İçeriğe geç

SON CÜMLESİ

Bölüm 1 · 4 dk okuma

SON CÜMLESİ

Bölüm 1

Bölüm 1 – Rayların Sessizliği

Herkesin bir “asla geri dönmem” dediği bir yer vardır.

Benimki, Kayseri'nin kıyısındaki o eski tren istasyonuydu. Yıllarca unuttuğumu sandım. İçime gömdüğümü, arkama bile bakmadan uzaklaştığımı. Ama bazı insanlar hiçbir yere gömülmez. Sesleri, dokunuşları, gülüşleri... Gidince yok olmazlar. İçimizde yankılanırlar, yıllarca.

O yüzden döndüm.

2022'nin Eylül ayıydı. Sabahın altısında, tren garına ayak bastığımda içimde boğuk bir ezgi çalmaya başladı. Rüzgâr, eski demir direkleri sarsarken paslı sesler çıkarıyor, sanki bir zamanlar konuştuğumuz kelimeleri geri püskürtüyordu bana. Bavulum elimdeydi ama asıl yük, içimde taşıdığım on yılın susturulamayan anılarıydı.

Elif.

İlk defa bir ismin, sadece bir isim olmadığını o kızda öğrenmiştim. Elif, yaz demekti. Elif, tren sesi, kitap kokusu, ılık rüzgâr, sessiz bir bakış, ani bir kahkaha, ansızın gelen vedalar demekti. Elif, on yedi yaşımdı.

Ve o yaşa bir daha hiç dönemeyeceğimi bile bile, ayaklarım beni oraya sürükledi.

Trenden indiğimde, gar hâlâ aynıydı. Yük trenlerinin beklediği arka hat, eskisi gibi tenha. Ana binanın camları çatlamış, eski tabelalar paslanmıştı. Ama biri hâlâ cam kenarına saksı içinde sardunya koyuyordu. O detay içimi burktu. Hayat ne kadar değişirse değişsin, bazı insanlar bazı şeylerden vazgeçmiyor.

Kitapçıya gitmeden önce garın karşısındaki kahveye oturdum. O kahvede, yıllar önce Elif’le ilk çayı içmiştik. “Çay, karşılıklı içilirse güzel,” demişti. O zamanlar ne anlama geldiğini anlamamıştım. Şimdi, onsuz yudumladığım her yudum, boğazımda düğüm oluyordu.

Garson, beni tanımadı. Zaten on yıl uzun bir zaman. Adımı bile unutan insanlar olabilir ama ben bir tek şeyi unutmadım: Elif’in sesini.

İlk defa onu duyduğum günü hatırlıyorum.

10 Yıl Önce — Yaz, 2012

O yaz, kitapçıda çalışıyordum. Dedemle birlikte açtığımız eski kitapçı. Raflar, tarih kitapları ve klasiklerle doluydu. Tozlu, sessiz, eski bir dünya. Ben o dünyada kendi hâlimde, rüzgâr gibi geçmesini beklediğim bir yaz tatilini sayfalara gömmüşken, bir gün kapı açıldı.

İçeri, kısa boylu ama gözleri gökyüzü kadar geniş bir kız girdi. Üzerinde kısa kollu beyaz tişört, başında güneşten korunmak için bağlanmış mavi bir fular, sırtında ise siyah bir fotoğraf makinesi çantası vardı. İlk defa birini gördüğümde böyle içimden bir cümle geçtiğini hatırlıyorum: “İşte, film burada başlıyor.”

“Merhaba,” dedi. “Nazım Hikmet’in ‘Sen Yanımda Yoksan’ şiir kitabı sizde var mı?”

Boğazım kurudu. O kitabı çok iyi biliyordum. Hatta elimde tutarken ezberlediğim dizeleri vardı. Ama ağzımdan tek kelime çıkmadı. Sadece başımı salladım. Onun gözleri gözlerime değdiğinde içimde bir kıvılcım çaktı.

“Sen de konuşmuyorsan, bu kitapların dili çözülmez,” dedi gülümseyerek.

O gülüş, yaza dair her şeyi başka bir renge boyadı.

