Tarih dersinin ardından gelen teneffüs, sınıfın içinde bir bayram havası estirmişti. Uğur, aldığı 65'lik notu masaya vurarak kutlarken, "Hiç çalışmadan bu notu almak bir deha işidir oğlum, bakın ve feyz alın," diye havalı havalı konuşuyordu.
Ben ise elimdeki 98 yazan kağıda bakıp sırıtmamak için kendimi zorluyordum. Tabii ki asıl sebebim notum değil, arkadan gelen o bakışlardı.
İlker oturduğu yerden kalktı, boyunun uzunluğunun verdiği o rahat hareketle masamın başına kadar geldi. Elindeki 72 yazan kağıdı hafifçe masaya bıraktı ve kollarını göğsünde kavuşturup bana yukarıdan baktı.
"Bakıyorum da bizim Özgür, Osmanlı'yı alt üst etmiş," dedi, sesindeki o alaycı ama yumuşak tondan ödün vermeyerek. "Padişahlarla arkadaş oldun tabii, 98 ne Özgür? Gizli bir tarih profesörü falan mısın yoksa?"
Gözlerimi devirip kağıdı katladım ve çantama koydum. "Çalışkan olmanın meyvelerini topluyorum sadece," dedim gururla başımı kaldırarak. "Sen de birazcık ucundan kıyısından baksaydın kitaba, şimdi o 72 yerine daha iddialı bir şey konuşuyor olurduk."
İlker hafifçe gülerek masaya doğru biraz daha eğildi, aramıza başka kimsenin giremeyeceği o mesafeyi kapattı. "Benim aklım başka yerlerde kalmış, ne yapayım?" diye fısıldadı sadece benim duyabileceğim bir ses tonuyla. "Mesela hafta sonu sahilde yaşananlar ya da dün akşam telefonda kiminle konuştuğum gibi..."
İçimden bir yerlerin yine erimeye başladığını hissettim. Sevgili değildik, adını koymamıştık ama birbirimize karşı olan bu çekim her geçen gün daha da ele avuca sığmaz bir hal alıyordu. Kalbimin hızlandığını belli etmemek için hemen konuyu değiştirmeye çalıştım.
"Hadi oradan," dedim gülmemeye çalışarak. "Sadece tembelsin, hepsi bu. İtiraf et."
"Tamam, tembelim," dedi İlker hiç itiraz etmeden, yüzündeki o sıcak tebessümle. "Ama bu akşam bunu kutlamamız lazım. Okul çıkışı bizim kafeye gidelim, kazandığın o büyük başarıyı (!) kutlarız."
"Kutlayalım bakalım," dedim başımı sallayarak. "Ama hesabın senden çıkacağını biliyorsun değil mi? 98 alan öğrenci ödüllendirilir."
"Emredersiniz," dedi İlker hafifçe eğilerek.
Tam o sırada çalınan ders zili, anı böldü. İlker yerine dönerken bana son bir kez göz kırptı. Okul çıkışını, kafeyi ve sadece ikimizin olacağı o masayı şimdiden iple çekmeye başlamıştım.