Öğleden sonraki boş dersin zili çaldığında, sınıfın içi bir anda neşeyle doldu. Herkes gruplara ayrılıp plan yaparken, ben çoktan yerimden kalkmış ve arkaya doğru dönmüştüm bile. İlker de çantasından telefonunu çıkarıyordu; hareketleri her zamanki gibi sakindi.
"Bahçe planı hâlâ geçerli mi?" diye sordum, masasına yaslanarak.
İlker telefonunu cebine atıp başını kaldırdı. "Geçerli," dedi, yüzünde küçük bir tebessümle. "Hatta istersen önce şu arka bahçedeki banka geçelim, orası güneş alıyor."
Birlikte sınıftan çıkıp merdivenlerden aşağı indik. Koridordaki kalabalığı yarıp okulun bahçesine çıktığımızda, yüzümüze vuran hafif rüzgar ve güneşin o tatlı sıcaklığı iyi geldi. Bahçenin sakin bir köşesindeki tahta banka oturduğumuzda, aramızdaki o kalabalık uğultusu adeta sessizliğe büründü. Yan yana oturuyorduk, omuzlarımız birbirine değiyordu ve bu temas artık aramızda alışkanlık haline gelmişti.
İlker kollarını göğsünde kavuşturup ileriye, boş sahaya baktı. "Biliyor musun," dedi düşünceli bir sesle. "Bazen okulun bu kargaşasından kaçıp böyle sakin kalabilmek inanılmaz rahatlatıcı geliyor."
"Özellikle de hafta sonundan sonra," diye ekledim hemen, istemdışı bir gülümsemeyle. "Sahildeki o rüzgardan sonra burası bana şimdilik fazlasıyla sessiz geldi."
Bunu söylediğim an, İlker'in bakışları bana döndü. Gözlerindeki o yoğun ifade, yine içimde bir şeylerin yerinden oynamasına neden oldu. Aramızdaki o görünmez gerilim, etraftaki diğer öğrencilerin seslerini tamamen bastırmıştı. İlker hafifçe bana doğru döndü, aramızdaki mesafe adeta buharlaştı.
"Sahili aklından çıkaramıyorsun galiba," dedi, sesinde alaycı ama bir o kadar da meraklı bir tonla.
Boğazımı temizleyip bakışlarımı kaçırmaya çalıştım ama başaramadım. "Neden çıkarayım ki? Gayet güzel bir hafta sonuydu işte."
"Güzel miydi?" diye sordu, sesi fısıltıya yakın bir tonda çıktı. Parmakları, bankın üzerinde duran elime doğru tehlikeli bir şekilde yaklaştı. "Sadece 'güzel' mi?"
Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu. Yine aynı köşeye sıkışmıştım ve bu sefer kaçacak yerim yoktu. Tam ellerimiz birbirine değmek üzereyken, uzaktan Uğur'un sesi kulaklarımızı tırmaladı: "Hey, Özgür! Buraya gel, son soruda takıldık!"
İlker istemsizce geri çekildi, ben de hızla başımı sesin geldiği yöne çevirdim. Uğur elinde defterle bize doğru koşuyordu. İçimden milyon tane küfür savururken, İlker hafifçe güldü ve derin bir nefes aldı. Aramızdaki o an yine bozulmuştu ama ikimiz de bunun sadece geçici bir erteleme olduğunu çok iyi biliyorduk.