedim ve örtüyü üstümden kaldırıp yataktan çıktım. "Madem beni yataktan kaldırdın o zaman bana bunun nedeninide söylersin herhalde değil mi?" Yatakta yatarken elinde tuttuğunu görmediğim elbiseyi aceleyle elime tutuşturdu. "Çünkü ahlak talimi¹ yakında başlayacak."

Yine şu talimler! Keşke alacağım talimleri ben seçebilseydim o zaman kesin olarak şövalyelik talimi alırdım. "Bu yüzden hemen üstünüzü giyinmeye başlayın. Yoksa geç kalacaksınız!" Haklı olduğu için daha fazla uzatmayıp, giyinmek için ahşap paravanın arkasına geçtim ve Adel'in elime tutuşturduğu beyaza yakın açık mavi elbiseye baktım. Kumaşın dokusu, parmaklarımın arasında pürüzsüz bir su gibi akıyordu. Hafifliği şaşırtıcıydı, ama bir o kadar da güçlü bir zarafeti vardı. Bir de pelerini olduğunu yeni fark ediyordum. Buz mavisi pelerinin üzerindeki beyaz işlemeler, sanki el işçiliği değil de, kar tanelerinin dokunuşları gibiydi. Elbiseyi kaldırdığımda, altındaki tül katmanlarının zarifçe birbirine karıştığını gördüm; sanki bir bulutu ellerimde tutuyormuşum gibiydi. Adel'in gerçekten de iyi bir tarzı vardı. Elbiseyi incelemeyi bırakıp giyinmeye başladım. Yoksa Adel'in dediği gibi talimlere geç kalacaktım. Bu yüzden hızlıca üzerimdeki beyaz kalın askılı geceliğin askılarını omuzlarımdan düşürdüm ve onu üstümden attım. Aceleyle ahşap pervanenin üzerine attığım elbiseyi aldım. Ben elbiseyi üzerimden geçirirken. Adel tekrar konuşmaya başlayıp, bana bu günkü talimler hakkında bilgi vermeye başladı. "İlk taliminiz ahlak." Elbiseyi giydikten sonra buz mavisi pelerini de üzerime attım ve önündeki görünmeyen küçük düğmeyi birleştirdiğimde arık hazırdım. Pervanenin arkasından çıktığımda Adel'in hala konuştuğunu fark ettim. "Teşekkürler Adel bu kadarı yeterli." diyip onu susturdum. Zaten hangi dersler olduğuyla pek ilgilenmiyordum.

"Hadi geç kalmadan gidelim." Diyerek onu kolundan tuttum ve kapıya doğru sürükledim. Ben kapıyı açarken o kolunu benden kurtarmak için çırpınıyordu. "Hanımım çantanız!" dediğinde durdum ve oflayark Adel'in kolunu bıraktım. Adel de bunu fırsat bilip hemen odadan çıktı. Bende hızlı adımlarla paravanın üzerinde asılı olan ama benim yeni gördüğüm buz mavisi kol çantamı alıp odadan çıktım. "Adel bunu ne zaman oraya astın?" dedim onun yanına varırken. "Bunu size söylediğimi hatırlamanız gerekirdi." dediğinde dilimi ısırdım. Bir kerede açık vermesem olmazdı.

Adel odamın kapısını kapatırken ben çantamı omzuma taktım. Adel'de yanıma geldiğinde yürümeye başladım. "Adel bugün hiç babamı gördün mü?" Onunla birşey hakkında konuşmam lazımdı. Adel başını olumsuz anlamda sallayıp omzunun üzerinden bana baktı. "Hayır hanımım, görmedim." dedi zarif bir ses tonuyla. Adel bir hizmetçi olmasına rağmen içinde bir prenses ruhu taşıyordu ve bunu onu tanımayan biri bile anlardı. O bir prensesin olması gerektiği gibiydi; zarif, sesini yükseltmeyen, anlayışlı, denileni yapan ve sadık biriydi. Ama ben hep prensler gibi savaş eğtimi almak istedim. Hep bir aykırı oldum ve bu yüzden üvey annem beni hiç sevmedi. Ama benim öz annem hep prensler gibi eğtilmiş ve yetiştirilmişti. Zaten bir savaşta cesurca savaşırken ölmüştü. Ondan geriye kalan tek şey ise kırık bir kolyeydi. Babam onu bana ben beş yaşındayken vermişti. Bana onu boynumdan hiç çıkartmamam gerektiğini, o zaman hep benim ile olacağını söylemişti. O kolyeyi yıkanırken bile boynumdan hiç çıkarmamıştım. Ortasında çatlak bir siyah taş olan gümüş kolyeye baktım. Onu o kadar çok görmek istiyordum, ama yapamıyordum ki kalbim gerçekten yarımmış gibi hissediyordum. Söyleyebileceğim sadece bir söz vardı;

kalbim kırıktı tıpkı ondan geriye kalan kolye gibi, kalbim yarımdı tıpkı onun kalbi gibi.

Adel ne düşündüğümü anlamış olacak ki elini omzuma koydu ve içtenlikle gülümsedi. "Üzülme sakın!" dedi motive edici bir sesle. "Üzüldüğünü görmeyeceğim abla." dedi yüzüme düşen bir tutam kahverengi saçı kulağımın arkasına sıkıştırırken. Ona gülümsedim ve saçımla oynayan elini tuttum. "Seni seviyorum kardeşim." İç çekerek söylediklerime kıkırdadı. Ona ilk defa kardeşim demiyordum ama ona bu şekilde hitap etmem hoşuna gidiyordu. "Mümkünse hep bana bu şekilde hitap et, hoşuma gidiyor." dedi elimi daha sıkı tutarak. Bu sefer kıkırdayan ben oldum. Ona yaklaştım ve yanağına küçük bir buse kondurdum. "Hadi fazla oyalandık gidelim artık." dedim aramızdaki bu küçük sohpete son vererek. O da başını salladı. "Zaten benimde yapmam gereken işler var." dedi ve yanımdan ayrıldı. Artık asalet sınıfına² tek başıma gidecektim.

\Yazar Notu/

Talim¹: Kraliyet zamanında ders anlamında kullanılırmış.

Asalet Sınıfı²: Kraliyet zamanında asillerin sınıfı anlamında kullanılırmış.

Bölüm sonu

2 yorum