Günümüze Dönüş – Eylül 2022

Kahveden kalktım. Ayaklarım beni otomatik olarak kitapçının sokağına götürdü. Taş döşemeli, dar, eski bir sokaktı. Sağlı sollu dükkânlar kapanmış, çoğu yer ya satılmış ya terk edilmişti. Ama bizin kitapçı... hâlâ ayaktaydı.

Kapısında bir not vardı:

“Bazı sesler unutulmaz. Bazı hikâyeler bitmedi sanır, ama sadece sessizliğe gömülmüştür.”

Altında küçük harflerle sadece bir harf: E.

Kapıyı açtım. Toz kokusu, kitap kokusuyla karışık burnuma doldu. Raflar yerli yerindeydi. Masam hâlâ oradaydı. Üzerine bir şey bırakılmıştı: Eski bir kaset çalar ve yanında bir kaset. Üzerinde el yazısıyla yazılmış: "Dinlemeden gitme."

Kaseti taktım. Tık... Bir çıtırtı geldi. Sonra o ses.

“Biliyorum bu kaseti bulduğunda artık çok geç olacak. Ama bazı şeyler zamanında söylenmez. Kimi şeyler yaşanır, sonra anlaşılır. Seni sevdim. Hiçbir zaman söylenmedi, ama içimde büyüdü. O yaz, hayatımın en iyisiydi. Gitmem gerektiğinde çok şey söylemek istedim. Ama kelimeler hep eksikti. Şimdi, sen buraya geri döndüysen, belki bazı yaraları konuşabiliriz. Belki de sadece... sessizce aynı şehirde kalabiliriz.”

Ses, Elif’indi.

O an dizlerim çöktü. Ellerimle yüzümü kapattım. Gözyaşlarımın sıcaklığı, o kasetin üstündeki tozu ıslattı. On yıl boyunca içimde taşıdığım tüm sorular, o sesle cevap bulmadı ama bir kapı aralandı. En azından artık biliyordum: Elif gitmişti ama unutmamıştı.

Yaz, 2012 – Geri Dönüşler

Elif’le birlikte geçirdiğimiz yaz, küçük şeylerden ibaretti:

Fotoğraf çektiğimiz sokaklar, birlikte okuduğumuz şiirler, her gün istasyonun karşısında içtiğimiz limonatalar, dedemin bize yaptığı közde kahveler… Ama en çok konuşmalarımız kaldı aklımda. Hayat, ölüm, kaçmak, kalmak, sevmek, susmak…

Bir gün sormuştum:

“Hiç âşık oldun mu?”

Gülmüştü. Sonra bakışlarını uzaklara dikmişti.

“Ben... birine aşık olduğumu o gittikten sonra anladım.”
“Kimdi?”
“O da bilmiyor.”

Ve ben o an anlamıştım. Belki de o kişi bendim. Belki de hiçbir zaman söyleyemeyecekti. Ama bazen insanlar susarak sever.

Son gün geldiğinde, sabah kitapçıya gelmedi. Öğlen de gelmedi. Akşam üstü, dükkânın altında mektubu buldum. Kısa, eksik ama kalpten yazılmış birkaç cümle. O gün sanki içimden biri öldü. Elif gitmişti ve ardında sadece sessizlik bırakmıştı.

Şimdi – Eylül 2022

O kasetten sonra Elif’i bulmaya karar verdim. Sesi burada yankılanıyorsa, kendisi de çok uzak değildi belki.

Sokak sokak dolaştım. Fotoğrafçıları sordum. Eski tanıdıklara uğradım. Sonunda bir ipucu çıktı: Elif, son yıllarda bir okulda sanat öğretmenliği yapıyordu. Sessiz bir hayat sürüyordu. Hiç evlenmemişti. Ailesiyle bağları zayıftı. Fotoğraf çekmeye hâlâ devam ediyordu. Ve hâlâ kimseye âşık olmamıştı.

Onu görmek için okulun karşısındaki parka gittim. Elimde bir kitap. İçinde ona yazmadığım mektuplar. O gelene kadar okumaya başladım. Belki bir gün, yanıma oturur. Belki de sessizce geçer gider.

Ama bir şey biliyorum artık:

Elif’in sesi bende kaldı. Ve ben o sesi, asla unutmadım.

~ Bölüm 1 Sonu ~

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.